AKP kurmayları sık sık iç ve dış kaynaklı bir “algı operasyonu” ile karşı karşıya olduklarından şikâyet ederler. Onlara göre Suriye konusunda yürütülen ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yıllar sonra “destansı” olarak görüleceğini iddia ettiği politikalar, art niyetli kişiler ve gruplarca karalanmaya çalışılıyor. Özetle AKP her zamanki gibi haklı, geri kalan herkes haksız.
İlerde ne tür “destanların” yazılacağını tarihe bırakmak gerekiyor. Ancak hükumetin tüm karşı çabalarına rağmen dış basındaki “AKP karşıtı algı operasyonunda” yeni bir dalganın başlangıcını görüyoruz. Buna sebep olan da yine AKP’nin kendisi. Bunun somut örneğini, Independent gazetesinin tanınmış yazarı Patrick Cockburn’ın 1 Ağustos tarihli yazısında da görüyoruz. Cockburn’ın ne dediğini uzun uzun anlatmak gibi bir niyetim yok.
Adresi verdim, arzu eden kendisi için okur. Ancak özetlersek, Cockburn İncirlik’ten kalkan uçakların, YPG’ye yardım edip edemeyeceği konusunda Ankara ile Washington arasında yaşanan anlaşmazlık yüzünden üssün hâlâ kullanılamadığına işaret ediyor. Bunun gardını alması için IŞİD’e zaman kazandırdığını belirtiyor. IŞİD’in, AKP iktidarından kaynaklanan bu tür avantajları gözeterek, TSK’nin kendisine karşı yaptığı sınırlı operasyona rağmen Türkiye’yi hedef almaktan çekindiğini söylüyor.
Washington ile “mutabakata” varılırken, üsten kalkan uçakların IŞİD ile sahada savaşan tek etkin güç olan YPG’ye destek sağlayacağı hesaba katılmamışsa, ciddi bir öngörüsüzlük söz konusu demektir. Öngörülüp de kâğıda dökülmemişse o zaman AKP’nin farklı hesaplar içinde olduğuna dair kuşkular iyice körüklenmiş olur.
Hükümetin, İncirlik üssünün kullanımına onay verip, “teröre karşı topyekûn mücadeleye” girme kisvesi altında Kürtlere karşı birkaç cephede birden savaş açtığını söyleyen Cockburn, buradaki asıl amacın AKP’nin Meclis çoğunluğunu kaybetmesine neden olan Kürtleri cezalandırmak olduğunu savunuyor. Bunu “içerde” söyleyenlerin sayısı da az değil tabii. Özetle Cockburn gibi düşünenlerin gözle görülür verilere dayanan izlenimlerine göre, Türkiye’nin önceliği IŞİD falan değil, Davutoğlu’nun ifadesiyle “evlatlarımızı feda etme” pahasına da olsa PKK ile topyekûn savaşa girmek ve bunu kullanarak HDP’yi saha dışına itip, kendi siyasi gündemini ilerletmek.
Davutoğlu, hızla yayılan bu izlenimi dağıtmak amacıyla Washington Post’a 30 Temmuz’da yayımlanan bir makale göndermiş. MİT TIR’ları meselesi ve Suruç katliamından sonra elle konmuş gibi bulundukları yerlerden toplanan İŞİD militanlarına karşı niçin daha önce davranılmadığı sorusu ortadayken, Davutoğlu yazısında, Türkiye’nin, ortaya çıktığı günden beri, “bu korkunç örgüt ile kararlılıkla mücadele ettiğini” savunmuş. Bu çerçevede şunları söylemiş:
“DAİŞ ortak düşmanımızdır ve ordusu ile ideolojisi elimizdeki tüm olanaklarla yenilgiye uğratılana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Ancak kimin DAİŞ’in ortaya çıkmasına neden olan koşulları yarattığını ve bu örgütle işbirliği yaptığını da gözden çıkarmamalıyız. Suriye, Şam’daki rejim çekilene kadar kurtarılamaz.”
Davutoğlu’nun sözlerinden, Batı’nın aksine, Ankara’nın önceliğinin hâlâ “Esed” olduğunu anlamak da güç değil. Fakat Davutoğlu aynı yazıda, Suriye için çözümün ABD ve Rusya öncülüğünde 2012’de ortaya çıkarılan “Cenevre Bildirisi’nde” yattığını söylemiş. Bu ise kafaları iyice karıştırıyor; zira o bildiri, Esad rejimi dahil, Suriye’deki tüm tarafların masaya oturmasını öngörüyor.
Davutoğlu’nun yazısının son paragrafındaki iki cümle ise ne denli samimi olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bakın ne demiş: “Türkiye, son 13 yıl zarfında birçok açıdan olumlu anlamda değişmiştir. Zinde genç nüfusu, sağlam ekonomisi, canlı basını ve sivil örgütleri dahil olmak üzere, gerekli olan tüm denetim ve denge unsurlarına tabi olan eksiksiz demokrasisi ile Türkiye bir başarı hikâyesidir.”
AKP’nin Suriye konusundaki vahim hataları bir yana, Türkiye’de olup bitenler aleni bir şekilde ortadayken, bu sözlere inanılmasını beklemek, sadece kendi insanını değil, dünyayı da aptal yerine koymak demektir. Burada Abraham Lincoln’un lafı tekrar akla geliyor. “Bazılarını her zaman, herkesi de bazen kandırabilirsiniz, ancak herkesi her zaman kandırmak mümkün değil.”
Hal böyle olunca “algı operasyonunu” aslında kimin yürüttüğü -veya en azından yürütmeye çalıştığı- daha iyi görülüyor.
Herkesi her zaman kandıramazsınız
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası