Yönetmen, yazar, özellikle çocuklarla ilgili atölyeleriyle tanıdığım Kemal Oruç, sahnede. Bize sesleniyor, “sahnede 9-10 yaşlarında bir grup çocuğa sordum, ‘bana hep birlikte savaşı anlatan bir kompozisyon yapar mısınız?’ Çocuklar ‘hurra’ diyerek sahnede koşturmaya başladılar, kimi elinde tüfek varmış gibi düşmana ateş açmaya başladı, kimi siperde kendini bombalardan korudu, kimi yaralandı, kimi öldü. Mükemmeldiler. Ardından aynı gruba ‘şimdi barışı anlatan bir kompozisyon yapar mısınız’ dedim. Bir süre durdular, iki kişi el sıkıştı, diğerleri ne yapacağını şaşırdı, öylece durdular.” Bu bilgiyi duyan biz de öylece durduk. Doğrudur, İzmir’de Gaziemir Belediyesi girişimiyle ilki yapılan ve sürdürülmesi düşünülen “Barış Festivali”nin tüm katılımcıları, izleyicileri hepimiz öylece durduk. Belediyeye ait Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin toplantı salonunda derin bir sessizlik oldu. Ardından Kemal’in sesi duyuldu, “Barışı önce çocuklara anlatmalıyız!” Evet, biz savaşı bilen ama barışı bilmeyen çocukların yaşadığı bir dünyadayız!.. Ve hepimizin acil görevi çocuklarımıza barışı anlatmak olmalı! Barış, gökyüzünde savaş uçaklarının değil, uçurtmaların dans ettiği bir mavilik olmalı. Barış, bir kedinin başını okşamak olmalı, özürlü bir arkadaşı karşıdan karşıya geçirmek, AVM’ler dolaşmak değil, parklarda salıncakta sallanmak, akıllı telefonlarla savaş oyunları oynamak değil, sokakta seksek oynamak olmalı. Bırakın çocuklar sorsunlar, bırakın çimenlerde yuvarlanıp kirlensinler! Bırakın barışı öğrensinler!
Devam edelim, benim de konuşmacı olarak katıldığım bu ilk festivalde, her şey vardı. Gaziemir Belediyesi’nin halk oyunları grubu, müzik atölyesi ve “Savaş” adlı oyunla, on dakika içinde meramını anlatan, en küçüğü dört, en büyüğü altmış yaşında hayatında tiyatro yapmamış, her meslekten insanın katıldığı tiyatro grubunun içtenliği unutulur gibi değildi. Doğrusu ilk kez bir toplantıda tüm konuşmacılar hamasi nutuklardan çok hep birlikte neler yapmamız gerektiği üstüne konuştu. CHP milletvekili İlhan Cihaner net bir cümleyle “Bugün tüm yok ediciler Antalya’da” dedi. Bunu bir CHP milletvekilinden duymak benim için şaşırtıcı bir şeydi. Çünkü CHP benim bildiğim Derviş’i pek sever. Onun ekonomik programlarını da... Derviş de kim mi? Biliyorsunuz. Demek ki, hep birlikte değişiyoruz.
Değişeceğiz. Konuşmacı Temel Demirer, (yazar- şair) “Ben kötüyüm” diye söze başladı. “Çünkü Suruç’ta ölen çocukların başlarını okşadım, Ankara Gar’ın da arkadaşlarım öldü, Fransa’da sürgün yıllarımda bana destek olan dostlarımı kaybettim.” Ve salon sessizleşti. Sanki ölüm sessizce salona girmişti. Ama özlediğimiz Grup Gündoğarken, bu ölüm sessizliğini birden neşeye, cıvıl cıvıl bir şenliğe dönüştürdü. Hep birlikte ezbere bildiğimiz şarkıları söyledik. Buradaydık, Silvan’daydık, Suruç’taydık, Paris’teydik, Beyrut’taydık, Kongo’daydık, her yerdeydik. Deniz Gezmiş’tik, Mahir Çayan’dık, İbrahim Kaypakkaya’ydık! Dağlardaydık, ovalardaydık, şenlikteydik, siperdeydik…
Katılımcılar konuştukça, beni kuşatan umutsuzluk duygusunun usul usul uzaklaştığını hissettim. Salondaki gencecik insanlara baktım, saçı sakalı ağarmışlara baktım ve kendime şöyle dedim: “Bu nasıl bir mucize ki, yenilsek de, ölülerimize ağıt yakmaktan yüreğimiz kavrulsa da yeniden ayağa kalkıyoruz. Yeniden umut bizi şefkatle sarıp sarmalıyor.”
Bu kısacık yerimde tüm katılımcılardan, konuşmalarından söz edemedim. Ama onlar bana kırılmazlar, çünkü hep birlikte “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” türküsünü bağıra bağıra söyledik!
Öte yandan dileğim bu toplantıların her ay başka katılımcılarla sürmesi. Birbirimizi anlamaya çalışmak böyle bir şey olmalı. Bir de unutmayın, en çok çocuklara barışı anlatmamız gerek.
Çocuklara önce barışı öğretmeliyiz!
Yazarın Son Yazıları
Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.
Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.
Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.
Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.
Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”
Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.
Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.
Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.
Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.
Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.
Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.
Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.
Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.
Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.
Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.
Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.
Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.
Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.
Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.
Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.
Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.
Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.
Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.
Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.
Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.
Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.
Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.
Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.
Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!
Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!