İki Cihanın Bekçisi
Mine G. Kırıkkanat
Son Köşe Yazıları

İki Cihanın Bekçisi

20.11.2013 02:36
Güncellenme:
Takip Et:

Mustafa durdu, derin derin iç çekti, Tevfik’e baktı. “İhtimal, o vakit hakikaten kardeş olabilecektik” dedi, “Nihayet sözde değil, hakikaten kardeş olabilecektik…”
Tevfik, tabancasının namlusunu ağır ağır kaldırdı, onun iki kaşının arasına nişan aldı, “Kelime-i şahadet getir, Mustafa” dedi, buz gibi bir sesle. “Murdar gitme!”
Mustafa yeniden ağlamaya, yalvarmaya başladı. “Ne olursun, merhamet et, Tevfik” dedi. “Beni öldürmek sana ne kazandıracak? Ben ölürsem oğlun, karın geri mi gelecek? Hem bugün beni vursan bile ahrette yüz yüze gelmeyecek miyiz? O vakit sen nasıl benim gözümün içine bakacaksın?”
Mustafa, bu son sözleri üzerine Tevfik’in tabancasını yavaşça indirdiğini, bakışlarının yumuşadığını, yüzüne merhametli bir ifade yerleştiğini gördü.
“Tevfik, kardeşim benim” dedi sevinçle. Ağlaması iyice şiddetlenmiş, vücudu hıçkırıklarla sarsılmaya başlamıştı. “Ben senin beni bağışlayacağını, bana bir kötülük etmeyeceğini bilmez miyim? Sen benim canıma kıyamazsın zira ben de sana asla bilerek, isteyerek kötülük etmiş değilim. Ben Mehmet’in başına bir şey gelsin ister miydim? Ben senin oğlun kaybolsun ister miydim?
Tevfik sandalyeden yavaşça kalktı, silahını beline geri yerleştirdi. Ağır ve temkinli adımlarla Mustafa’ya yaklaştı, arkasına geçti ve elini onun omuzuna koydu. Bu hareket üzerine arkadaşının onu affettiğini düşünen Mustafa, kucaklaşmak için ayağa fırlamaya yeltendi, ama Tevfik onun omzuna yerleştirdiği elini sıkıca bastırdı, doğrulmasına müsaade etmedi. Sonra Mustafa’nın şaşkınlığını üzerinden atmasına fırsat vermeden bir eliyle saçlarını yakaladı, sert bir hamleyle başını geriye doğru çekti, diğer elinde gizlediği cenbiyeyle adamın gırtlağını boydan boya kesti.
Tevfik, “Oğul dediğin hiç kaybolmamalı, Mustafa” dedi, saçlarından kavradığı başı bırakırken. “Hiç kimsenin, hiçbir oğlu, hiçbir zaman kaybolmamalı.”
Mustafa’nın cansız bedeni büyük bir gürültü çıkararak yere devrildi.
Tevfik, cesedin yanına çömeldi, cenbiyesini Mustafa’nın üniformasına silip üzerindeki kanı temizledi. Sonra Mustafa’nın belinde duran cenbiyeyi çekti, çıkardı. Hançerin ucuyla, kendi cenbiyesinin sapına bir küçük çentik attı.
Tevfik, altın dolu çuvalı atına yükleyip sarp dağların olduğu istikamete doğru yola çıkarken, hesap verme sırasının Şeyh Abdullah’a geldiğini düşündü.*
*Alıntı: BERRAK YURDAKUL’un romanı İki Cihanın Bekçisi/Nar Kitap, 2013

G N O K T A S I
Berrak Yurdakul, Türk yazınında son yılların en ilginç yazarlarından biri, belki de birincisi. Çünkü edebi birikimine rağmen, hiçbir akımın etkisinde değil, kendi yazınıyla çizdiği ve çizdikçe yönünü belirlediği özgün bir yolda ilerliyor. Elbette okurun beğenisini amaçlıyor, ama okurun dünyasına girmiyor, okuru kendi dünyasına çağırıyor. Ancak donanımlı ve omurgası biçimlenmiş yazarlar böyle yapar, zaten başka türlüsünü de yapamazlar. Berrak Yurdakul’da da o donanım var.
Başka şeyler de var. Ailecek çekilmiş büyük acılar, Türkiye’nin uğradığı siyasal ihanetlere ödenmiş bedeller, cinayetlere kurban verilmiş canlar var, belleğini kavuran. Doğan Avcıoğlu’ndan Doğan Yurdakul’a, önemli yazarların buluştuğu bir ailenin son yazarı, en edebisi Berrak Yurdakul. Hayal edip yazdığı romanlarında, çocukluğundan erişkinliğine kızgın demirle mühürlenmiş anı dağarcığının izlerine rastlamak, mümkün.
İki Cihanın Bekçisi, Berrak Yurdakul’un üçüncü romanı. Genç yazarın, yaşadığımız toplumun ortak belleğine mıh gibi çakılı tarihsel bir acı, Osmanlı askerinin Yemen yenilgisiyle çerçevelediği kurgu, olağanüstü başarılı. İnsanın tüylerini ürpertiyor, zaman zaman gözyaşı döktürüyor, ama bir solukta okunuyor. Çöllerin acımasızlığı, açlık ve yoksulluk içinde, dost bildiklerinin ihanetine uğrayan Osmanlı ordusunun onurlu ve yiğit bir subayı, Tevfik Bey’i, İstanbul köşklerinden alıp Yemen cehennemine sürükleyen kaderin öyküsü bu.
19. yüzyılın sonunda, yüzbinlerce askerin heder ve heba olduğu cephelerde Osmanlı’nın yenik onuruna bekçilik yapan Tevfik Bey, en değerli varlığını, oğlunu yitirdikten sonra iki cihanın bekçisi, Rab’bını keşfediyor.
Romanda, Tevfik Bey’in oğlu Mehmet’in ölüm biçimi, yazar Berrak Yurdakul’un canında yaşadığı bir gerçek, Türkiye’nin başını yediği gençlerin metaforu olmalı, diye düşünüyorum.
Yeri doldurulmaz kayıplardan sonra ilahi güce sığınmak, yeryüzünde olmayan adaleti Tanrısal katta aramak, yazarın zaten tüm eserlerinde az ya da belirgin bir döşeme taşı. Ancak bu söylediklerimden hidayete ermek anlaşılmasın. Berrak Yurdakul’un Tanrısal döşemesi, tüm kutsallıkların, tüm kitapların sentezi, evrensel bir inanç dünyası. İlk romanı Konuşmayan Tavus Kuşu’nda masal kutsaldı, ikinci romanı Altıncı Irk’ta antikçağlardan günümüze inanç köprüleri vardı.
Ama “İki Cihanın Bekçisi”, Berrak Yurdakul’un yazarlıkta olgunluk çağının habercisi olan romanı. Düşün dizininde aradığı mükemmelliğin başlangıcı.
Öç almak, bazen bağışlamaktır.” MGK

Yazarın Son Yazıları

Güney Amerika’ya Ortadoğu modeli

Beyaz Saray, sosyal medyada Başkan Donald Trump’ın siyah beyaz bir fotoğrafını yayımlıyor, üstüne küçük harflerle “No games” altına büyük harflerle FAFO yazıyor.

Devamını Oku
11.01.2026
Ve Tanrı aşkı yarattı

Gazeteci, o sabah dörder dörder çıktı çalıştığı derginin eski ama soylu mermer merdivenlerini.

Devamını Oku
04.01.2026
Hemingway için “ikinci Truva kuşatmasının sonu” (2)

9 Ekim 1922 tarihli Toronto Daily Star gazetesinde Ernest Hemingway imzasıyla yayımlanan “Türkler İstanbul yakınlarında” başlıklı haber...

Devamını Oku
28.12.2025
Hemingway’in Türklerle imtihanı

Kurtuluş Savaşı’nın Cumhuriyetle taçlanmasına bir yıl var ve İstanbul işgal altındaydı.

Devamını Oku
21.12.2025
Bir sosyal demokratın anıları

Halkçı Parti’nin genç milletvekilleri koşulların izin verdiği ölçüleri aşarak 12 Eylül ve sonrasındaki işkence iddialarını Meclis gündemine taşıyordu.

Devamını Oku
14.12.2025
Hello Papa, sen misin yeni baba?

Boğaz kıyılarındaki küçük Byzantion yerleşkesini Nova Roma’ya (Yeni Roma, bugünkü İstanbul) dönüştürecek yıkım-yapım çalışmaları 324 yılında başladı.

Devamını Oku
07.12.2025
Türkiye’nin ilk kitap müzesi: FKE

Fethiye, yurttaşların ormanları yanmasın diye nöbet tuttuğu ve olağanüstü güzellikte kıyı şeridine çöken muktedirlere, muktedir torpillilerine karşı kazanamayacaklarını bile bile mücadeleye girmekten korkmayan çevreciler ile yurtsever Yörüklerin diyarıdır.

Devamını Oku
30.11.2025
Karar ve tavır

Türkiye artık ulusal bir toplum değil.

Devamını Oku
23.11.2025
Onlar SAFE, bizler saf..

Hayhuy arasında kaynadı gitti...

Devamını Oku
16.11.2025
Yangın önlemek mi, keriz silkelemek mi?

Turizm, Türkiye’nin en önemli gelir kaynaklarından biri.

Devamını Oku
09.11.2025
Panik atak mı, panik aşk mı?

Kırk yaş, rastgele bir yaş değildir.

Devamını Oku
02.11.2025
İster zart, ister zurt, illaki zort

Dünyada pek çok devlet ve yönetim biçimi vardır.

Devamını Oku
26.10.2025
Yılanların yalanı

Türkiye’nin yalanları, tarihi kadar uzun, kalın ve kuyrukludur.

Devamını Oku
19.10.2025
Hayaller Riviera, gerçekler Gazze

ABD’nin en hafif deyimle en tuhaf başkanı Trump’ın Gazze’ye ilişkin bir projesi var.

Devamını Oku
12.10.2025
Siter yalha züdü çekger dirmi?

Çocukken çok sevdiğim bir oyun vardı. Belki siz de oynamışsınızdır...

Devamını Oku
05.10.2025
Al saat ver saat

Makronezya müstebiti Valdemir Potin’in ricası üzerine Mikronezya’yı barışçıl amaçlarla işgal eden 100 bin Çinli askeri doyurmak kolay değildi.

Devamını Oku
04.10.2025
Bir muhtarın çığlığı

11 Eylül 2025 tarihinde Kadıköy ilçesindeki Caferağa Mahallesi’nin kalbindeki tek mazbut (tahrip edilmemiş alan), Ali Oğlu Hüseyin Vakfı’na ait 12 dönümlük arsa için bir ihale düzenlendi.

Devamını Oku
28.09.2025
Hatırla sevgili, o makus tarifi

100 bin Çinlinin 100 bin nüfuslu Mikronezya adasını işgali, iştah ve sefayla sürüyordu.

Devamını Oku
27.09.2025
Eğriliğin ederi, doğruluğun bedeli

Dünyanın tüm kedileri aynı dili konuşur, aynı tınılarda hırlar ve miyavlarlar.

Devamını Oku
21.09.2025
Kayyum devşirme

12 Haziran 2011 genel seçimleri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanı olarak girdiği ikinci, oy kullanabildiği ilk seçimdi.

Devamını Oku
14.09.2025
Sal gideyim, salla geleyim

Yalnız ve güzel ada Mikronezya’nın uyuşuk ahalisi, her şeye alıştığı gibi savaşsız gerçekleşen Çin işgaline de alışmış, minnak adayı nüfusu kadar işgalciyle paylaşmayı da kabullenmişti.

Devamını Oku
13.09.2025
Hayaller dolgun fon, gerçekler yırtık don

Güzel bir Kafkas atasözüdür: “Yükseklerde ne eserse alçaklarda onu toplarsın.”

Devamını Oku
07.09.2025
Belirsizliğe doğru

Joseph Ignace Guillotin, 1738 ile 1814 yılları arasında yaşamış bir doktor; Paris Tıp Enstitüsü’nde anatomi dersleri veren bir hocaydı.

Devamını Oku
31.08.2025
Yarım insan hakları

Mısır, nüfus çoğunluğu Müslüman bir ülkedir.

Devamını Oku
24.08.2025
我们身后还有十五亿

Çin’in Mikronezya’yı sessizce işgali Makronezya müstebiti Valdemir Potin hariç, Ezya arşipelindeki tüm istibdatları heyecana gark etmiş ve hatta okyanus ötesi kıtaları da zıplatmıştı.

Devamını Oku
23.08.2025
Bir vasiyetin ağırlığı

“Toplum olarak fikirdüşünce gelişmesi ve vicdan bilinçlenmesi gibi nimetlerden yoksun kalmışlığımızın iki sorumlusu vardır...

Devamını Oku
17.08.2025
Çin işi, asker dişi

Mikronezya ile Yutania’nın şöyle ağız tadıyla bir türlü kapışamayan ordularının sahillerde pineklediği bir sabah; olan oldu.

Devamını Oku
16.08.2025
İsyan hakkı

İnsanlar niçin anneye, babaya, düzene isyan ederler?

Devamını Oku
10.08.2025
Yanık toprak taktiği

Türkiye, artık ağır yaralı bir ülke.

Devamını Oku
03.08.2025
Satamam derdimi kimseye

Mikronezya’nın Yutania ile nihai kapışması beklenirken Ulu Çoban Muktedir Makropiç’in de askeri ve sivil ahalinin moralini elbette yüksek tutması gerekiyordu.

Devamını Oku
02.08.2025
Patria Nostra’dan Madara Mostra’ya

Hani karşınızda biri limon yer, sizin damağınız kamaşır.

Devamını Oku
27.07.2025
Emekli açlık, emeksiz tokluk

Köyde doğdum. Lise bitene kadar kara lastik ayakkabı giydim. Devlet yurdunda tıkış tıkış vaziyette üniversiteyi bitirebildim...

Devamını Oku
20.07.2025
Son dilek, yok çörek

Mikronezya ve Yutania’nın yaz sıcağında çöle dönüşen kumsallarında düşman beklerken sivrisinek avlayan, sevdiklerinden aylardır uzak kalan askerler, depresyona giriyorlardı.

Devamını Oku
19.07.2025
Yüreğimiz sızlar, ciğerimiz yanarken...

Canlılar arasında bir canlı türü olan insanın, ait olduğu memeliler sınıfındaki diğerlerinden tek üstünlüğü, beyinsel yeteneğidir.

Devamını Oku
13.07.2025
Dar sahada kısa paslaşma

Mikron ordusu kıyıda düşman beklerken, Betonit Saray’da işler çığrından çıkmıştı. Olası savaş masrafları boyuna yoksul halkın sırtına bindiriliyor; savaş korkusu ise Kel Tepe’deki ayrıcalıklı nüfusun cima furyasını kamçılıyordu. Sarayın CİA danışmanı Frozen Goldstein, donuk zekâsına karşın epeyce ateşli bir çapkındı. Güzeller güzeli karısı Frambuaz ise başlangıçta dini bütün bir Yolcu ve erdemli bir kadındı. Ama kocasının ihanetlerini öğrenince yoldan çıkmış; “göze göz dişe diş” deyip o da cima havuzuna atlamıştı.

Devamını Oku
07.07.2025
Diyanet’in yol harcı, teğmenlerin ihracı

Tuzla Piyade Okulu’nda 10 Kasım 2023’te Atatürk’ü anma etkinlikleri için son hazırlıklar yapılıyordu.

Devamını Oku
06.07.2025
Saçma sapan bir savaş mıydı?

Saçma sapan bir savaş mıydı? İ srail’in suikast saldırıları, İran’ın Demir Kubbe’yi delen füzeleri, ABD’nin İran’ı bombardımanı, yıkılan binalar, insan kayıpları ve pek de anlam verilemeyen bir savaş daha tavsadıktan sonra ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dünyaya açıkladı: “Biz bu saldırılara aylardır hazırlanıyoruz…”

Devamını Oku
29.06.2025
Suratın tatlısı, limonun ekşisi

Mikronezya adasının Yutania’ya bakan kıyı şeridinde, askeri karargâh dışında bir sivil yaşam belirtisi de vardı...

Devamını Oku
28.06.2025
Sarı Paşa ve Türk Mucizesi

Vakit dardı. Kütahya mücadelesi sonrası, Yunan ordusu var gücüyle saldırıya geçecekti.

Devamını Oku
22.06.2025
Felekten bir gece, adını hece hece

Bolluk ve mutluluk istibdatı Yutania adasında, herkes seferberlik öncesi günleri özlüyordu.

Devamını Oku
21.06.2025