Köşe Yazısı

A+ A-
Deniz Yıldırım

F-35 et değil, S-400 saman değil

19 Haziran 2019 Çarşamba

Geçen yazıda F-35 uçakları üstünden yeni askeri kamplaşmaya bakmıştık. Bir yanda F-35 merkezli ABD-İngiltere (Atlantik) bloku, diğer yanda F-35 de, S-400 de almayan Almanya-Fransa bloku (Kara Avrupa) ve son olarak da S-400 merkezli Rusya-Çin bloku (Asya) vardı.
Bu üç cephe içinde Türkiye’deki “iktidar koalisyonu” ne yapıyor? Bir yandan F-35 üretimine katılmaya ve satın almaya, yani Amerikan hava üstünlüğünü 21. yüzyıla taşıyacak programa, Atlantik tehdit algısına, jeopolitik okumasına ortak olmaya devam etmek; diğer yandan da ABD’nin bu üstünlüğe birincil tehdit olarak gördüğü S-400 savunma sistemi aracılığıyla Rusya-Çin askeri savunma blokuna dahil olmak istiyor.
ABD ise Türkiye’nin S-400 alımına, F-35 uçaklarının gizli teknolojik sırlarının Rusya tarafından ele geçirilmesi ve dolayısıyla F-35’lerin S-400 sistemleri karşısında etkisiz hale gelmesi endişesiyle karşı çıktığını ilan ediyor.
Bunu, Amerikan Dışişleri Bakanlığı danışmanlarından Sitilides, “F-35’lere karşı S-400’ler, hangi ülkede olursa olsun Amerika’nın kırmızı çizgisidir” sözüyle özetliyor. Fakat asıl meselenin, Rusya’nın askeri etkisini sınırlamak olduğu da unutulmamalı.
Dolayısıyla ne F-35 kırmızı et, ne de S-400 saman. Bunlar artık basit birer ithalat kalemi olmanın ötesinde, jeopolitik blok tercihi anlamına geliyor. İktidarsa, blokları aynı anda idare edebileceğini düşünen bir taktik izliyor. Güncel şartlara bakarsak, iktidarın bunu gerçekleştirme imkânı sınırlı.
Zira ABD, Türkiye’yi S-400 alması halinde sadece F-35 programından çıkarmakla tehdit etmiyor (ki buradaki çıkarma “jeopolitik bloktan seni dışlarım” anlamına geliyor), aynı zamanda açık şekilde “ekonomin zayıf, yaptırımların altından kalkamazsın” diyor. Nitekim bunun rahip Brunson vakasında etkili olduğunu gördüler. Aynı ekonomik caydırıcılık yoluna yönelecekleri kesin gibi. Bu bilinmiyor mu? Biliniyor.

Bedeli kim ödeyecek?
İçeride konuya sadece jeopolitik ve güvenlik eksenli bakanlar, “bir ekonomik bedel ödenecekse ödenir” diyorlar. Kuşkusuz bağımsızlık söz konusu olunca her bedel ödenir. Ancak Türkiye iç cephede en fazla kutuplaştığı ve döviz cinsinden dış borçları gereği de ekonomisinin en kırılgan olduğu dönemde bu çapta bir jeopolitik hesaplaşmaya girişiyor. Bu tercih hatasından öte, büyük bir siyaset ve zamanlama hatasıdır. Dikkat ediniz; burada S-400 alımını değil; yaratılan zaaflı ortamı, plansızlığı ve programsızlığı tartışıyoruz.
Zayıflatılmış ve dışa bağımlı hale getirilmiş bir ekonomi üstünden Türkiye’ye yükleniriz” diyenler, aynı şeyi Çin’e, Hindistan’a uygulayamıyor ya da uygulasa bile yeterince etkilemiyor. Çünkü bu ülkeler üretim ekonomisine öyle veya böyle geçmiş durumda. Türkiye böyle mi? Sıcak para bağımlısı ve üretimden koparılmış bir ekonomi yarattılar. Şimdi ABD en fazla buradan sıkıştırıyor. Hal böyleyken de irikıyım, zayıflamaya başlasa da hâlâ kaslı bir boksörün karşısına iç organları, bünyesi (yani ekonomisi) olabildiğince zayıflatılmış bir rakip çıkarılıyor. Bedeli de bu memleketin yoksul, emeğiyle geçinen halkı ya ekmeğinden kısarak ya da canını vererek ödüyor, ödeyecek. Ve bu kritik karar süreçlerinin hiçbir yerinde yokuz halk olarak.
İç ve dış siyaset, salt güvenlikçi perspektife teslim edildiği için bu böyle.Askeri bağımlılığı ortadan kaldıralım” diyenler, iktisadi bağımlılığı derinleştirmemek adına ne öneriyor, bu da belirsiz. Ekonomi bu denli dış etkiye açık ve zayıfken Türkiye’yi bu tercihe zorlamak hangi stratejik akılla açıklanır, bu daha da belirsiz. Oysa Mustafa Kemal çizgisi, “iktisadi bağımsızlık olmadan tam bağımsızlık olmaz” diyen bir programa sahip değil miydi?
Kaldı ki ABD askeri hegemonyasından bağımsızlaşma arayışı, iktidarın zaafları ve geçmişteki yanlış dış politika tercihleri nedeniyle Rusya askeri hegemonyasına daha da bağımlı hale geliş sonucunu da doğurmamalı. Bizim için mesele bir bloktan diğerine bağımlı olmak değil, bağımsız olmaktır. Bu da içerideki birliği güçlendirmekle; ekonomiyi üretken, halkçı kılmakla ve çok boyutlu uluslararası ilişkiler aracılığıyla blokları çeşitlendirerek mümkün. İç birlik ise kutuplaşmayı ve parti devletleşmeyi teşvik eden saray rejimiyle güçlenmez. Görülmez mi?

Tümü Deniz Yıldırım - Son yazıları

‘Karar gücü’ 21 Ağustos 2019 Çar
İki adam rejimi 17 Ağustos 2019 Cmt
Kucaklaşmanın sınırı 14 Ağustos 2019 Çar