Ayşe Emel Mesci

Suda Ayak İzleri

12 Nisan 2021 Pazartesi

Anılarını yazmak, kişisel tarihinin kaybolmasını engelleme, başkalarıyla paylaşarak yaşatma isteğini yansıttığı gibi, 2019 yılında yitirdiğimiz Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun ifadesiyle, “Anılar ölüme karşı yaşamayı seçmektir” aynı zamanda.

Özdemir Nutku’nun anıları Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, “Suda Ayak İzleri. Anılar ve İzdüşümleri” başlığıyla iki cilt halinde çıktı. 

Özdemir Nutku kadar çok yönlü, hayatı birçok cephesiyle yaşamış bir değerin anıları söz konusu olunca, 1020 sayfa boyunca acısıyla tatlısıyla kahırlı tiyatro tarihimiz kadar ülkemizin tarihinin önemli kesitlerinin de içinden geçiyor okuyucu. 

Özdemir Hoca, 9 Eylül Üniversitesi’nde onun yanında çalışmış değerli akademisyen Efdal Sevinçli’nin ifadesiyle “tiyatromuzun, tiyatro tarihimizin en çalışkan evlatlarından birisi” idi. 

O, çok yönlülüğün tarifi gibiydi. Gerçekten de bir yanda hem tiyatromuzun kökenlerine hem de özellikle Shakespeare tiyatrosuna yönelik, başyapıt denebilecek eserlerle taçlanmış bir tiyatro tarihçiliği ve geçmişe yönelik merak, diğer yanda yenilik ve teknoloji merakı, otomobil ve bilgisayar tutkusu; bir yanda ülkemizdeki tiyatro eğitimine büyük katkılar yapmış idarecilik kimliği, diğer yanda caz piyanistliği; eleştirmenlik, oyunculuk, yazarlık, yönetmenlik, zengin bir sahne hayatı, çevirmenlik, özellikle de Shakespeare’in tüm eserlerini çevirmesi. Bu arada ciltler dolusu kitap, kitap, kitap…

Bir insan bir ömre nasıl bu kadar çok şey sığdırabilir sorusu, “Suda Ayak İzleri”nde yanıtını buluyor. Özdemir Hoca’nın insanı hayretler içinde bırakan üretken hayatında, değerli tiyatro akademisyeni eşi Prof. Dr. Hülya Nutku’nun katkısını anlıyorsunuz. Ayrıca idealistçe tiyatroya adanmışlığın karşısında, çıkarılan engelleri, bayağılıkları, kıskançlıkları, hatta bir darbe dönemi klasiği olarak ihbarları görüyorsunuz. 

İçimizdeki Amerika

Özdemir Hoca, 1972 yılında son kitabını (“IV. Mehmed’in Edirne Şenliği”) tamamlamak üzere çalışırken, ABD Ankara Kültür Ataşesi tarafından aranır. Merakla yanına gider. Ataşe, alması gereken bir bursu, bir gazetede ABD aleyhine yazdığı yazılar yüzünden alamadığını anlattıktan sonra, sorunu hallettiğini söyler ve asıl bombayı patlatır: “Aramızda kalsın, baştaki askeri cuntanın sizinle ilgilendiği bilgisini aldım, onun için vizenizi hemen alın.”

Egemen bir ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarının gazete yazılarına varıncaya kadar takip eden bu istihbarat devleti anlayışı, askeri cunta tarafından kimlerle ilgilenildiği bilgisine varıncaya kadar sergilenen içli dışlılık, daha o yıllarda “içimizdeki Amerika”nın nerelere kadar uzandığı konusunda bir fikir veriyor. Nitekim Özdemir Hoca yurtdışından döndükten sonra, bir meslektaşının yalancı tanıklığıyla, “Dev-Genç üyesi” diye sıkıyönetim mahkemesinde yargılanır. Şöyle diyor anılarında: “Biz … yargılanırken o dönemde henüz tanışmadığımız … genç bir sanatçının tutuklandığı haberi geldi. Bu sanatçı, … Ayşe Emel Mesci’ydi. 12 Mart faşist askeri darbesi birçok genç gibi o sırada 22 yaşlarında olan bu sanatçıyı da içeri almıştı. … Biz ucuz kurtulmuştuk. Ama o faşizmin çilesini en ağır şekilde çekmişti. Daha doğrusu, düşüncelerini ve tavrını göstermesindeki içtenliğini ağır ödemişti.” Özdemir Hoca’nın o noktadan sonra beni izlediğini öğrenmek, “Orkestra, Hamlet Makinesi, Kerbela ve Son Çığlık gibi oyunlara kendi karakteristik damgasını vurmuştur” değerlendirmesini okumak benim açımdan, bu değerli anıların içinden çıkan paha biçilmez bir sürpriz oldu.

“Suda Ayak İzleri”nin uzunluğu gözünüzü korkutmasın, o kadar renkli bir yaşam ve o kadar içten bir anlatım söz konusu ki sürüklüyor insanı. Özellikle de tiyatro alanında çalışan ve sanat-kültür-siyaset-toplum alanlarının kesiştiği gri bölgenin yakın tarihine ilgi duyan herkes okumalı bu kitabı.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Seçmeyi ve görmeyi bilmek 21 Haziran 2021