Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, toplumu uygar ulusların düzeyine çıkarmak amacıyla ülkede yeni kurumlar oluşturma girişimlerinde bulunmuştur. Onların en başında köylüyü de eğitmek için Köy Enstitülerinin, halkın birlikte toplumsal bilince ermesi için Halkevlerinin kurulmasını gerçekleştirmiştir.
Dünyada neler olup bittiğini öğrenmek, insanda bilgi alanını daha da genişletmek amacıyla klasik kitapların Türkçeye çevrilmesi için Tercüme Bürosu’nun kurulmasını önermiştir.
Bugün bilimde, eğitimde, sanatta yetişmiş birçok insanımız varsa bunda bu kuruluşlarda yetişmiş olmanın emeği vardır. O nedenle sorun çözmede nicedir yabancılar değil, yerli bilimciler, sanatçılarımız, eğitmenlerimiz akla geliyor.
OLUMLU GELİŞMELER
Emek yerde kalmaz, Köy Enstitülerinde yetişenlerin çabalarıyla kısa sürede okulsuz köy kalmamıştır. Bu açılımla, bir ölçüde de olsa köylerin boşalması önlenmiştir. Ama ülkede yönetimi ele geçiren iktidarların kendilerine göre kural yarattığı dönemlerde, köyler neredeyse tümüyle kentlere yığılmıştır. Her iktidar döneminde bu uygulama sürüp gitmemiştir, zamanla kentlerde Halkevleri kurulmuş, gençlerin tiyatro ve müzik alanındaki yetenekleri gelişmiştir. Tercüme Bürosu ise okurun gelişmiş ülkelerin kitap dünyasına girmesine yol açmıştır.
Bugün en önemli çevirileri gün aşırmadan okura ulaştıran Yapı Kredi, Türkiye İş Bankası, Can, İletişim Yayınları’nın temeli Tercüme Bürosu’yla atılmıştır. Nobel Ödülü alan kitaplar, bir hafta içinde vitrinlerdeki yerini almaktadır.
YIKIMCI YÖNETİMLER
Ne yazık ki Demokrat Parti yönetime gelince bir temele dayanmayan nedenler ileri sürerek bu kaynakları kurutmuştur. Oysa o kuruluşları daha da geliştirici yollar arasaydı köyler boşalmayacak, kentler soluk alınmaz duruma gelmeyecekti. Çalıştığı yerde fırsat yakalayıp kesesini dolduran insanlar türemeyecekti.
Eşler birbirini, her ikisi birden çocuklarını fazlalık sayıp onların canına kıyma suçu işlemeyecek; insanlar hemen her gün, sesi soluğu kesilen komşularının ölü bedenlerine gözyaşı dökmeyecekti.
İşinde başarılı üst düzey görevliler, uyuşturucu ilaçların etkisiyle iş yapamaz hale düşüp sokak gezgini olmayacaktı.
Zekâsıyla el üstünde tutulan nice genç insan fuhuş yolunda kendinden geçip kimsenin yüzüne bakamayacak hale gelmeyecekti.
ATATÜRK’ÜN SESİ
Düşüncelerimi yazarken kulağımda uzun süre, Atatürk’ün insanımıza yönelik şu inançlı sözleri yankılandı:
“Bizce zaman ölçüsü, geçmiş yüzyılların gevşetici anlayışına göre değil, yüzyılımızın hız ve hareket kavramına göre düşünülmelidir. Geçen zamana göre daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da başarılı olacağımıza kuşkum yoktur. Çünkü Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir çünkü Türk milleti ulusal birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü Türk milletinin yürümekte olduğu yükselme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir.”