Takılan plak bozulur

23 Ekim 2021 Cumartesi

Çaresi yoktur, takılan plak çizilmiş, bozulmuştur. Önyargılar, kafaya takıklıkta ipin ucu kaçmışsa, verilen zararların bedellerinden kurtuluş yolunu bulup çıkarmak, üst üste pekişen toplumsal kayıpların altından kalkmak giderek zorlaşır. Dünya ölçeğinde yaşanan sorunların üstüne, ülkemiz için özel eklemlenenlerle işimiz gün geçtikçe sarpa sarıyor.. Yakın tarihlere kadar birbirinin yinelenmesi olaylardan ders çıkaramadığımızı gözeterek, aklımızı başımıza getirecek iyi bir dersin işe yarayabileceğini düşünüyordum.. Ancak öylesine ağır bir kitlesel bedel ödemeye, öylesine hızla çekilir olduk ki “Yetti gayri” noktasına geldik de geçtik bile duygusu içindeyim..

Evet, çok haklısınız, hangileri olursa olsun başka ülkelerin büyükelçilerinin bir eylemiyle, görülmekte olan bir davaya dönük muhtıra gibi bir açıklamayı hiçbir ülke gibi, elbette bizim ülkemizin hak etmediğini düşünmenin ötesinde karşı duruş olmazsa olmazımız.. Gelin görün ki Osman Kavala ismi üzerinden kurgulanmış bir takıntıda, başından açılmış bir dava üzerinden, hukukun kuralları içinde ceza verilemeyeceğinin çok çıplak ortaya çıkmasından sonra.. Yani söz konusu davanın sona erdirilmesi noktasında, bir başka dava kurgulanıp açılabiliyorsa, açılmış yeni dava, davalar üzerinden aynı tutukluluk halinin yıllarla uzatılması sağlanabiliyorsa.. Ortada şeklen yaratılabilse de hukuksal olarak açılmış bir davadan söz edilemiyorsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karara uyulması zorunluluğu yok mudur?

Ülkemizde evire çevire işimize geldiği biçimde inatla bu konuyu niye, hangi boyutları ile tartışabiliyoruz kii? Hele de iktidar adına hukuk icraatlarında sayısız başka davalarda, sayısız siyasal liderler arasındaki kayıtlara alınmamış görüşmeler, pazarlıkların sonuçlarında sayısız başka yargı sonuçlarına varılmış; Amerika ve Almanya, Avrupa baskılı başka karar örnekleri yaşanmış, hapisten çıkarılanlar kurtarılmış, adı geçen ülkelere özgür olarak postalanmışlarsa?

***

Sıcak gündemimizde ağır yaraları gün gün daha da ağırlaştırmakta olan plak takılması örneği, Merkez Bankası’nın özerkliği üzerinde yaşanıp durmakta. Takılı plakla Merkez Bankası’nın bozulan, işe yaramayıp çöpe atılan örneğinden aylar bile geçemedi.. Günler içinde faiz kararları üzerinden inadına gidiş, özerkliği zorlama faiz kararı açıklaması ile dövizde yaşanan günlük tırmanışların karabasanında nefesler kesilmiş olacakların kara senaryolarının kaçınılmaz, bilimsel sonuçları üzerinden hesaplamalar yapılıp durulurken..

Günler içinde bir yenisi önceki günkü kararla gündemimize girdi. Bir kez daha uçarak yükselmiş okların çıkışı hızlandı. Cumhuriyet’in dünkü birinci sayfasında yer alan Ciddiyet sayfamızdan alıntılanmış Murat Sayın’ın karikatüründe, doların yükselişi ile havaya uçurulmuş koltukta oturan vatandaş korku içinde titrerken, ayakkabıları yere düşmüş. Günlük yükseliş oranı 3.37 ile rekor kırmış. Manşetimizde Saray’ın takıntılı inadını, “Muhalefetin uyarılarına karşın Merkez eliyle darbe vurdu” olarak açıklamaya çalışmışız.

Kimileri, Millet İttifakı üzerinden altı siyasi partinin işbirliği içinde çıkış arama çalışmalarını, Saray, iktidarın elinden gündem yaratma gidişini, tersyüz etme, Kılıçdaroğlu, Akşener, altı partinin liderlerinin çıkışları ile gündem yaratmada ön alma ile sınırlı tutmak isteseler de bence işin, durumun, gerçeğinin açıklanmasına yetmiyor. Üst üste yaşadığımız sonuçlarla yuvarlanış hızımız, aşağılara çekilmemiz çok fazlasıyla hızlandı. Fren tutmadığının paniğini hep birlikte yaşayıp duruyoruz. Saray cephesinin söylemde seçimlerin zamanında yapılmasından şaşılmayacağı iddiasının bile gerçekçiliğinden çok, inadına sürdürüldüğüne bile inanılıyor.

Yandaşlar hâlâ bir kararlılık anlamına geldiği vurgulamasının altını çiziyor olsalar da içten içe hızlı bir atakla gerçeklerin, gidişin algılanılmasında toplumun zorlanmasının söz konusu olabileceği, örneğin siyaseten görüntüde bir parlak tablonun oluşturulabilmesi halinde, fırsatın kaçırılmayarak hemen Saray tarafından erken seçim kararı alınabileceğinin de vurgusu yapılıyor. Hızlı düşüşün çarptığı rüzgârların etkisinde aynı ruhsal haller içine düşmüş olarak, önümüzü görebilmek için aklımızı koruma çabası içinde kalmaktan başka çıkışımız olabilir mi ki?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları