Ukrayna Nasıl Kurtulur?
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ukrayna Nasıl Kurtulur?

23.02.2015 07:45
Güncellenme:
Takip Et:

Kiev’de 20 - 22 Şubat 2014’te yaşananlar, yalnızca dönemin Ukrayna Devlet Başkanı’nın siyaset sahnesinden çekilmesinden ibaret değildi. Aynı zamanda, hem “yakın akraba” iki Slav devleti olan Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş ateşinin ilk kıvılcımına işaret ediyordu, hem de Ukrayna’nın bölünme tehlikesini gündeme getiriyordu.

Aradan sadece bir yıl geçti ve birçok şey daha önceden öngörülemeyecek kadar keskin bir şekilde değişti. Kiev’de 20-22 Şubat 2014’te yaşananlar, yalnızca dönemin Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in siyaset sahnesinden çekilmesinden, Batı yanlısı ve milliyetçi güçlerin başa gelmesinden ibaret değildi. Aynı zamanda, hem “yakın akraba” iki Slav devleti olan Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş ateşinin ilk kıvılcımına işaret ediyordu, hem de o zamana kadar “Avrupa’nın en büyük ülkelerinden biri” sayılan Ukrayna’nın bölünme tehlikesini gündeme getiriyordu.
Bu tarihten sonra yaşananlar, dünyada “Soğuk Savaş” sonrasında, 25 yıl boyunca oluşan dengeleri ve göreceli istikrarı bozuyor, Rusya ile Batı arasındaki yumuşama ve işbirliği sürecini durduruyordu. ABD ve müttefiklerinin dünyadaki (özellikle de eski Sovyet cumhuriyetlerindeki) keyfi uygulamalarına karşı artık daha sert tutum alacağını ortaya koyan Rusya, G-8’den çıkarılıyor, NATO ile Moskova arasında 1997’den itibaren geliştirilen ilişkiler donduruluyor, Batı bu ülke ile ticari bağlarını ve enerji ithalatını elinden geldiğince sınırlama yoluna koyuluyordu.

Ukrayna’nın trajedisi: Bölünme ve iç savaş
Kiev’de Batı desteğiyle gerçekleştirilen iktidar değişikliği karşısında alarma geçen Kremlin, hemen karşı adımlar atmaya karar verdi.
Nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı Rus, yüzde 25’i Ukraynalı, yüzde 12’si Tatar olan Kırım’daki Ukrayna’ya bağlı resmi ve askeri güçler Rusya tarafından kısa sürede etkisiz hale getirildi. Yarımadada 16 Mart’ta düzenlenen referanduma katılanların yüzde 96’sının “Rusya’ya bağlanmak” istediği bildirildi. Kremlin, böylelikle “eski Sovyet coğrafyasındaki ilerleyişini sürdüren ve NATO’yu Rusya sınırlarına giderek yaklaştıran” Batı’ya dur diyor, Kırım’daki askeri üssünü de yağmalanmaktan koruyordu. Ruslar için Kırım her zaman “Rus yarımadası” idi. 1954’te zamanın Sovyet lideri Nikita Kruşçev tarafından “bir jest olarak” Ukrayna’ya hediye edilmiş olması (bazı kaynaklara göre, kararı imzalayan Kruşçev içkiliydi), Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrası “tamir edilmesi gereken bir sorun” olarak algılanıyordu. Kırım’ın Rusya’ya ilhakı, uluslararası arenada kimse tarafından tanınmasa da, kısa süre içinde fiilen gündemden düşen ve pek tartışılmayan bir konu haline geldi. Tartışmaların merkezinde başka bir coğrafya vardı: Rus kökenlilerin çoğunluğu oluşturduğu Doğu Ukrayna.
Ukrayna’nın en büyük idari birimi olan Donetsk Bölgesi ile Luhansk (Lugansk) Bölgesi, 11 Mayıs’ta düzenlenen referandumlar sonucunda, Ukrayna’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıl bahar aylarında birkaç kez Çarlık döneminde Ukrayna’ya ait olmayıp da 1917 Ekim Devrimi’nden sonra onun sınırları içine dahil edilen Donetsk, Luhansk, Harkov, Herson, Nikolayev ve Odessa bölgelerinden “Yeni Rusya” olarak söz etti. (Ancak yeni Kiev yönetimine karşı başlatılan direniş, ilk ikisinin dışında fazla uzun sürmedi.) Ukrayna’nın “kısa süre sonra tarihe karışacak uydurma bir devlet” olduğundan, aslında ülkenin güneyiyle doğusunun Rusya’ya, batısının ise Polonya’ya ait olması gerektiğinden sıkça bahsedilir oldu. Kimileri, “toprak hakkı” olanlar arasına Macaristan’ı ve Romanya’yı da dahil etti.

Minsk Anlaşması savaşı durduramadı
Donetsk ve Luhansk’taki iç savaş aylardır sürüyor. BMÖ verilerine göre, savaşın bilançosu 5 bin 300’ü aşkın ölü (resmi olmayan kaynaklar, bunun 8-10 katı rakamlar veriyor) ve neredeyse tümüyle bombalanıp tahrip edilmiş birçok kent.
Nisan ayında Rusya, Ukrayna, AB ve ABD temsilcilerinin katıldığı Cenevre görüşmelerinin sonuç vermemesinin ardından, eylül ayında düzenlenen ilk Minsk Zirvesi de savaşı durduramadı. Geçen hafta yapılan ikinci Minsk Zirvesi’nde, “tarafların (fiilen ayrılıkçı Rus cumhuriyetlerini de temsil eden Rusya, Ukrayna, Almanya ve Fransa) anlaşmaya vardıkları” duyuruldu.
Ancak ne 15 Şubat’tan itibaren sağlanması gereken ateşkes etkili olabildi, ne de savaşan taraflar arasında sınırların belirlenmesi ve Ukrayna yönetimi ile ayrılıkçıların masaya oturması gibi anahtar konularda ciddi bir gelişme kaydedilebildi.
Moskova, “anayasal reform yapma” sözü vermiş olan Kiev yönetimine, Rus azınlığın haklarını azami savunacak bir “federatif yapı” önerisini ısrarla tekrarlayarak olası NATO üyeliği sürecini baştan engellemeye çalışıyor.
Meseleyi, “Avrupa’nın ana güvenlik sorunu” olarak gören Almanya Şansölyesi ve AB’nin fiili lideri Angela Merkel, yanına Fransa Devlet Başkanı François Hollande’ı da alarak olaya müdahale ederken, bir yanıyla da Kiev yönetimini durmadan kışkırtan ve çok yakında Ukrayna’ya silah yardımı başlatılacağını ilan eden Washington’ı dengelemeye gayret ediyor.

Tarafsızlık statüsüne yönelmesi gerekiyor
Rusya, Ukrayna ve Avrupa ülkelerinde “sınırlı nükleer savaş”, “üçüncü dünya savaşı” gibi tartışmalar giderek daha sık gündeme gelirken, Ukrayna, ABD gündeminde “uzak ve ufak bir sorun” olarak yer alıyor.
Bununla birlikte, Amerikalı müttefiklerinin, 25 Mayıs 2014’te halkın yüzde 55’inin desteğiyle seçimleri kazanmasına karşın birkaç ayda oldukça yıpranan Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko’nun son zamanlardaki askeri başarısızlıkların ardından iktidarını kaybetmesi ihtimalinden çekindiğini ekleyelim.
Poroşenko kurtarılır mı kurtarılamaz mı, bilmiyorum. Ama Batı’nın ve Rusya’nın keskin tercihlere zorladığı Ukrayna’nın ve bölgedeki barışın kurtarılması için, ülkenin tarafsızlık statüsüne yönelmesi gerektiğini düşünüyorum.
Yani askeri bloklara katılmayan, herkesle dengeli siyasi ve ticari ilişkiler içinde olan, önceliğini kriz içindeki ekonomisini acilen düzeltmek ve halkını gelişkin yaşam standartlarına kavuşturmak olarak belirleyen bir devlet olmasını.
Ukrayna’nın iç ve dış dinamikleri göz önüne alındığında, böyle bir ihtimalin gerçekleşeceği söylenebilir mi? Bu konuda yakın zamanda olumlu gelişmeler beklemek ne yazık ki zor.  

HAKAN AKSAY Gazeteci-Yazar

 

-

 

SYRİZA’nın Hipotezi

SYRİZA’nın “iktidar yürüyüşü”nün bizler için de sonuçları olacak elbette. SYRİZA’nın, neoliberal düzeni nasıl dönüştüreceği önemli. Müesses nizam, hâlâ SYRİZA’nın reel-politik üzerinde dönüşeceği beklentisi taşıyor. Neoliberal parametrelerle çalışan ana akım medyada böyle bir rüzgâr var, nitekim F. Times’ın editoryalinde, “SYRİZA’nın artık üniversitede seminer veriyormuş gibi değil, ciddi bir hükümet programı ortaya koyması gerektiği” dillendirildi.

Hiperliberal programların aşılması gerekiyor
Oysa bu dönüştürücü dili kaybetmemek, sadece günü kurtaran, uzun vadede pranga haline gelen, hiperliberal programların artık aşılması gerekiyor. 30 yıldır IMF-Dünya Bankası reçeteleri, üç aşağı beş yukarı aynı. Yapısal reform adı altında katıksız liberalizasyon ve özelleştirme, yatırımcıları koruyan regülasyonlar, yatırım ortamı için gereken hukuksal düzenlemelerin aciliyeti gibi yaşamın ve üretken ekonominin uzağında ezberler. Dünyada artık kadir-i mutlak hale gelmiş piyasa dilinden vazgeçmeyin, finansal akışkanlığa herhangi bir korku salmayın, diyorlar. Sermayenin yönü de böyle belirleniyor. Ülkeler bu düzene uymak zorunda kalıyor; IMF- Dünya Bankası “kredibilite”yi artırıyor, destek veriyor ya da gelişmiş ülkelerin MB’leri parasal genişleme ile kendi finans kuruluşlarına para enjekte ediyor, bu para da düzenlemeleri yapan ülkelere akıyor. Bu reçeteler ile 175 milyar Avro’luk bir borcun eritilmesi mümkün değil oysa. Asgari ücreti kısarak 500 Avro’lar seviyesine indirmek, Pire Limanı’nı özelleştirmekle açık veren bir bütçeyi artıya geçirmek de mümkün değil. Bu krizi finansallaşma ile yaratanların daha fazla liberalleşme talep etmeleri, Avrupa halklarına kemer sıkma politikasını önermeleri de haksızlık, tıpkı sokakta dayak yemiş bir çocuğun eve gelip babasından da dayak yemesi gibi. Krize yol açanların, servet eşitsizliğini körüklediği, temel göstergeleri daha berbat hale getirdiğini gördük. Maliye bakanı olan, yeni nesil ekonomist Y. Vourufakis’in dediği gibi “Krizde insanlar kemer sıkarken Yunan oligarşisi hâlâ az vergi vermenin pazarlığını yapıyordu, bu oligarşiyi yıkacağız.”

SYRİZA insani krizi çözecek mi?
İkincisi, SYRİZA’nın manifestosu Selanik programının girişine bakmalıyız. “Ekonomik kriz insani krize dönüşmüş durumdadır, SYRİZA bu insani krizi çözecektir. SYRİZA sonrası, artık hiçbir siyasal oluşum, ekonominin insana hizmetini göz ardı edemeyecektir. Nicedir, toplumsal olan, piyasanın ‘kör aklına’ emanet edildi. Siyaset finansallaşmış aklın hizmetkârı haline getirildi. Kamu yatırımlarının insani koşulları yükseltmek için kullanılmak, üretim ağırlıklı büyüme modelleri, güvencesizlere doğrudan kaynak desteği gibi programlar, S. Demokrat partiler tarafından dahi ihmal edildi.”

Yangın söndürücü sol
Bu davet, solun sadece kriz anlarında iktidara gelebildiği, sadece kriz anlarında işe yaradığı şu meşhur ezber. Bu iddiaya göre sol, liberal finansal sistemin krize girdiği anlarda teveccüh edilen bir yangın söndürücüdür, gelir dağılımı bozulduğunda, haksızlıklar ayyuka çıkıp özgürlükler kaybolduğunda bu yangını söndürür ve geri döner. Sol kendi ekonomik aklını, kamusal yatırım anlayışını, sağlıklı ve hakça paylaşım içinde de refahı-büyümeyi sağlayabileceğini göstermek zorundadır. SYRİZA iktidarı bu beklemiş potansiyelin kendini uzun bir zaman sonra ilk kez gerçekleştireceği müthiş kritik bir eşiktir. Çipras’ın dediği gibi: “Gitgide fazlalaşan sosyal desteği bir araya getiren sola, temel bir problemi çözmek için başvurulacak. Aynı zamanda büyük bir sosyal çoğunluğu oluşturan zayıf ve savunmasız insanlar desteklenecek.”

Solun ilhamı
İşin en can alıcı kısmı, SYRİZA’nın sola vereceği ilham. Sadece, “ilham”ın romantik çağrışımları değil, bir de ev ödevi getiriyor. Birincisi, siyasetin demokratik bir zemin üzerinde ivme kazanan bir etkileşim üzerinde, en dışarıda bırakılmışların içeriden sisteme doğru yürüdükleri eşitlik talebi. Burada Gramsci - Laclau - Moffe geleneğine dönerek hegemonik güçlere karşı koşulların denkliği ilkesince bir ittifak, bir mevzi planı, bir hegemonya oluşturabilmenin en çarpıcı örneği anlamına geliyor.
Sonuncusu için yoruma gerek yok. Tsipras’ın filozof Zizek ve Horvat ile söyleşisindeki ilgili bölümün tamamını aktarıyorum “...ve ben SYRİZA’yla olan şeyin halkın çoğunluğunun radikal sola meyletmesi değil, politik tabular dışında olan insanların radikal bir değişimi olduğuna inanıyorum; büyük, radikal bir değişim istiyorlardı. Yunanistan’da söz verdiğini yapacak tek politik güç olduğumuza inandılar. Hem ellerimiz de temiz. Kimse SYRİZA’nın durumu aniden değiştireceğini beklemiyor ama herkes bizim konumumuzu değiştirmeyeceğimizi umuyor, düşmanlarımız tarafından saldırıya uğrasak bile.” İnsanlara, çok büyük program ve projelerden önce iki şeyi sunmanız gerekiyor: Dönüşümü yapabilecek güç olduğunuza inandırmak ve temiz kalmak. Sahici olan için, öyle zor bir yol değil aslında...  

Ö. İSKENDER ÖZTURANLI Toplumcu Düşünce Enstitüsü, Y.K. Üyesi

Yazarın Son Yazıları

Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025