Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Japonya yolunda gazetecilere Rusya’nın aktif askeri müdahalesinden sonra Suriye’de ortaya çıkan durum hakkında söyledikleri bazı gerçekleri tekrar gözler önüne seriyor. Erdoğan’ın Türkiye’nin NATO üyeliğine yaptığı vurgu ise dikkat çeken hususların başında geliyor.
Bir Rus jetinin Türk hava sahasını ihlal etmesine ilişkin bir soruyu yanıtlayan Erdoğan, NATO’nun bu konuda verdiği mesajın son derece açık olduğunu belirterek, “Türkiye’nin hava sahasının ihlali, NATO hava sahasını ihlalidir” diye konuşmuş. NATO Konseyi’nin bu konuda acilen olağanüstü toplantı düzenlemesinin “işin ciddiyetini gösterdiğini” de söyleyen Erdoğan aslında “iyi ki varsın NATO” demiş oluyor.
Burada ilginç olan NATO’nun tutumu değil. İttifakın bu konudaki tepkisi son derece doğal, zira karşı tarafta söz konusu olan güç, sonuçta, yeni Soğuk Savaş çerçevesindeki küresel rakibi. NATO, Erdoğan’ı memnun ettiği anlaşılan tepkisini ortaya koymasaydı, asıl o zaman garip olurdu.
Dikkat çeken NATO’nun değil, Erdoğan’ın tutumudur. Normal şartlarda dünyaya İslami gözlüklerden bakanların NATO’yu sevmeleri mümkün değil. İttifak geçmişte bir Müslüman ülkeye müdahale ettiğinde, İslami kesim her keresinde işi Haçlı Seferlerine kadar götüren komplo teorilerini anında devreye sokmuştur.
Bunu görmek için NATO’nun Afganistan’daki operasyonları hakkında yazılanlara bakmak yeter. Öte yandan, NATO’nun Bosnalı ve Kosovalı Müslümanları kurtardığı pek hatırlanmak istenmez.
İttifak 2011’de Libya’ya müdahale ettiğinde, Erdoğan’ın ilk tepkisi “NATO’nun Libya’da ne işi var” olmuştu. Libyalıların bu müdahaleyi desteklemeleri ve bunu bozmaya çalışıyor diye Türkiye’ye kızmaları Erdoğan’ı sonunda NATO’nun hizasına getirmişti.
Buradaki konu NATO’nun faydaları veya zararları değil. Konu, Erdoğan’ın bu gibi ciddi meselelerde işine geldiği gibi pozisyon değiştirmesi ve bunu yaparken Türkiye’nin dış politikası konusunda kafa karışıklığı yaratmasıdır.
Erdoğan’ın Japonya’ya geçmeden önce Brüksel’de yaptığı ve Türkiye’nin AB perspektifine bağlılığını vurguladığı açıklamalarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Zamanında Putin’e söylediği “Bizi Şanghay Beşlisi’ne alın AB’yi unutalım” sözleri de böylece mazide kalmış oldu.
Geçmişte Batı karşıtlığı ile İslami kesim nezdinde sürekli prim sağlama peşinde olan Erdoğan’ın, Rusya’nın son stratejik hamleleri karşısında NATO’ya -ve belli ölçüde AB’ye - sarılması, kendisi açısından yeni bir “hizaya geliş” vakasıdır.
Fakat Batı’nın başını çektiği kalkınmış dünyasının eşit bir mensubu olmak iddiasında samimiyseniz, bunu her şeyden önce demokrasi, insan hakları ve düşünce özgürlüğüne saygı gibi konularda göstermek zorundasınız. Sizi ülke olarak Batı’yla eşit konuma getirecek olan budur.
Yoksa NATO ve AB ile ilişkilerinizi kendi gündeminize hizmet amacıyla seçici bir şekilde kullanmaya kalkarsanız, onlar da Türkiye’yi bu şekilde kullanmaya çalışacaklardır. Kendinizi kullandırmak istemiyorsanız, ait olduğunuza inandığınız blokun standartlarını yakalamak zorundasınız.
Erdoğan’ın Rusya’ya karşı NATO ve AB’ye sarılması aslında yanlış politikalar sonucunda çaresiz kalmış olmanın bir ifadesidir. Uluslararası gerçekleri göz ardı etmenin sakıncaları böylece bir kez daha görülmüş oldu. Suriye’deki gelişmeler, istese de istemese de, Ankara’yı politikalarını gözden geçirmeye zorlayacaktır. Bunun işaretlerini Erdoğan’ın sözlerinde bile görmek mümkün.
Erdoğan’ın aniden depreşen NATO merakı
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası