Geçersiz oyların yeniden sayılması tuhaflığı
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Geçersiz oyların yeniden sayılması tuhaflığı

06.04.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Hiçbir mantıki ve hukuki bir gerekçe olmadan “oyların geçersiz” sayılması mümkün değil. Defalarca bakılıyor, sayılıyor, herkes imzalıyor. İçlerinden bir kişi bile “oyun geçersiz sayılmasına” karşı çıkarsa, bir daha sayılıyor.

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet’te yazdığım yazıda Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bir dönemden beri, uygulamaları ile, “seçimlerin, eşit olmayan bir ortamda, iktidarın istediği şekilde, gerçekleşmesini sağlayan bir kurum” olarak görev yaptığını belirtmiştim. Bazı örnekler sıralamıştım. Maalesef 31 Mart gecesinden sonra, işler inanılması güç bir boyuta ve tamamen hukuk dışılığa çıktı.. Artık anlaşılır bir izah tarzı da yok.
1) İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun kazandığının, ancak 13-14 saat sonra ilan edilmesiyle iktidar partisi, İstanbul seçimlerine itiraz edeceğini açıkladı. Ve YSK ile diğer seçim kurulları, hukuka uygun davranmaları zorunlu iken, maalesef “iktidarın istediğini koşulsuz uygulayan bir aracı olarak” görev yapmaya devam ettiler.
Neden mi böyle söylüyorum? İktidar partisi, itirazlarını iki noktaya dayandırdı: a) Birincisi bazı yerlerde, oyların kaydırıldığını, yani AKP’nin oylarının başka partilere yazıldığını b) İkinci olarak da, “çok sayıda geçersiz oyun bulunduğu” belirtiliyordu.

Yasanın koyduğu kural
2) İktidar partisi ilk iddiasına yönelik olarak “birkaç tutanak” gösterdi. Ve bu tutanaklarda “kaydırılmış oy sayısının” 300 dolayında olduğunu söyledi. Ve devam etti: “Bu yolla tespit ettiğimiz üç bin dolayında oy var”. Bu iddia hukuken haklı ve incelemeyi gerektiren bir iddia. Ancak bu durumda, 298 sayılı yasanın 112. maddesi ve “hukuken yapılabilecekler de” çok açık; “ ... delil ve gerekc¸e go¨steremeyenlerin itirazları incelenmez. Yazılı itirazlarda da yukarıdaki s¸artlar aranır ve deliller ... eklenir. Gerekc¸esi ve delili olmayan yazılı itirazlar da incelenmez”.
Bu kadar açık. YSK’nin bu konudaki tavrı da, aynen 112. maddeye uygundu, her zaman “somut belgeleri ve delilleri” arıyordu. Aynen şöyle diyordu: “Seçim yasaları, seçim kurullarını delilleri araştırma ve toparlamakla görevli kılmamış, itiraz edeni, somut delil... göstermekle yükümlü kılmıştır ... somut delil ve gerekçeyi içermediği... (nedeniyle)..” Ve bu tür delilsiz iddiaları reddediyordu. Hem de neleri reddetti... Örneğin 2014’te Ankara’da iki aday arasındaki fark 30 bin iken ve toplam geçersiz oy 140 bin dolayında iken.
3) Üstelik YSK, şöyle bir içtihat da geliştirmişti; sadece kaydırma ya da hataya ilişkin birkaç delil de yeterli olmuyordu. “İtirazın kabulü için, aradaki oy farkını ortadan kaldıracak sayıda somut belge ve delilin sunulması zorunludur”.
YSK ve İl Seçim Kurulu, diğer il ve ilçelerde, diğer partilerin itirazlarını, bugün de aynı gerekçe ile reddediyorlar. Ama söz konusu iktidar partisi ve konu İstanbul ile Ankara olunca, tüm bu yasal hükümleri ve içtihadı bir anda unutuverdiler. Aynen 16 Nisan referandum sonuçlarını tamamı ile etkileyen “mühürsüz oyların geçerli sayılması” yönündeki karar gibi...

Geçersiz oy konusu
4) İkinci itiraz gerekçesi ise “geçersiz oyların yeniden sayılması” idi. Ve YSK ile seçim kurulları, maalesef bu hususta, aynı 16 Nisan referandumunda olduğu gibi, yeni bir “hukuk yarattılar”. Ya da “yeni Cumhuriyetin hukukuna” katkıda bulunuyorlar.
Geçersiz oyların neler olduğu ve nasıl işlem göreceği konusunda, gerek 298 sayılı yasa, 138 sayılı genelge, son derece açık hükümlere yer vermiş. Yasanın 100 ve devamı maddeleri ile genelgenin 38-43 maddeleri çok ayrıntılı olarak düzenlemiş. “Gec¸ersiz sayılan veya ... gec¸erli olup olmadıgˆı ... yo¨nu¨nden tereddu¨t edilen veya itiraza ugˆrayan oy pusulaları ... muhafaza altına alınır ... Gec¸erli oyların sayım ve do¨ku¨m cetvellerine is¸lenmesinden sonra, ... gec¸erli sayılıp sayılmaması yo¨nu¨nden tereddu¨t edilen veya itiraza ugˆrayan oy pusulaları, sandık kurulunca ayrı ayrı degˆerlendirilerek karara bagˆlanır ... Gec¸erli sayılmayan veya hesaba katılmayan oy pusulaları, ayrı ayrı paket yapılarak bagˆlanır ve paketin u¨zeri mu¨hu¨rlenerek sayısı yazılır ve saklanır. Bu oy pusulaları yakılmaz, yırtılmaz ve yok edilemez. ... tutanakta ilgili yere is¸lenir ... yu¨ksek sesle ilan edilir ... Bu¨tu¨n bu is¸lemler, tutanak defterine gec¸irilerek, sandık kurulu bas¸kan ve u¨yeleri tarafından imzalanır ve mu¨hu¨rlenir ...Parti mu¨s¸ ahitleri (de), sayım masası bas¸ında yer alabilir ve oy pusulalarını go¨rebilirler.
5) Yani yasa ve genelge, “geçersiz oylar” konusunda çok açık olarak sandık kurullarına görev ve yetki vermiş. Hiçbir mantıki ve hukuki bir gerekçe olmadan “oyların geçersiz” sayılması mümkün değil. Defalarca bakılıyor, sayılıyor, herkes imzalıyor. İçlerinden bir kişi bile “oyun geçersiz sayılmasına” karşı çıkarsa, bir daha sayılıyor. Ve olmazsa, itiraz tutanağa işleniyor. Bu kadar açık ve ayrıntılı bir düzenlemenin nedeni de belli. Çünkü sandıklar, oyların kullanıldığı yerler ve adayların seçilmesi için gerekli olan “geçerli oyların” nasıl verileceği ve bu olguyu bozacak ve sakatlayacak olguların tespiti görevi de sandık kuruluna verilmiş.
Peki, bu konuda itiraz söz konusu olamaz mı? Tabii ki olabilir. Örneğin “sandık kurulunun, seçimi bir partiden alarak, başka bir partiye vermek yönünde açık ve belirgin bir anlaşma içinde olduğu” ya da “seçimin sonuçlarını çarpıtmak amacıyla yapılan hileye tüm sandık kurulu üyelerinin ve müşahitlerin dahil olduğu” ileri sürülürse ve tabii ki, “bu soyut iddia”, “her bir sandık kurulu için, ayrı ayrı somut bir biçimde delillendirilirse ve tabii ki bir de “bu deliller, aradaki fark sayısını aşan miktarda geçersiz oylar için geçerli olursa” kabul edilebilir. Yani örneğin arada 30 bin fark varsa, isterse 1 milyon oy geçersiz olsun. 30 bin oyu geçersiz sayan sandık kurullarının, bu hile ve kumpas içinde olduğunun belgelenmesi gerekir.

Haklı gerekçe yok
Ancak iktidar partisinin ileri sürdüğü “her oy geçerli sayılsın, demokrasi bunu gerektirir” savı, sandık kurullarınca tespit edilmiş ve itiraza uğramamış “geçersiz oyların” hiçbir “kanıt, belge ve somut bulgu olmadan”, tekrar sayılması için haklı ve hukuki bir gerekçe oluşturamaz.
6) Zaten bunların dışında delilsiz, belgesiz bir biçimde “geçersiz oyların geçerli sayılması için” yeniden sayım yapılması bu kadar kolay olsaydı YSK 16 Nisan seçimlerini tamamen güvencesiz bırakan “mühürsüz oylar” kararını seçim sırasında verir miydi? Seçimin bitmesini beklerdi. Ve sonra çıkar ve “mühürsüz olduğu için geçersiz sayılan oylar geçerlidir ve bir daha sayım yapılarak onlar da dahil edilecek” demez miydi?
Tabii bu söylediklerim, seçimlerin düzen içinde, dürüstlük ve eşitlik ilkelerine uygun bir biçimde yapılmasını güvence altına almak üzere görevlendirilen bir YSK için geçerli maalesef. Bunun tam tersine ne yazık ki, “seçimlerin eşit olmayan bir ortamda, iktidarın istediği şekilde yapılması ve sonuçlanması için görev yapan kurumlar için değil.

Prof. Dr. Süheyl BATUM

Yazarın Son Yazıları

Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025