Yeni bir dünya kurulurken Türkiye’nin yeri ne olacak?

28 Ağustos 2015 Cuma

Lübnan’daki Al Manar televizyonuna konuşan Beşşar el Esad, ABD’nin Türkiye’ye güvenmediğini söylemiş. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın, İncirlik ve diğer bazı üslerini IŞİD’e karşı açmış olmasına rağmen, Türkiye’nin bu örgütle mücadelede daha fazlasını yapması gerektiğini belirtmesi de bu açıdan dikkat çekiyor. Amerikan basınında çıkan ve Türkiye’nin El Nusra Cephesi gibi El Kaide bağlantılı gruplarla hâlâ irtibatlı olduğunu iddia eden haberler de bu algıyı besliyor.
Ankara’dan, özellikle Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge kurulması ve Suriyeli Kürt örgütlerin statüsü konusunda yapılan somut bazı açıklamalar ve Washington’dan bunlara “nazikçe” gelen, “pek de öyle değil” türünden yanıtlar da zaten, iki ülkenin Suriye’deki öncelikleri konusunda hâlâ tam bir mutabakat sağlayamadıklarını gösteriyor.
Washington’ın, asıl hedefin IŞİD olduğunu hatırlatma gereğini sık sık duyması da buna işaret ediyor. Böylece Ankara’ya “bölgesel yansımaları olan PKK ile savaşını alevlendirme, çözüm sürecine dön ve Esad takıntından vazgeçip asıl mesele olan IŞİD’e konsantre ol” mesajı veriliyor.
Bu arada Türkiye’nin de ABD’ye güvenmediği kesin. Ankara, yıllarca Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurmak istediğine inandığı Washington’ın, şimdi de Suriye’nin kuzeyinde aynısını yaptığını düşünüyor. Suriyeli Kürt örgütlerin PKK bağlantıları ise Ankara’nın korkulu rüyalarını iyice depreştiriyor.
Türkiye’nin Kuzey Irak’ta kurulmasına karşı çıktığı Kürt devletinin ortaya çıkmasına aslında yardımcı olması ve daha sonra bununla verimli ekonomik ve siyasi ilişkiler kurması elbette ki bir çelişkidir. Diplomatik çevrelerde, koşulların Ankara’yı sonunda Suriyeli Kürtlerle de benzeri ilişkiler kurmaya iteceğine inananların sayısı hiç de az değil.
Türkiye ile ABD gibi ısrarla “stratejik ortak” olduklarını savunan iki ülke arasındaki bu “güvensizlik dengesinin” Ankara’nın aleyhine işlemekte olduğu aşikâr. AKP iktidarının, sahadaki gerçekleri hiçe sayıp Suriye konusundaki hatalarında ısrar etmesi, bir zamanlar “en etkin bölgesel oyuncu olma” hayaline kapılan Ankara’yı oyun dışı bıraktı. Dahası, ABD’yi farklı ve daha güvenilir yerel müttefikler aramaya yöneltti.
Suriye için eninde sonunda kurulacak olan masada da Türkiye’ye anlamlı bir yer düşmeyebilir. Bırakın o masada bir şekilde yer alacak olan Esad’ı, Rusya ve yıldızı yükselmekte olan İran da bunu istemeyebilirler. Esad’ı desteklemeye devam eden bu iki ülke, örtülü ifadelerle de olsa, radikal İslamcı unsurlara geçit veren Ankara’nın Suriye krizini derinleştirdiğini hep savunageldiler. İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif’in kısa bir süre önce gazetemizde çıkan yazısının satır aralarında da bunu görmek mümkün.
Türkiye, AKP’nin dayanaksız dış politikası yüzünden içine düştüğü çukurdan çıkıp bir an evvel küresel ve bölgesel gerçeklerle uyumlu politikalara yönelmezse, kendisine karşı duyulan güvensizliği aşamayacaktır. Gelişmeler İsmet İnönü’nün meşhur sözünün tam tersinin gerçekleşebileceğini gösteriyor. Özetle “yeni bir dünya kurulurken Türkiye bu dünyada yerini alamayabilir.”
Daha doğrusu yerini alacaktır ama bu büyük olasılıkla istediği yer olmayacaktır. Çevresindeki gelişmeler üzerinde herhangi bir söz sahibi olmayan ve “değersiz yalnızlığı” ile baş başa kalmış olan edilgen bir Türkiye’den söz ediyoruz. AKP’nin tek derdi, dış politikada “yapıcı” olmakla değil, “yıkıcı” ve “bozucu” olmakla dünyada isim yapmış olan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik hayallerini gerçekleştirmek olduğu sürece Türkiye’nin bu çukurdan çıkması zor görünüyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları