Olaylar Ve Görüşler

Nüfus Artışının Sonuçları - Doç. Dr. Ayşe ATALAY

07 Ocak 2021 Perşembe

Günümüzde dünya nüfusunun olağanüstü boyutlarda artması pek çok ekonomik ve sosyal sorunu da beraberinde getirmektedir. Yaşlı dünyamızdaki doğal kaynaklar artık dünya nüfusunun iklimsel, çevresel, sosyal ve kültürel sorunlarına yeterli düzeyde yanıt verememektedir. 1850 yılında dünya nüfusu 1 milyar iken 150 yıl gibi kısa bir süre içinde artış hızı yüzde 650yi bulmuştur…

fus artış hızı azgelişmiş ülkelerde ortalama yüzde 2-3 gibi yüksek oranlara ulaşmaktadır. Oysa gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 0.5-1 civarındadır. Ayrıca 20. yüzyıl başlarında gelişmiş ülkelerin dünya nüfusuna oranı yüzde 40 iken günümüzde bu oran yüzde 15e kadar inmiştir. Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu azgelişmiş ülkelerdedir.

ARTIK NİTELİK ÖNEMLİ

19. yüzyılın ikinci yarısına kadar ülkeler nüfuslarının artması yönünde bir eğilim içindeydi. Bu görüş, özellikle ülke savunması politikaları açısından ısrarla dile getiriliyordu. Bir ülkenin nüfusu ne kadar fazla olursa ülkenin caydırıcılığı da o kadar güçlü olur düşüncesi nüfus politikalarını belirliyordu. Artık nüfusun niceliği değil, niteliği önem kazanmaktadır.

Gelecekteki savaşlar da yapay zekâ ve robot teknolojisi kullanılarak bedensel gücün önemini ve işlevini yitirmesi sonucunu doğuracaktır. Bu bakımdan artık ülkelerin savunma veya saldırı gücünün ölçülmesinde nüfus etmeni ikinci planda kalmaktadır.

fus artışı özellikle azgelişmiş ülkelerde bir dizi sosyal, ekonomik ve çevresel soruna yol açmakta, bu ülkelerin vatandaşlarına insanlık onuruna yaraşır bir yaşam sağlamayı gittikçe zorlaştırmaktadır. Azgelişmiş ülkeler, sanayileşmemiş, gelir dağılımının adaletsiz olduğu, eğitim seviyesi gerilerde kalmış, pek çoğu daha önceden Batılı kapitalistlerce sömürülmüş, demokrasi kültürü yetersiz ülkelerdir. Günümüzde yaşanan göçlerin, su ve besin kaynaklarına erişim zorluğunun nedenleri arasında azgelişmiş ülkelerde nüfus artışının ülkenin teknolojik ve ekonomik kapasitesini aşması da bulunmaktadır.

Bu ülkelerde nüfus artışının çeşitli nedenlerle kontrol altına alınmaması, bazen teşvik edilmesi siyasal tabloya da yansımaktadır. Azgelişmiş ülkeler aynı zamanda eğitim olanaklarının kıt olduğu, eğitim düzeyi düşük toplumlardır. Bu durum azgelişmiş ülkelerde siyasal ve ekonomik elitlere bir dizi avantaj sağlamaktadır. Ekonomik açıdan nüfus artışı emek piyasasında rekabeti körüklemektedir.

Bu da emeği ile geçinen beyaz ve mavi yakalıların arasında bölünmeye, dolayısıyla bu toplumsal katmanların bir sınıf bilinci oluşturmasına engel teşkil etmektedir. Medyasıyla, eğlence sektörüyle de bu bilincin oluşması ötelenmektedir. Çünkü işsiz kalma korkusunun yarattığı tedirginlik bu sınıfın üzerinde Demoklesin kılıcı gibi bir işlev görür.

Bu durum ise sermaye sınıfını oluşturanların ücretleri düşük tutarak kârlarını artırmalarına yol açmaktadır. Ayrıca azgelişmiş ülkeler, bu şekilde ileri kapitalist ülkelerin kolayca sömürebileceği ucuz işgücü pazarı haline gelir. Böylece yerli sermaye ile yabancı sermaye sömürü düzenini ortaklaşa yürütür.

Azgelişmiş ülkelerde nüfusun kontrolsüz artması, bazen siyasal elitler tarafından da özendirilir. Bu şekilde yoksul, umutsuz yığınlara gündüz düşleri gördürerek umut tacirliğine soyunurlar. Böylece onları her açıdan kendilerine bağımlı kılmaya çalışırlar.

Ucuz emek pazarı haline getirdikleri ülkede ulusal ve uluslararası sermayenin çıkarlarını gözeten ekonomik politikalar izlerler. Bu durum ise yöneticilerin iç kamuoyundan çok, dış kamuoyunun desteğini başka bir deyişle uluslararası güç odaklarının desteğini almayı daha çok önemsemelerine yol açabilir.

KISIRDÖNGÜ

Kendilerine bağımlı sessiz yığınların efendisi olmak isteği onları demokrasi dışı arayışlara da itebilir. İnsanlık dışı koşullarda yaşattıkları bu sessiz yığınların ses vermemesi için gittikçe otoriter ve baskıcı bir yönetim şeklini benimseyebilirler. Böylelikle iç karışıklıklar baş gösterebilir. Bu tablo, siyasal bilinç kazanmamış, eğitim düzeyi düşük azgelişmiş ülkelerde halkın yanlış siyasal tercih yapmasını kolaylaştırabilir.

Sonuç olarak bu tip ülkeler, bir kısırdöngünün içinde kıvranmaktadır. Bu durumdan ötürü azgelişmiş ülkelerle gelişmiş ülkeler arasındaki makas kapanmayacak bir şekilde açılmaktadır. Türkiye gibi 200 yıldır yenileşme çabası içinde olan bir ülkede nüfus politikası önemle üzerinde durulması gereken bir sorun olarak ele alınmalıdır.

DOÇ. DR. AYŞE ATALAY


Yazarın Son Yazıları