Katliam devam ediyor

Katliam devam ediyor

08.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Farkında mısınız, ülkemizde kadın katliamı dolu dizgin devam ediyor. Ne kadar yazsak, ne kadar anlatmaya çalışsak boşuna. Duymak istemeyen kulaklar sağır, görmek istemeyen gözler kör!

Bir zamanlar günde bir kadın öldürüldü diyorduk. Şimdilerde her gün iki kadın.

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Bakalım bugün kaç kadın öldürülecek ya da camdan bakarken düşecek?

Başka ne bekliyoruz ki? Devrim Yasalarının 102. yıldönümünde, ülkede bir uçtan ötekine hilafet toplantıları düzenlendiğini gazetemizde Aytunç Ürkmez’in haberinden okuduğumdan beri canım yazı yazmak istemiyor.

Haber özetle şöyleydi:

Cumhuriyetin laik niteliğini belirleyen 3 Mart Devrim Yasalarının 102. yıldönümünde yurdun 50 farklı bölgesinde “Hilafet sadece bir tercih değil şeri ve siyasi zorunluluktur” başlıklı hilafet toplantıları düzenlemişti. Bu toplantılar İzmir’den Van’a uzanan bir coğrafyada eşgüdümlü olarak gerçekleşmişti.

Haberden, Hizbuttahrir örgütünün Yargıtay’ca terör örgütü sayıldığını öğreniyordum. Haberin devamı şöyleydi:

“Örgütün toplantılarında hilafetin kaldırılmasıyla Müslümanların sahipsiz kaldığı iddia edilerek hilafetin sadece tarihsel ve dinsel bir konu olmadığı; siyasi, askeri ve ekonomik alanları da kapsayan mutlak bir zorunluluk olduğu anlatıldı. Bundan hareketle de toplantılarda İslamlık inancının tam anlamıyla uygulanabilmesi için Kuran’da yer alan ayetlerdeki ‘Raşidihilafet’e geçilmesi gerektiği savunuldu.”

Bakalım savcılarımız bu konuda ne önlem alacaklar?

Acaba devleti yönetenler, anayasanın buyruklarını, ettikleri yemini bu kez yerine getirecekler mi?

Laikliği savunanlara soruşturma açanlar, bakalım şeriata savunma düzenlere de soruşturma açacak mı? Bekleyelim görelim.

Bugün kadınlar sokakta, haklarını arıyorlar. Bedenlerine, ruhlarına, hayatlarına, emeklerine, ürettiklerine sahip çıkıyorlar. Bakalım yine kolluk güçleri bu hak aramaları karşısında yine şiddet gösterecek mi?

BİR ÖDÜLÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Önceki gün bana 2026 PEN Duygu Asena Ödülü verildi. Goethe Enstitüsü’nün kitaplığındaki tören duygusal, içtendi. Sanki Duygu da aramızdaydı. PEN yönetiminden ve başkanlığından ayrıldıktan sonra bana verilen ilk ödüldü, belki ondan, heyecanlı ve sevinçliydim.

Ödül kabul konuşmamda şu üç noktayı geliştirdim:

1. Ödülün, benim akıllı, güzel, azimkâr, çok çalışkan ve öncü arkadaşım Duygu Asena’nın adını taşıması. Ve PEN’in bunu kurumsallaştırması...

2. Bugüne dek ödülü alanları sıralayınca (Türkan Saylan ve ÇYDD’den Amargi’ye, Latife Tekin’den Nazan Moroğlu’na uzayan çizgide) adeta Türkiye’nin son 30- 40 yıllık feminizm grafiğini ortaya koyması...

3. Son olarak da PEN’in yeni yönetiminin müthiş bir vefa örneği sergilemiş olması...

Öncelikle muhteşem bir ödül gerekçesi hazırlamışlardı.

O gerekçede yer alan “yazınsal üretiminde kadınların eşit yurttaşlık hakkını, özgürleşme mücadelesini görünür kılmak”, “düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak”, “sanatın ve edebiyatın özgürlükle bağını kurmak”, “sanatçıların ve kadınların sesini yükseltmek”, “kamusal hafızayı diri tutmak”, “laikliği savunmak” gibi tanımlar çok hoşuma gitti.

Hatta bunları ben mi yapıyorum diye şaşırdım. Bunları yapmak için yazmıyorum. Bunları yapmadan yaşayamayacağımı bildiğim için yazıyorum...

Sadece ülkemizde değil, dünyada, hoyratlığın, acımasızlığın, şiddetin doruklara tırmandığı bir coğrafyadayız.

“İnsani” şeylerin , “inceliğin”, duyarlılığın, empati duygusunun, vefa duygusunun pek rastlanmadığı bir ortamdayız.

Egosu şişkin yöneticilerin “ben ben” çırpınışlarıyla hak hukuk, adaleti yok saydıkları, iktidar uğruna her şeyi göze aldıkları, insan yaşamını ve insanlık onurunu ayaklar altında çiğnedikleri bir dönemdeyiz.

Her bireyin daha çok, daha çok karamsarlığa ve yalnızlığa itildiği koşullarda PEN’in oybirliğiyle aldığı bu karara sonsuz teşekkürler. Son sözüm şuydu:

“Gazeteci yazar Zeynep Oral olarak değil, yurdunu seven bir vatandaş, bir anne ve yedi torun sahibi bir büyükanne olarak şunu söylemek istiyorum: Bilginin, liyakatin, emeğin, örgütlü çalışmanın, hak ve hukukun egemen olacağı... Yalanın, talanın, cehaletin, şiddetin, karanlığın, yalnızlığın gerileyeceği; laik bir hukuk devleti, devrimci bir Türkiye özlemiyle... Bu ödülden aldığım güçle elimden geleni yapmayı sürdüreceğime söz veriyorum!”

Yazarın Son Yazıları

Katliam devam ediyor

Farkında mısınız, ülkemizde kadın katliamı dolu dizgin devam ediyor.

Devamını Oku
08.03.2026
Vicdan biraz vicdan

Ey siyaset!

Devamını Oku
05.03.2026
Laiklik için iktidara teşekkür (!)

Gerek Erdoğan’a ve Bahçeli’ye, gerek okuduğunu anlayamayan, kin, nefret dolu duygularla sürüye katılanlara hepimiz sonsuz teşekkür borçluyuz.

Devamını Oku
01.03.2026
İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025