Zamanı iyi kullanmak üzerine müthiş bir kitap!
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Zamanı iyi kullanmak üzerine müthiş bir kitap!

06.08.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Bu dünyaya bir Aziz Nesin uğradı ve geçti gitti. Bir rüzgâr gibi, bir kasırga gibi, “Yeter artık gerçeklere gözünüzü açın , çok fazla uyudunuz, uyanın” diye diye...
Merak etmeyin, bu yazı onun o hepimizin bildiği yanları, o ütopik dünyası, gerçekleri tespit ediş açısını anlatmak için kaleme alınmıyor. Tam tersine O büyük insanın bugüne kadar kimse tarafından fazlaca bilinmeyen iç dünyasını, oğlu Ali Nesin ile yapmış olduğu yıllar süren mektuplaşmaları değiniliyor. Aziz Nesin Ali Nesin Mektuplaşmalarını adını taşıyan Türkiye’nin kısmen yakın tarihine ışık tutan bu belge kitap sizi müthiş bir zaman yolculuğuna çıkartıyor. Bu mektuplaşmalar ile yıllar öncesinden bir babanın olanca içtenliği ile oğul Ali Nesin’in lise yıllarından başlayıp Sivas olaylarına kadar geçecek sürede, baba oğul arasındaki tüm şeffaflığı, samimiyeti ve masumiyeti ile ve gelecekte yayımlanma olasılığı düşünülmeyerek kaleme alınmış nefis bir başyapıtın ortaya çıkmasına neden oluyor. Dünya mektup edebiyatının en büyük eksikliği belki bu kitap sayesinde tek taraflı ve monolog olmaktan çıkıyor ve okuyucu karşı taraftan gelen yanıtı da aynı kurgu içinde okuduğu için soluksuz bir eğitim periyoduna ister istemez o da katılıyor.

Mektuplarla eğitim
Oysa yıllara dayanan baba oğul mektuplaşmaları Aziz Nesin’in yurtdışında tek başına yaşamak zorunda kalan bir genci mektuplarla oya gibi işleyip nasıl aydın bir insan olarak dünyaya kazandırdığını göstermekte. Tabii ki Ali Nesin’in de delikanlılık çağından bir bilim insanı olana dek mektuplar yolu ile de olsa babasından almış olduğu ilham, öğütler, sorumluluk duygusu onu mektuplaşmaların sonuna gelindiğinde bugünkü bilim insanı Ali Nesin yapmakta. Şunu da belirtmekte fayda var ki, Aziz Nesin’in kimilerince uç fikirler olarak algılanabilecek dünya görüşlerine mektuplarında asla rastlanmamakta ve oğul Ali’ye asla bu yönde bir telkinde bulunulmamakta. Bir genç hiçbir şekilde baskı altında kalmadan yetişirken bu mektuplar bugünün genç anne babalarına yol göstermekte ve hatta birinci derecede eğitim kitabı olmaya aday olduğunu kanıtlamaktadır.
Nesin Usta’nın para kazanmak için karşılaştığı arabesk Türkiye gerçekleri ve zorluklarına karşı bitmez tükenmek bilmez direnci, sonunda onun en büyük hayali Çatalca’daki Nesin Vakfı’nın temellerinin atılmasını sağlıyor. Zaten kendisi de Ali’ye yazdığı mektuplardan birisinde “halkın durumunu gördükçe bu kadar çok para kazanmaktan utanıyorum. Vakıf ancak beni bu utançtan kurtarıyor” der. Ama düşündüğünüz zaman Aziz Nesin gibi bir aydının Türkiye gibi bir ülkede hem para kazanıp hem böyle bir yatırıma kaynak ayırması ve bu çocuk cennetini zaman içinde yoktan varetmesi zordur, mücadele ve direnç gerektirir. Kendisine alçaklık yapanlara kızar, sinirlenir ama onları asla suçlamaz. Ali Nesin ile olan mektuplaşmalarda bir oğulun babaya verdiği manevi destek ve bir babanın iç dünyasını ona en samimi en gerçekçi durumu ile açması belki de tüm mektuplaşmalar boyunca okuyucuyu hırslandıracak ve vakfın bir an önce bitmesi için sayfaları nefessiz çevirmesini sağlayacaktır.
Okuyucu tüm mektuplaşmalar boyunca vakfın bir an önce tamamlanmasını ve Aziz Nesin’in rahata kavuşmasını sabırla beklerken, Ali Nesin’in de yurtdışındaki başarılarının sona ermemesini diler. Aziz Nesin için tek para kazanma yolu olan daktilonun tuşları onunla dünyanın birçok otel odasında, seminerde, panelde, kiralık evlerde, bürosunda, vakıfda hep onunla beraberdir. Vakfı tamamlamak için sistemle mücadeleye kendini adamak zorunda kalmış ve tesbit ettiği bir çok konuda da zaman onun haklılığı ortaya çıkarmıştır.
Tüm mektuplaşmalar boyunca okuyucu Aziz Nesin’in çalışma temposunu gördükçe zamanını nasıl boşa harcıyor diye kendisine bile kızar. Aziz Nesin’in deyimi ile o artık yolun sonuna doğru geldiği için onun zaman kaybetmeye tahammülü yoktur. Bir yandan gazete çıkarır, bir yandan aydınlar dilekçesini hazırlar, bir yandan yazarlar sendikasında yönetici olur, yurdışında yurt içinde panellere katılır, vakfı tamamlamaya oraya her sene biraz daha yetiştirebildiği kadar çocuk almaya çalışır. Yaşı ilerledikçe daha az uyuyup temposunu daha da artırır, zamanını daha tasarruflu kullanmaya çalışır. Çünkü yazacak çok kitap, yapılacak çok iş vardır. Mektuplarının bir yerinde “Yorulmaya hakkım var ama dinlenmeye hakkım yok; pazarlığım ölüme kadar” der. Ali Nesin en sonunda Yale Üniversitesinden mezun olup Berkley Üniveristesinde profesör olana kadar aslında yanında hep Aziz Nesin’in eğiticiliği eşlik etmiştir. Mektuplarında hep vurguladığı üzere, bir bilim insanı yetişirken teori içinde kaybolup yok olmamalı aksine pratik hayatta da insanın ihtiyaçlarına da yanıt vermelidir. Üniversitede kendi kendine soyut kavramların peşinde koşan akademisyen topluma faydalı olamaz diyerek kendisinden kilometrelerce uzaktaki Ali’ye bunu mektupları ile işler.

Sorgulatıcı arayış
Burada vurgulanması gereken satır aralarında söylediği şudur belki de: Bugünkü genç kuşaklarda gördüğümüz modaya uyup parayla yurtdışında sırf kuru bir eğitim alarak üniversite diploması almayı hedefleyen bir genç bir bilim insanı olmamalıdır o....!. Babasından ve ülkesinden kilometrelerce uzakta olmasına rağmen sırf adı olan kuru bir okul eğitimi ile değil ama toplumsal sorumluluğu olan , felsefeden, edebiyattan, sinemadan, sanattan anlayan bir bilim insanı yetişmektedir. Çünkü uygar ve okumuş bir genç sorgulamalı, düşünmeli yaşadığı topluma borcunu ödeyebilmelidir.
Bugünün anne babalarına baktığınızda ise verdikleri onca paralarla aslında çocuklarına eğitim adı altında nasıl onlara boşa zaman geçirttiklerini, sırf başlarından uzaklaşsın ele ayağa dolanmasın diye ana okuldan başlayıp ilerleyen yaşlarına kadar özel okullarda, kurslarda, öğretmenlerde para harcadıkça velilik görevini yaptığını düşünen bir aile türü ile karşılaştıkça bu mektuplaşmalardan sonra okuyucu iyice kahrolmaktadır. O çocukların, kendilerine bir yol gösteren olmadığında nasıl moda kültürü filmlerin, kitapların, arkadaşların peşinde koştuğunu, bir hobi ve çok sesli müzik zevki olmadan ve daha da önemlisi yanlış Türkçe kullanımları ile dolu bir hayatta yaşadıklarını gördükçe bu mektuplaşmalardan sonra insan belki 20-30 yıl sonraki Türkiye’yi düşünerek daha çok üzülüyor.

Karşılıklı öğretmek
Aziz Nesin mektuplarında yeri geldikçe Ali’den bir şeyler öğrenir. Tek yanlı öğretici değil ilerlemiş yaşına rağmen kendini geliştiren meraklı bir öğrencidir de. Dogma kalıplara bağlı olmadığı için oğlunun bildiği her şeyi o da bir şekilde ondan öğrenmek ister. Fakat yaşı artık ilerlemiştir ve acı gerçeği mektuplarından birinde bir kez daha söyler “Unutma” der “Ali’ye” “Ne yazık ki bu dünyada herkes için bir gün yirmi dört saattir!”
Bu mektuplaşmalardan sonra okuyucu görecektir ki aslında bizim Aziz Nesinimiz Ali’si ile küllerinden yeniden doğmuş ve yaşamaya devam etmektedir. Aziz Nesin’ini tekrar keşfedecek ve tekrar hayran olacaktır.
Bir insanın gerçek ölümü onun biyolojik ölümü ile değil onun hakkında dünyada en son konuşacak kişinin ölümü ile olur demesini teyit eder gibi oğul Ali Nesin ve Nesin Vakfı da önümüzde dimdik ayakta durmakta ve hayatınızda görebileceğiniz belki ender kitap kahramanlarından biri de sizi , orada Çatalca’daki çocuk cennetinde beklemektedir.

AHME T KEMA L ŞENPOLAT
Hukukçu

Yazarın Son Yazıları

Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025