Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği son filmi bugün gösterime giriyor: ‘Tamam mıyız?’
>İlk bakışta Almodovar sinemasını da akla getiren bu yeni Çağan Irmak filmi, yönetmenin eski filmlerinden bildik o baba-oğul çatışması, aile eleştirisi, vb. temaları da arkalayarak seyreden, dakikalar boyunca uçlardaki kahramanlarımızın deli dolu, eğlenceli ve hazin anlarına tanık olduğumuz, duygusal dozu yüksek tutulmuş, şaşırtıcı bir melo özetle.
Sinemamızın son 10 yılına damgasını vuran “Babam ve Oğlum”, “Issız Adam”, “Dedemin İnsanları” gibi duygusal yoğunluğuyla öne çıkan eserleriyle tanınan yönetmen Çağan Irmak, çalıştığı TV dizilerinden fırsat bulup çektiği yeni bir sinema filmiyle karşımızda bu hafta: “Tamam mıyız?” Bugün gösterime giren Ridley Scott’un Michael Fassbender, Brad Pitt, Javier Bardem, Penelope Cruz ve Cameron Diaz gibi ünlü yıldızlardan oluşan, parlak bir oyuncu kadrosunu yönettiği, Meksika’dan Londra’ya uzanan bir uyuşturucu kaçakçılığı serüvenini aksiyonla karışık anlatan, giyotin benzeri müthiş bir silaha da yer veren “The Counselor-Danışman”, Lusin Dink’in en son Malatya festivalinde en iyi senaryo ödülünü kazanan “Saroyan Ülkesi” belgeseli, Neil Jordan’ın “Byzantium-Bir Vampir Hikâyesi” ve festivalden kalma İngiliz yapımı “The Unfinished Song-Yarım Kalan Şarkı” gibi seçkin filmlerin yanı sıra haftanın seyredilmeye değer bir başka filmi de yerli malı “Tamam mıyız?” kuşkusuz.
Kısaca, zor dönemler geçiren, biri eşcinsel ötekisi bedensel özürlü, 2 genç erkeğin dostluğunu eksen alan “Tamam mıyız?”da, gelecek vaat eden 2 dizi oyuncusu (Deniz Celiloğlu’yla Aras Bulut İynemli) başrollerde.
Dünya görüşü, duygusallığı ve cinsel tercihi nedeniyle zıtlaştığı babasıyla çatışıp konforlu aile yuvasını terk ederek çirkin ama şirin köpeğiyle Galata’da bohem bir sanatçı hayatı sürüyor, aşırı korumacı, zengin annesi Nilgün Valide sultanın (Sumru Yavrucuk yine her zamanki standart düzeyini sergiliyor; güçlü, zengin ve sevecen annede) hep arka çıktığı, gay’liğini özgürce yaşayan, duyarlı heykeltıraş delikanlı Temmuz (Deniz Celiloğlu).
Hep destekçisi olan biricik kadın arkadaşı, güzel yayıncı Beste (Aslı Enver de dizilerden tanıdık) sayesinde bulduğu çocuk kitapları resimleme işini kaybedince maddi sıkıntıya düştüğü yetmiyormuş gibi, bir de bıkkın sevgilisi tarafından, duygusuz bir e-posta notuyla terk edilen Temmuz, birkaç kez rüyasında yüzünü görüp tesadüfen karşılaştığı, kolsuz bacaksız ucube İhsan’la (Aras Bulut İ.) yakınlaşınca ancak çıkıyor girdiği depresyondan. Sosyal hizmet görevlisi olarak kol kanat gerdiği İhsan da rüyasında Temmuz’u görmesin mi? Zaman zaman evlere temizliğe giden yoksul annesinin (Zuhal Gencer) sürekli bakımına muhtaç, hayat boyu tekerlekli sandalyeye mahkûm, doğduğundan beri onun “ucube” varlığını bir türlü hazmedememiş, annesini de sık sık döven, paragöz babasıyla (Gürkan Uygun, gitgide filmde bir Kurtlar Vadisi havası estiriyor) da arası açık İhsan, sorunlu ama gerçekçi, melek gibi bir oğlan aslında.
Hiçbir zaman bir başkasına sarılamayacağı, acıklı hayatı boyunca annesine yük olacağı için yastığı yüzüne bastırıp özürlü yaşamına bir son vermesini istiyor Temmuz’dan. Temmuz’sa adeta yaptığı bir heykel büstünü taşırcasına kucakladığı İhsan’a hiç kıyabilir mi?
Yitirmeyi zaten göze almış ama mutluluk arayışından da vazgeçmemiş bu 2 sorunlu gencin aykırı dostluğu, yitirmeye çoktan kararlı İhsan’ın hayata yeniden tutunmasına, Temmuz’un da yeniden sanata, yaratmaya el atacağı, umutlu bir başlangıç noktasına götürecektir onları, umudun hiç tükenmeyeceğini vurgulayan finalde.
Beyoğlu’yla Galata Kulesi çevresinden Boğaziçi koru-parklarına ve Kamondo merdivenlerine dek yine İstanbul’dan ilginç mekânlar bulmuş Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği, Fikret Kızılok, Aytekin Ataş ve Sıla’nın (filme adını veren) şarkılarıyla bezenmiş, gittikçe ustalaşan, ödüllü kameraman Gökhan Tiryaki’nin görüntülediği “Tamam mıyız?” özenle çekilmiş, şaşırtıcı görsel efektleri, gayretli oyunculukları, titiz sanat yönetimi ve mutlu sona dümen kıran, basamak basamak göğe yükseldiğimiz o finaliyle akılda kalan, ilgiyle izlenen, pembemsi, naif bir melodram etkisi uyandırıyor.
İlk bakışta Almodovar sinemasını da akla getiren bu yeni Çağan Irmak filmi, yönetmenin eski filmlerinden bildik o baba-oğul çatışması, aile eleştirisi, vb. temaları da arkalayarak seyreden, dakikalar boyunca uçlardaki kahramanlarımızın deli dolu, eğlenceli ve hazin anlarına tanık olduğumuz, duygusal dozu yüksek tutulmuş, şaşırtıcı bir melo özetle.
Sonuçta verdiği tamam değil, devam mesajı ve düzeyli anlatımıyla, öncelikle bu yönetmenimizin tutkunlarınca ve türün meraklısınca es geçilmeyecek bir film “Tamam mıyız?”
Tamam değil, devam!
Yazarın Son Yazıları
Polanski eski yarayı kaşıyor
Savaşın dehşetinde büyümek
Filistinli ünlü sinemacı Elia Suleiman’ın(ES’nin), 2009 yapımı “The Time That Remains-Geride Kalan”dan beri süregelen suskunluğuna artık son verdiği ve başrolünü üstlenerek kendini oynadığı yeni filmi “It Must Be Heaven-Burası Cennet Olmalı”, ES’nin Nasıra’daki evinde oturup dışarıyı seyrettiği, konuşmasız sahnelerle açılıyor.Pişkin bir komşusu bahçesindeki ağaca çıkmış, limon araklıyor, avcılığa meraklı bir başka komşusu da başından geçen kartal-yılan hikayesini anlatıyor.Yalnız yaşayan bir dünya vatandaşı olan kahramanımız, Filistin hakkında çekeceği bir film tasarısını Fransız yapımcısıyla görüşmek üzere Paris’e uçuyor ama önerdiği senaryo reddolunca bu kez yine sinema münasebetiyle çağrılı olduğu New York’a geçiyor, gözlemciliğini otel odalarında sürdürüyor.
Çağdaş, Fransız oyun yazarı, tiyatro rejisörü, komedyen (ve muhtemelen 1960-70’lerin, yaşlandıkça arada bir yönetmenlik de yapan oyuncusu Guy Bedos’nun oğlu) Nicolas Bedos’nun senaryosunu da yazıp çektiği ikinci yönetmenlik denemesi olan “La Belle Epoque-Yeni Baştan”, gösterildiği son Cannes festivalinde seyirciye “hem eğlendirici, hem düşündürücü, hem de duygu dolu” dakikalar yaşatıp yarışma bölümünün en ilginç filmlerinden biri olarak dikkat çekmişti.
005’te Fransa’yı günlerce birbirine katan banliyö ayaklanmalarından esinlenerek çekilmiş ve son Cannes festivalinde jüri ödülüne değer bulunmuş “Les Miserables-Sefiller” Cannes’ın sürprizlerinden biriydi.
Kotevska ve Stefanov’un yönettiği En İyi Belgesel ve En İyi Yabancı film Oscar’larına aday ‘Honeyland-Bal Ülkesi’ bugün gösterimde.
Yönetmen Lulu Wang’ın kendi hayatından (yani kendi babaannesinin hastalığından) esinlenerek senaryosunu yazıp Changchun’da (Çin) çektiği “The Farewell-Elveda”, New York’ta beklediği Guggenheim bursunu alıp eğitimini sürdürmek isteyen ama akciğer kanseri teşhisi konmuş...
Korku sinemasının ender kullanılan ama vazgeçilmez figürlerinden olan ve ait olduğu bedeni inat ve ısrarla arayan bir “kesik el”in başrolünde olduğu, bu kesik el’in yanı sıra dokunaklı bir kırık aşk hikâyesinin de beyazperdeye yansıtıldığı, Jeremy Clapin imzalı, 81 dakikalık Fransız animasyonu “J’ai Perdu Mon Corps-Bedenimi Kaybettim”, bilindiği gibi son Cannes festivalinin Eleştirmenlerin Haftası bölümünde gösterilip eleştirmenler kadar seyirci kesiminin de gönlünü fethederek büyük ödülü kazanmıştı 2019’da.
Quebec’in Montreal kentinde 1989’da doğan, öğretmen Genevieve Dolan’la oyuncu-şarkıcı Manuel Tadros’un oğlu olan yönetmen Xavier Dolan, bilindiği gibi son 10 yılda Kanada sinemasının, (1.68 cm boyundaki) harika çocuğu olarak yükselen yıldızı, malum.
Son dönemin en nefis filmlerinden biri gösterimde: Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi
Pelin Esmer, sinemamızda eşine pek rastlanamaz cinsten bir “güçlenme, güven duyma ve dayanışma” hikâyesini perdeye taşıyor.
Makedonya YAPIMI ‘Onun Adı Petrunya’ haftanın kaçırılmayacak filmi
Lukas Dhont’un yazıp yönettiği, ilk uzun metrajlı filmi ‘Kız’ı Filmekimi’nde ıskalayan tüm sinemaseverlere salık veriyorum.
Çağdaş bir Don Kişot çeşitlemesi...
İstanbul film festivalinden notlar: ‘Utanç’tan ‘Canavar’a...
Dehşetin soluk kestiği bilimkurgu: ‘Life’
Yönetmen Deniz Gamze Ergüven imzalı, Fransa’nın 2016 En İyi Yabancı Film Oscar adayı Mustang filmi, önceki gün İstanbul Galatasaray’daki Fransız Sarayı’nda verilen özel bir davet ile kamuoyuna tanıtıldı. Etkinliğe filmin genç başrol oyuncuları da katıldı.
Sınırdaki uyuşturucu savaşları...
Pasolini’yi kimler katletti?
Underground bir gençlik
Usta sinemacı Ridley Scott’ın Kitabı Mukaddes’teki göç anlatısından uyarladığı ‘Exodus: Tanrılar ve Krallar’, görselliğiyle öne çıkan bir tarihsel epik
Koca karısını aldatırsa...
Derdin devası sevgi...
20 bininci günde uyanınca…
Son Cannes festivalinin açılış filmi olan ‘Monako Prensesi’ bugün gösterime giriyor
Çekici yıldızlar geçidi
Hortum artık bize de geldi
‘Fazla zekâ insanı bozar’
Bir kirli polis portresi
Ustaya şapka çıkaralım
Sıkı bir hapishane draması: ‘Yüksek Risk’
Beylik bir suç filmi
Çekici bir dolandırıcı işbaşında...
Maskenin ardındaki yaşamlar