Çöküşü yönetenler - Doğan Sevimbike
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Çöküşü yönetenler - Doğan Sevimbike

27.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Davos’ta bu yıl dile getirilenler, artık “gelecek vizyonu” ya da “reform çağrısı” olarak okunamaz. Kürsüden yükselen sesler, küresel kapitalizmin kendi merkezinden gelen itiraflardır. Uzun süredir sokakta, akademide ve siyasal muhalefette konuşulan kriz başlıkları, ilk kez bu açıklıkta ve bu çıplaklıkta sistemin kalbinden dile getirilmektedir. Ne var ki bu açıklık bir yüzleşmeye değil, çöküşü yönetme çabasına işaret eder.

Dünyanın en büyük varlık yöneticisi olan Larry Fink, BlackRock adına konuşurken aslında finans kapitalin kolektif bilinçaltını dışa vurmuştur. “30 yıldır halka hiçbir şey verilmedi” cümlesi bir özeleştiri değil, kapitalizmin Soğuk Savaş sonrası kurduğu meşruiyet anlatısının çöktüğünü kabul eden bir itiraf belgesidir. Berlin Duvarı’nın yıkılışından bu yana yaratılan muazzam servet, refah üretmek yerine eşitsizliği derinleştirmiş; büyüme, toplumsal barışı değil, siyasal kırılganlığı beslemiştir.

REFAH VAADİNDEN RIZA KRİZİNE 

Neoliberal dönem, piyasanın genişlemesiyle “herkesin kazanacağı” vaadi üzerine kuruldu. Küreselleşme, sermayenin sınırlarını kaldırırken emeğin güvencelerini de ortadan kaldırdı. Üretimden kopan ve finansallaşma üzerinden şişen servet, geniş toplum kesimlerine refah olarak dönmedi. Bugün yaşanan kriz, bir durgunluk ya da geçici dengesizlikten ibaret değildir; bu, toplumsal rızanın çözülmesi krizidir.

Bu çözülme artık yalnızca alt sınıflarla sınırlı değildir. Yapay zekâ ve otomasyon tartışmaları, krizin merkezine bu kez beyaz yakalı orta sınıfı yerleştirmektedir. Küreselleşme fabrikadaki işçiyi nasıl vurduysa yapay zekâ da ofis çalışanlarını, analistleri ve uzmanları benzer bir tasfiye süreciyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu, teknolojik ilerlemenin kaçınılmaz sonucu değil; kâr oranlarını korumaya dönük sınıfsal bir yeniden yapılandırmadır.

HALKIN GÖRÜNMEZ FATURASI 

Yapay zekâ sistemlerini besleyen veri merkezleri, devasa enerji tüketimi ve altyapı yatırımları gerektirir. Elektrik faturalarına “hizmet bedeli” ya da “ek yük” adıyla yansıyan kalemler, sermayenin teknolojik sıçramasının bedelinin doğrudan halka ödettirildiğini gösterir. Böylece geniş toplum kesimleri, hem iş güvencesini kaybetmekte hem de bu dönüşümün finansmanına zorla ortak edilmektedir.

Bu noktada Davos’tan yükselen “Seyirci olmayın” çağrıları, çözümden çok gecikmiş bir panik refleksidir. Halkın ortak yapılacağı bir büyüme modeli değil, yalnızca zararın toplumsallaştırılacağı bir düzen tartışılmaktadır.

DAVOS, KOPUŞ VE GRAMSCİ’NİN GERİ DÖNÜŞÜ

Bu yıl Davos’u önceki yıllardan ayıran temel fark, yalnızca finans çevrelerinin değil, siyasal merkezlerin de krizi açıkça kabul etmeye başlamasıdır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Belçika’nın muhafazakâr başbakanı Bart De Wever’in açıklamalarıdır. De Wever, ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirirken ironik biçimde İtalyan komünist düşünür Antonio Gramsci’ye başvurmuştur.

Belçika Kralı Philippe ile Trump’la yapılacak görüşme öncesinde De Wever’in verdiği mesaj nettir: “Burada kırmızı çizgileri aşıyorsun.” Daha da önemlisi, Atlantik ittifakının geleceğine dair yaptığı uyarıdır: “Ya birlikte dururuz ya da bölünmüş dururuz; eğer bölünürsek 80 yıllık Atlantikçiliğin sonuna gelinir.”

De Wever’in Gramsci alıntısı ise Davos’un ruh halini neredeyse kusursuz biçimde özetler: “Eski olan ölürken yeni olan henüz doğmamışsa canavarların zamanı yaşanır.”

Bu ifade, Trump’a yöneltilmiş basit bir ahlaki uyarı olmanın çok ötesindedir; küresel sistemin yaşadığı tarihsel ara dönemin açık bir itirafıdır. Amerikan hegemonyasına dayanan eski düzen, kurallara bağlı liberal yapı ve Atlantikçi ittifak sistemi çözülmektedir. Ne var ki bu düzenin yerini alacak yeni bir dünya sistemi henüz şekillenmemiştir. Tam da bu belirsizlik alanında, Gramsci’nin “canavarlar” olarak tanımladığı siyasal biçimler sahneye çıkmaktadır: otoriter popülizm, kaba güç siyaseti, kuralsızlık ve doğrudan baskı.

Buradaki asıl çarpıcılık şudur: Gramsci artık yalnızca muhalefetin değil, düzeni ayakta tutmaya çalışan muhafazakâr elitlerin de referans verdiği bir teşhis aracı haline gelmiştir. Bu, ideolojik bir kaymadan çok, krizin derinliğinin göstergesidir.

KURALLI DÜZEN YANILSAMASININ SONU 

Bu tabloyu tamamlayan çıkışlardan biri, Kanada Başbakanı Mark Carney’den gelmiştir. Carney, “kurallara dayalı düzen” anlatısının kısmen sahte olduğunu, uluslararası hukukun güç ilişkilerine göre farklı uygulandığını herkesin bildiğini açıkça dile getirmiştir. Bu düzen, Amerikan hegemonyasının sunduğu kimi avantajlar nedeniyle uzun süre tolere edilmiştir. Ancak bu pazarlık artık işlememektedir. Yaşanan şey bir geçiş değil, bir kopuştur.

Tüm bu gelişmeler, ironik bir biçimde Karl Marx’ın analizlerini yeniden güncel kılmıştır. Tarihsel süreç içinde dikkat çekici olan, küçük burjuvazi ve finans çevrelerinin Marx’ın çözümlemelerini yakından takip etmiş olmasıdır. Sermaye sınıfları Marx’ı bir devrim çağrısı olarak değil, bir kriz kılavuzu olarak okumuş; kapitalizmin bunalımlarını yönetmek, ertelemek ve sömürü mekanizmalarını daha incelmiş biçimlerde sürdürmek için onun analizlerinden faydalanmıştır.

Bugün gelinen noktada bu strateji de sınırına dayanmıştır. Kriz artık yönetilebilir olmaktan çıkmakta, meşruiyet üretilemez hale gelmektedir.

CANAVARLAR ÇAĞINA DOĞRU 

Ortada ani bir çöküşten çok, yönetilmeye çalışılan bir çözülme vardır. Meşruiyet kaybı, orta sınıfın tasfiyesi, bütünleşmenin çöküşü ve teknolojinin sınıfsal bir silaha dönüşmesi bu sürecin temel dinamikleridir. Davos’ta konuşulanlar umut değil; krizi kontrol altında tutma girişimleridir.

Ancak Gramsci’nin işaret ettiği gibi, eski düzen ölürken yeni olan doğmazsa bu boşluk kendiliğinden dolmaz. O boşluk, canavarlarla dolar. Bugün Davos’ta asıl korkulan şey de budur.

Bu nedenle Davos’tan yükselen itiraflar bir çözüm vaadi değil; kapitalizmin kendi geleceğine dair yaptığı gecikmiş, tedirgin ve savunmacı bir kabulleniştir. E

ğer bugün bir çözümden söz edilecekse bu çözüm Davos salonlarında değil; emek, demokrasi ve kamusal çıkar temelinde yeniden kurulan siyasal iradede aranmalıdır. Canavarlar çağı, kendiliğinden sona ermeyecek; yalnızca piyasanın “düzelmesine” bırakılamayacak kadar derin bir tarihsel kırılmaya işaret etmektedir. Bu nedenle mesele, kapitalizmi daha “insani” hale getirmek değil, onun krizlerini yönetme tekeline son vermektir.

Gramsci’nin işaret ettiği boşluk, ancak örgütlü toplumsal güçlerle doldurulabilir. Teknolojinin sınıfsal bir silaha dönüşmesine karşı kamusal denetim, emeğin güvencesizleştirilmesine karşı kolektif haklar ve meşruiyet krizine karşı gerçek demokratik katılım yeniden inşa edilmedikçe canavarlar geri çekilmeyecektir. Bugün gereksinim duyulan şey, yeni bir elit mutabakatı değil; krizi yaratanlara karşı krizin bedelini ödemeyi reddeden toplumsal bir siyasal ufuktur.

DOĞAN SEVİMBİKE

YAZAR

Yazarın Son Yazıları

Çöküşü yönetenler - Doğan Sevimbike

Davos’ta bu yıl dile getirilenler, artık “gelecek vizyonu” ya da “reform çağrısı” olarak okunamaz.

Devamını Oku
27.01.2026
Trump siyasi havayı geriyor - Taner Baytok

Büyük küçük birçok ülkenin gündeminde ilk sırayı işgal eden açlık, fakirlik, geçim sıkıntısı yerini daha da önemli başka risklere terk etti.

Devamını Oku
27.01.2026
Cüzzamla Savaş Derneği 50 yaşında - Prof. Dr. Ayşe Yüksel

Yarım asır önce, ülkemizde belki de yalnızca Verem Savaş Derneği’nin olduğu günlerde, bu dernekten de destek alarak Cüzzamla Savaş Derneği’ni kim kurdu?

Devamını Oku
26.01.2026
Hukuksuzluk diz boyu… - Av. Erol Ertuğrul

Ünlü İtalyan fizikçi Galileo, “Dünya dönüyor” dediği için engizisyon mahkemesi tarafından 1632 tarihinde yargılanmış ve yaşam boyu hapis cezası ile cezalandırılmıştı.

Devamını Oku
26.01.2026
Kurtulma olasılığını da düşündüler - Mustafa Yıldırım

Tevhid, Ekim 1991’de “İslami Direniş ve Parti” başlıklı bildiriyle kendilerini, “Türkiye’deki tağuti Kemalist rejime karşı olan Müslümanlar” olarak tanıttı; “mevcut rejime karşı mücadele verecek bir hareketin” yapılanma ilkelerini, madde madde açıkladı.

Devamını Oku
25.01.2026
Yönetenler, yüreklendirenler - Mustafa Yıldırım

Humeyni, Kuran için savaşı, bireyleri öldürmeyi emreden çağlar sonrasının yeni halifesi olarak saygı, sevgi kazanıyor; dünya Müslümanlarının tek önderi olduğunu gösteriyordu.

Devamını Oku
24.01.2026
UMUT o duvar yıkılıncaya kadar devam edecek

Türkiye’nin yakın dönem siyasi tarihinin en kritik kırılma noktalarından biri, 24 Ocak 1993’te gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun Ankara’da evinin önünde hunharca ve kalleşçe öldürülmesiydi.

Devamını Oku
24.01.2026
Kara bir tarih: 24 Ocak - Hilmi Taşkın

24 Ocak 1993 günü Ankara’da aracına yerleştirilen bomba ile katledildi Uğur Mumcu.

Devamını Oku
24.01.2026
Tarihsel mezhepçi zihniyet - Neval Oğan Balkız

Leyla Şahin Usta, bir milletvekili ve aynı zamanda AKP grup başkanvekili.

Devamını Oku
22.01.2026
Psikolojik sermaye - Banu Özkan Tozluyurt

Bugünün dünyasında çocuklarımızı en çok neyle ölçüyoruz?

Devamını Oku
22.01.2026
Stratejik akıl ve politik alan - Başar Yaltı

Generallerin sanatı olarak bilinen strateji, askeri bir terim olmakla birlikte artık yaşamın hemen her alanında, özellikle de politik alanda kullanılan bir kavram haline geldi.

Devamını Oku
21.01.2026
Gazze’ye kim çöktü? - Ufuk Saka

Her şey küresel sermaye ittifakı adına İngiliz hükümetinin, ta 1848 yılında bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını Yahudilerin himayesine vermesiyle başlamıştı.

Devamını Oku
21.01.2026
İktidarın meşruiyet sorunu - Kadir Serkan Selçuk

2002 genel seçimlerinde AKP yüzde 34 oy aldı.

Devamını Oku
21.01.2026
‘Çıkmazdan kurtuluş Dil Devrimi’ - Hürriyet Yaşar

Türkçenin özleşmesinin yolunu açan Dil Devrimi’ne karşı olanlardan Atatürk’e karşı çıkmayı göze alamayanlar, onun öz Türkçeden vazgeçtiğini, üstelik özleştirmeye girişmekle yanlış yaptıklarını söylediğini öne sürerler.

Devamını Oku
20.01.2026
İşçi sendikalarına öneriler - Engin Ünsal

1968 yılında uluslararası bir sendika toplantısı için New York’taydım.

Devamını Oku
20.01.2026
Kayıtsızlığın vasatlığı - Av. Selin Bakan

Modern dünyanın siyasal dili uzun süredir aynı telkini fısıldıyor: Mesafeli ol. Tarafsız kal. Dünyayla arana güvenli bir çizgi çek.

Devamını Oku
19.01.2026
En kolay sömürülen işçi - Prof. Dr. Çağatay Güler

Belki genelden başlamak daha uygun olacak: Uluslararası kaynaklara göre 1 milyardan fazla insan çatışma, şiddet ve kırılganlıktan etkilenen ülkelerde yaşıyor. Her yıl milyonlarca insan da afetlerden etkileniyor.

Devamını Oku
19.01.2026
İnsanı insan yapan değer - Dr. Hüseyin Özkahraman

İnsan, yalnızca biyolojik bir varlık değildir; anlamını ve kimliğini toplumsal ilişkiler içinde inşa eden sosyal bir öznedir.

Devamını Oku
19.01.2026
Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026