Cumhuriyet Kitap Dergisi’nde Gamze Akdemir geçen hafta Memet Fuat’ı (1926-2002) kapak yapmış. Öner Yağcı da onun hakkında bir yazı yazmış. Benim yaşamımda “Yeni Dergi”nin ve Memet Fuat’ın yeri büyüktür. 19 yaşındaydım “Yeni Dergi Eleştiri Ödülü”nü kazandığımda. Nâzım’ın Salkım Söğüt adlı şiirini bir müzik yapıtı olarak incelemiştim. Ödülüm olan 1000 TL’yi almaya gittiğimde Memet Fuat hayretler içinde kalmış, “Sen de pek tıfılmışsın” demişti. O zamanın parasıyla kendime Seiko marka bir altın kol saati aldım. Amerika’da kaldığım iki yıl boyunca da Memet Fuat ile sürekli mektuplaştım. Bana hep yazmamı öğütlüyordu. Ben de öğüdünü tuttum, hep yazdım. Kim bilir daha kaç genci böylesine yüreklendirmiştir, bilmiyorum.
İDSO’DA İKİ FRANSIZ KARDEŞ
Şef Lionel Bringuier (d.1986) ve ağabeyi piyanist Nicholas Bringuier’i (d.1980) İDSO ile Klasik’ten Romantik çağa geçen bir programda izledik. Doğrusu bu kardeşleri tanımıyordum ve konsere gitmeden önce ikircikliydim. Konserden çıktıktan sonra ise ben de herkes gibi havalardaydım. Programda L.v. Beethoven’ın “İmparator” başlıklı, 5. Mi Bemol Major Op.73 piyano konçertosunu dinledik. Öylesine görkemliydi ki dinleyicinin alkışları uzun süre devam etti. İkinci yarıda Hector Berlioz’un (1803- 1869) Op.14 Fantastik Senfoni’si vardı. Besteci özyaşamındaki bir aşk öyküsünü dile getirir. Umutsuz bir aşkın peşinden koşmaktadır. İrlandalı tiyatro oyuncusu Harriot Smithson’a âşıktır. Senfoni gelenekselin dışında, beş bölümlüdür. İlk bölüm “Düş ve Tutku” başlığını taşır. Bir yandan o kadına rastlamadan önce yaşamının ne denli boş olduğunu, öte yandan sevgilisinin ona karşı buz gibi soğuk davranışını duyurur. Ateşli düşlerle karabasan dolu uykusundan izlenimler yansıtır. İkinci bölümde kendini bir baloda düşler, zarif bir vals çalmaktadır, sonuna doğru birden sevdiğinin uzaktan beliren imgesiyle coşku sona erer. Orta bölüm bir kır sahnesidir. Huzurlu ortam yine sevgilinin belirmesiyle kaybolur. Sonraki bölümler tipik romantik konuları içerir: Sevgilinin giyotine götürüldüğünü, orkestradaki giyotin bıçağının metalik sesi duyurur. Sonunda iskeletlerin takırtısı kemancıların tellere yayın tahta tarafıyla vurmasıyla yansır. Bu yapıt 19. yüzyılın en etkiliyici “programlı” senfonisi olarak bir opera kadar ün yapmıştır. Garip bir şey ama bu konserde de hiç ara alkışı yoktu. İzleyici sus-pus olmuş, sahnedeki sanatçıların güzel tınılarına kapılmıştı.
İDOB’DA DON GİOVANNİ
Son kez dört yıl önce izlemiştim Don Giovanni’yi. Geçen hafta yeniden izledim. Aytaç Manizade’nin sahneye koyduğu, deneyimli şefimiz İbrahim Yazıcı’nın İDOB orkestrasını yönettiği prodüksiyonda, Efter Tunç dekor tasarımı, Serdar Başbuğ kostüm tasarımı, Kemal Yiğitcan ışık tasarımı hazırlamışlar. Koro şefi Paola Vilila, hareket düzeni Alper Marangoz’a aitti. Özellikle Don Giovanni rolündeki Caner Akgün ve Leporello rolündeki Burak Bilgili, yıllardır bu rolleri içselleştirmişler. Sanki sahne artık onların olmuş. Kendileri de eğleniyorlar, izleyiciyi de eğlendiriyorlar ve düşündürüyorlar. Tek eleştirim sahnenin kenarlarından verilen o dumanlar. Alerjisi olanları mahvediyor!