Erdoğan’ın aniden depreşen NATO merakı

09 Ekim 2015 Cuma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Japonya yolunda gazetecilere Rusya’nın aktif askeri müdahalesinden sonra Suriye’de ortaya çıkan durum hakkında söyledikleri bazı gerçekleri tekrar gözler önüne seriyor. Erdoğan’ın Türkiye’nin NATO üyeliğine yaptığı vurgu ise dikkat çeken hususların başında geliyor.
Bir Rus jetinin Türk hava sahasını ihlal etmesine ilişkin bir soruyu yanıtlayan Erdoğan, NATO’nun bu konuda verdiği mesajın son derece açık olduğunu belirterek, “Türkiye’nin hava sahasının ihlali, NATO hava sahasını ihlalidir” diye konuşmuş. NATO Konseyi’nin bu konuda acilen olağanüstü toplantı düzenlemesinin “işin ciddiyetini gösterdiğini” de söyleyen Erdoğan aslında “iyi ki varsın NATO” demiş oluyor.
Burada ilginç olan NATO’nun tutumu değil. İttifakın bu konudaki tepkisi son derece doğal, zira karşı tarafta söz konusu olan güç, sonuçta, yeni Soğuk Savaş çerçevesindeki küresel rakibi. NATO, Erdoğan’ı memnun ettiği anlaşılan tepkisini ortaya koymasaydı, asıl o zaman garip olurdu.
Dikkat çeken NATO’nun değil, Erdoğan’ın tutumudur. Normal şartlarda dünyaya İslami gözlüklerden bakanların NATO’yu sevmeleri mümkün değil. İttifak geçmişte bir Müslüman ülkeye müdahale ettiğinde, İslami kesim her keresinde işi Haçlı Seferlerine kadar götüren komplo teorilerini anında devreye sokmuştur.
Bunu görmek için NATO’nun Afganistan’daki operasyonları hakkında yazılanlara bakmak yeter. Öte yandan, NATO’nun Bosnalı ve Kosovalı Müslümanları kurtardığı pek hatırlanmak istenmez.
İttifak 2011’de Libya’ya müdahale ettiğinde, Erdoğan’ın ilk tepkisi “NATO’nun Libya’da ne işi var” olmuştu. Libyalıların bu müdahaleyi desteklemeleri ve bunu bozmaya çalışıyor diye Türkiye’ye kızmaları Erdoğan’ı sonunda NATO’nun hizasına getirmişti.
Buradaki konu NATO’nun faydaları veya zararları değil. Konu, Erdoğan’ın bu gibi ciddi meselelerde işine geldiği gibi pozisyon değiştirmesi ve bunu yaparken Türkiye’nin dış politikası konusunda kafa karışıklığı yaratmasıdır.
Erdoğan’ın Japonya’ya geçmeden önce Brüksel’de yaptığı ve Türkiye’nin AB perspektifine bağlılığını vurguladığı açıklamalarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Zamanında Putin’e söylediği “Bizi Şanghay Beşlisi’ne alın AB’yi unutalım” sözleri de böylece mazide kalmış oldu.
Geçmişte Batı karşıtlığı ile İslami kesim nezdinde sürekli prim sağlama peşinde olan Erdoğan’ın, Rusya’nın son stratejik hamleleri karşısında NATO’ya -ve belli ölçüde AB’ye - sarılması, kendisi açısından yeni bir “hizaya geliş” vakasıdır.
Fakat Batı’nın başını çektiği kalkınmış dünyasının eşit bir mensubu olmak iddiasında samimiyseniz, bunu her şeyden önce demokrasi, insan hakları ve düşünce özgürlüğüne saygı gibi konularda göstermek zorundasınız. Sizi ülke olarak Batı’yla eşit konuma getirecek olan budur.
Yoksa NATO ve AB ile ilişkilerinizi kendi gündeminize hizmet amacıyla seçici bir şekilde kullanmaya kalkarsanız, onlar da Türkiye’yi bu şekilde kullanmaya çalışacaklardır. Kendinizi kullandırmak istemiyorsanız, ait olduğunuza inandığınız blokun standartlarını yakalamak zorundasınız.
Erdoğan’ın Rusya’ya karşı NATO ve AB’ye sarılması aslında yanlış politikalar sonucunda çaresiz kalmış olmanın bir ifadesidir. Uluslararası gerçekleri göz ardı etmenin sakıncaları böylece bir kez daha görülmüş oldu. Suriye’deki gelişmeler, istese de istemese de, Ankara’yı politikalarını gözden geçirmeye zorlayacaktır. Bunun işaretlerini Erdoğan’ın sözlerinde bile görmek mümkün.  


Yazarın Son Yazıları