Mustang görücüye çıktı
Sungu Çapan
Son Köşe Yazıları

Mustang görücüye çıktı

24.10.2015 01:32
Güncellenme:
Takip Et:

5 kız kardeş rolündeki oyuncuların genel başarısı ve kadına ikinci sınıf gözüyle bakılan,
erkek egemen ülkemizdeki her daim mevcut o kadın sorunsalına da değinişiyle
seçkinleşen “Mustang”, bir anlamda genç kızların kazandığı, coşkulu bir finale bağlanıyor.

Trabzon’un ücra bir kıyı kasabasında, babaannelerinin (Nihal G.Koldaş) bakıp büyüttüğü, gelgitli yeniyetme dönemindeki 5 öksüz-yetim kız kardeşin (Güneş Nezihe Şensoy, Doğa Zeynep Doğuşlu, Elit İşcan, Tuğba Sunguroğlu, İlayda Akdoğan) yaz tatili başlamasının sevinciyle okuldaki erkek arkadaşlarıyla denizde bağrış çağrış içinde, deve güreşi oynamalarının çevrede çok tepki çekmesi üzerine ahlak polisi kesilen amcaları (Ayberk Pekcan), tüm pencerelerini demir parmaklıklarla kapattırdığı evi nerdeyse hapishaneye çeviriyor.

Çevre baskısı...

Erkeklerle ilişki hepten yasaklanıyor. Ufak ufak cinselliğe adım atan, bir an önce bu bağnaz ev hapishanesinden ve erkek egemen toplum dayatmalarından kurtulup İstanbul’a kaçmayı düşünen kız kardeşler, maruz kaldıkları yoğun çevre baskısına karşı direniyorlar kendi yöntemlerince.

Israrla sürdürdükleri mücadeleleri ekseninde gelişen filmde kızlara dolma sarmak, yemek yapmak, vb. gibi geleneksel ev kadınlığı öğretiliyor, dünyayla iletişimlerini sağlayacak telefon, bilgisayar, vb. gibi dijital çağ nimetleri kilit altına alınıyor büyüklerince.

Derken 2 büyük kızı başgöz edip evlendiriyor babaanneyle sert oğlu Erol amca.

Çeyiz sandığı, gelinlik, kına gecesi, kız isteme ziyaretleri, vb. gibi alışılmış evlilik ritüelleri gırla giderken, hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın TV’lerde yayımlanan o ahlaklı Müslüman kadın nasıl olmalı konusunda malum incilerini saçtığı konuşması da evcek ekrandan izlenirken, görücü usulü evlendirilmeyi hiç istemeyen Ece’nin intihar edişiyle ‘kız evi naz evi’ne ölüm acısı düşüyor.

Özgürlüklerine düşkün kızlarımızın mücadelesi sürüyor yine de. Uzun saçlı Yasin’den araba kullanmasını da öğrenip sonunda Nur’la evden kaçarak İstanbul’daki öğretmenlerini bulan, futbol meraklısı, en küçük ama en cesur kardeş Lale giderek öne çıkıyor filmde.

Vahşi, özgür ve çok süratli koşan, soylu bir at cinsini anıştırıp vaktiyle bir Amerikan arabasına da marka seçilmiş o Mustang sözcüğünü çağrıştıran, acar ve atak kızkardeş kahramanlarımızdan ötürü “Mustang” adı verilmiş filmdeki muhafazakâr Karadeniz yöresi (ya da tutucu kasabalı zihniyeti) eleştirisi doğrusu biraz sığ kaçmış olsa da, birbirlerini bütünleyen isyankâr 5 kız kardeş rolündeki oyuncuların genel başarısı ve kadına ikinci sınıf gözüyle bakılan, erkek egemen ülkemizdeki her daim mevcut o kadın sorunsalına da değinişiyle seçkinleşen “Mustang”, bir anlamda genç kızların kazandığı, coşkulu bir finale bağlanıyor.

Ödüllü film...

Ankara doğumlu, Fransa’da yetişip Paris’teki en önemli sinema okulundan mezun olmuş ve bundan böyle kesinlikle izlenmesi gereken bir yönetmen olan Deniz Gamze Ergüven’in senaryosunu Fransız meslektaşı Alice Winocour’la yazarak yönettiği, son Cannes festivalinde ilk kez gösterildiği Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde epeyce alkışlanmış, Saraybosna’da büyük ödülü kazanmış bu Fransa, Türkiye, Almanya ortak yapımı filme ilgisiz kalmak ne mümkün?

Yazarın Son Yazıları

Polanski eski yarayı kaşıyor

Polanski eski yarayı kaşıyor

Devamını Oku
04.09.2020
Savaşın dehşetinde büyümek

Savaşın dehşetinde büyümek

Devamını Oku
22.08.2020
Elia Suleiman’ı özleyenler için

Filistinli ünlü sinemacı Elia Suleiman’ın(ES’nin), 2009 yapımı “The Time That Remains-Geride Kalan”dan beri süregelen suskunluğuna artık son verdiği ve başrolünü üstlenerek kendini oynadığı yeni filmi “It Must Be Heaven-Burası Cennet Olmalı”, ES’nin Nasıra’daki evinde oturup dışarıyı seyrettiği, konuşmasız sahnelerle açılıyor.Pişkin bir komşusu bahçesindeki ağaca çıkmış, limon araklıyor, avcılığa meraklı bir başka komşusu da başından geçen kartal-yılan hikayesini anlatıyor.Yalnız yaşayan bir dünya vatandaşı olan kahramanımız, Filistin hakkında çekeceği bir film tasarısını Fransız yapımcısıyla görüşmek üzere Paris’e uçuyor ama önerdiği senaryo reddolunca bu kez yine sinema münasebetiyle çağrılı olduğu New York’a geçiyor, gözlemciliğini otel odalarında sürdürüyor.

Devamını Oku
21.02.2020
Sevgililer günü münasebetiyle

Çağdaş, Fransız oyun yazarı, tiyatro rejisörü, komedyen (ve muhtemelen 1960-70’lerin, yaşlandıkça arada bir yönetmenlik de yapan oyuncusu Guy Bedos’nun oğlu) Nicolas Bedos’nun senaryosunu da yazıp çektiği ikinci yönetmenlik denemesi olan “La Belle Epoque-Yeni Baştan”, gösterildiği son Cannes festivalinde seyirciye “hem eğlendirici, hem düşündürücü, hem de duygu dolu” dakikalar yaşatıp yarışma bölümünün en ilginç filmlerinden biri olarak dikkat çekmişti.

Devamını Oku
14.02.2020
Banliyöde ayaklanma var

005’te Fransa’yı günlerce birbirine katan banliyö ayaklanmalarından esinlenerek çekilmiş ve son Cannes festivalinde jüri ödülüne değer bulunmuş “Les Miserables-Sefiller” Cannes’ın sürprizlerinden biriydi.

Devamını Oku
07.02.2020
Arı vız vız vızz... (31.01.2020)

Kotevska ve Stefanov’un yönettiği En İyi Belgesel ve En İyi Yabancı film Oscar’larına aday ‘Honeyland-Bal Ülkesi’ bugün gösterimde.

Devamını Oku
31.01.2020