AKP Alevilere Rüşvet Verecek
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

AKP Alevilere Rüşvet Verecek

02.01.2015 07:33
Güncellenme:
Takip Et:

 

Her toplumun, topluluğun, grubun içinde, kendi varoluşları mücadelesinde yorulanlar, umutsuzluğa kapılanlar, kendi kabuğunun içine çekilenler, iflas edenler olacaktır, olmuştur. Bu anlaşılır bir durumdur. Zira bu tek tek kişilerin kendileri ile davaları arasındaki bağ, inanç ve bilinçleriyle ilintilidir.
Keza her toplumun, topluluğun, grubun içinden, kendi davasına ihanet edenler, ihaleye çıkanlar, karşı tarafa geçenler de olmuştur, olmaktadır.

Alevi tarihi; uzak-yakın tarihimizde ve günümüzde bunun örnekleriyle doludur.

Karşı tarafa geçip bu tarafa doğru taş atanların argümanları hem kendilerini ikna etmek, hem de çevresindekileri buna inandırmak üzerinedir. Kendilerine sorarsanız ne ihanet içindedirler ne de dönekler. Yapmakta oldukları siyasettir. Siyaset yapalım derken karşı tarafın siyasetinin bir parçası olduklarının çoğu kez farkında olsalar da elde edecekleri nimetlere değiyordur(!) doğrusu.

Bunlara bir görev verilmiştir ya da edinmişlerdir; o da mücadeleyi karalamak, açmaz ve çıkmaz bir sokak olduğuna herkesi inandırmaktır. Bunlara göre yol, mücadele etmekte oldukları “erk”e sığınmak, ondan dilemek, dilenmek, eski deyimle biat etmek ve koruma istemektir. Koruyacak olanın kendilerini başkalaştıracağının ayırdında olmalarına karşın gönüllüdürler artık. Bir insanın ar damarı çatlamaya görsün bir kez, ihanet yolunda ulaştığı her istasyondan bir sonraki vardır mutlaka...

İnsanlık tarihi; bir dinden, mezhepten, milliyetten, ideolojiden dönenlerin, dönüp gittikleri yerde, bu yeni yerlerinde, o yerin eski sahiplerine kendilerini kabul ettirebilmeleri için ne yaman çabalar sarf ettiklerinin, ne denli yavuz olduklarının örnekleriyle doludur.

Bu olguları; ekonomide, dış ilişkilerde, çözüm sürecinde, yolsuzluk, rüşvet, işsizlik, iş cinayetleri, doğa katliamları ve benzeri konularda ağır bir sorun yaşayan AKP iktidarının çıkış yolu olarak seçtiği din kapısını sonuna kadar aralama yanında, düne kadar mürtet, rafizi olarak nitelendirdikleri Alevilere karşı yürütmekte oldukları yeni yaklaşımları ışığında değerlendirdiğimizde tüm olanlardan ne anlayacağız?..

Aslında durum çok açık: Çankaya Köşkü’ne alternatif olarak inşa edilmiş olan o yeni sarayda kendini yeni sultan, yeni halife olarak ha ilan etti, ha edecek olan erk’in “Muharrem Aşı” sofrasına oturanlar; erk’in memurunu Hacıbektaş’a davet edip alkışlayanlar, Dersim’de elini eteğini öpme kuyruğuna girenler, onu cemevinde dede postuna oturtanlar, sonrasında; “Alevi kanaat önderleri” yakıştırmasıyla bir başka sofraya davet edilenler, orada saz çalıp deyiş söyleyenler...
Sahi kim bunlar?..

“Karşı tarafa geçenler, biat edenler” demeye dilim varmıyor. Ama şunu biliyorum. Hepsini tanıyorum. Büyük çoğunluğunun, Alevi dünyasında ne bir yeri var, ne de karşılığı; kimileri iyi niyetli. Buradan belki bir şeyler çıkar diye düşünüyorlar. Ama çok kısa sürede bu iyi niyetliler de yanıldıklarını anlayacaklar ve elbette kullanıldıklarını…

“Büyük çoğunluğu” dedim. Bu büyük çoğunluk, 20- 30 yıldır sürdürmekte olan eşit yurttaşlık mücadelesinin hiçbir aşamasında olmadılar. Demokratik Alevi örgütlenmesinin örgütlediği, ne bir mitinge, yürüyüşe, kongreye, konferansa, davaya, duruşmaya, anmaya, kutlamaya, protestoya katıldılar ne de bir toplu dilekçeye imza attılar. Ne bir cemevi inşası için bir tuğla koydular ne de aşure kazanına bir avuç lokma kattılar. Şimdi ise Davutoğlu’nun nazarında “Alevi kanaat önderi” oldular.
Bunların bir kısmı da devletin kimi fonlarını kullanabilmek için ince siyasetler ürettiler.

Hiç unutmam; Abdullah Gül henüz cumhurbaşkanı olmuştu: ABF, Gül’ün Hacıbektaş’a gelişini, oradaki belediyenin programına müdahale etmesini protesto etmek için alana doğru yürüyüş yapıyordu. Unutmadığım o kişi Atatürk’ün fotoğrafını büyütüp çoğaltıp Gül’e doğru doğrultup sallamayı önermişti. Öyle de oldu. O unutmadığım kişi bugün Erdoğan’la onun sarayında Muharrem Aşı sofrasına oturmaz mı?.. Heyhaat!..

Gelinen bu noktada AKP şaşkın, Aleviler daha da şaşkın.

AKP’nin bu süreçteki yeni hamleleri arasında, yerel yönetimler aracılığı ile, İçişleri Bakanlığı bütçesinden Alevi örgütlerine-cemevlerine 50-150 bin TL arasında para vereceği, bunun için zemin yoklamakta olduğu kulaktan kulağa dolaşıyor.

Alevi taleplerine, yasa, yönetmelik, kararname, devlet bütçesi ile yanıt vermek yerine; kameralar ve objektifler önünde “elmaşekeri” verme yöntemi… Kimi Aleviler elmaşekerinin çekiciliğine kapılırlar mı?..

Mümkün!..

“Bizim itlerimiz bile haram lokma yemediler” diyenler ne yapmaktalar?..

Ne yazık ki çok dağınıklar.

Demokratik Alevi Hareketi, oluşumundan bu yana hiç bu denli pasifize ve bölünmüş olmamıştı.
AKP’nin bunca saldırıları, sadece Alevilere yönelik değil, Cumhuriyetin tüm değerlerine karşı. Bu saldırılar karşısında en dinamik, en disiplinli, en militan, en yoldaş, müsahip olması gereken Alevi hareketi egoizme, siyasi kariyere, ekonomik çıkara, medyatik olmaya kurban edilmiş vaziyette. Yüz binlerce insanın katılımıyla yapılan mitingler 3-5 bin insanın katılımına kadar geriledi.

AKP bu durumu izlemiyor, görmüyor mu?..
Görebildiği için de kendine “Alevi kanaat önderliği” yaratabiliyor.

Alevilerin kendi tarihlerinden çıkarabilecekleri çokça dersler vardır.

O dersler; Pir Sultan’ın, Nesimi’nin, Hamdullah Suphi’nin, Mansur’un, Şahkulu’nun, Kalender Çelebi’nin, Hünkâr’ın deyişlerinde, mücadelelerinde yeterince vardır. Yeter ki, inanç, bilinç ve direnç sarsılmasın.

ALİ BALKIZ Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı

-

Bir Ülke Düşünün ki...

Yıllardır Türkiye’de eşit yurttaşlık mücadelesi veren Aleviler, bir Avrupa ülkesinde tüm yasal hak ve özgürlüklerine kavuşmuş vaziyetteler. Avusturya’da yaşanan tüm bu gelişmeler ışığında hükümete sormak lazım: Alevilerin taleplerine karşılık bulmaları ve özgürce yaşamaları için Avusturya’ya mı göçmesi lazım?

Bir ülke düşünün ki cemevleri de cami, sinagog ve kiliseler gibi ibadethane niteliği kazansın; Alevi dedeleri yasalarca “inanç önderleri” olarak tanınsın; bir ülke düşünün ki Kurban Bayramı, Aşure Günü, Hızır ve Nevruz günleri “dini bayram” kabul edilerek resmi tatil ilan edilsin; en saygın üniversitelerinde Alevilik master programları açılsın… Ne dersiniz; Türkiye’den bakınca hayali bile güç, değil mi?
Oysa bir Avrupa ülkesinde, Avusturya’da, Aleviler tüm bu haklara kavuştular. Türkiye’de ise “ileri demokrasi” iddiasında olan AKP hükümeti döneminde “Aleviler” haklarına kavuşmak bir yana dursun, Erdoğan’ın “soy, sop” vurgusu ile meydanlarda yuhalattırıldı. Hükümetin sıkıştıkça gündeme getirdiği “Alevi açılımının” konuşulduğu şu günlerde gelin Avusturya’nın Alevi meselesini nasıl çözdüğüne bir göz atalım:

*Avusturya’da Aleviliğin yasallaşması ve diğer inançlarla eşit haklara sahip olması amacıyla 23 Mart 2009 tarihinde Viyana Alevi Kültür Birliği (VAKB) önderliğinde Avusturya Eğitim Bakanlığı’na bağlı “İnançlar Dairesi’ne” resmi başvuruda bulunuldu. Bu ilk başvuru, “Avusturya’da İslamı temsil yetkisinin 1912 tarihli İslam Yasası uyarınca Avusturya İslam Dini Topluluğu’nda (İGGİÖ) olduğu ve yasaların ikinci bir kurum kurulmasına izin vermediği” şeklinde gerekçelendirilerek reddedildi. Bu reddin arkasında Sünni inanç topluluğu İGGİÖ’nün siyasal baskısı vardı. İç politikada kargaşa istemeyen Avusturya hükümeti başvuruya olumsuz yanıt verdi, ancak VKAB mevcut yasal haklarını kullanarak konuyu Avusturya’nın en üst yargı makamına; yani Avusturya Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Avusturya Anayasa Mahkemesi, VAKB’nin yaptığı başvuruyu reddeden İnançlar Dairesi’nin işlemini anayasaya aykırı bularak, ret kararını oybirliği ile kaldırdı. 16 Aralık 2010 tarihinde, Alevilik Avusturya’da yasal inanç statüsüne kavuştu. Haliyle, Alevilerin Avusturya İslam Dini Topluluğu (İGGİÖ) tarafından temsiline son verildi. Avusturya’da yaşayan Alevileri temsil etmesi amacıyla kısa adı ALEVI olan Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu bağımsız bir inanç kurumu olarak onandı.
Avusturya yasalarına göre “din toplumu” statüsüne kavuşabilmenin temel dayanağı, topluluğa mensup insanların ülke nüfusunun binde ikisini oluşturmalarından geçiyordu. Bunun üzerine Aleviler ülke çapında imza kampanyası başlattılar ve Kasım 2012’de nihai tanınma için gereken beyan sayısına ulaşıldı. Nisan 2013’te beyanlar yetkili mercilerce kontrol edilerek, Alevilerin tanınmasının önünde engel kalmadığı ve tanınma için gerekli olan tüm koşulların eksiksiz yerine getirildiği açıklandı. 22 Mayıs 2013 tarihinde yasal prosedürün başarıyla sonuçlanmasının ardından Alevilik Avusturya’da artık “din toplumu” statüsü kazandı ve karar Resmi Gazete’de yayımlandı.
Bir de Alevilerin bu karar neticesinde kazandıkları hakları ele alalım: Alevilik; Katoliklik, Protestanlık, Ortodoksluk vb. diğer inançlar gibi yasal güvenceye kavuştu. Devlet başkanının verdiği uluslararası resepsiyonlara Alevi İslam İnanç Toplumu başkanı, diğer tanınan inanç toplumlarının başkanlarıyla birlikte davet edilmeye başlandı. Ayrıca inançları ilgilendiren yasal düzenlemelerde Alevileri temsil eden inanç toplumunun görüşleri sorulmaya ve dikkate alınmaya başlandı. Cemevleri, Alevilerin inanç merkezi olarak kabul edilerek yasalar önünde kilise, sinagog ve camilerle eşit statüye kavuştu. Alevi inanç önderleri (Dedeler, Analar, Babalar…) devlet nezdinde tanındı. Bir taraftan da Aleviler artık Avusturya devlet dairelerindeki işlemlerinde inanç hanelerini “Alevi” olarak yazdırabilme hakkını elde ettiler.
Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde Alevi mezarlığı oluşturulması talebi de Avusturya devleti tarafından olumlu karşılandı ve ilk Alevi Mezarlığı Viyana’da oluşturuldu. Öte yandan Avusturya’da uygulanmakta olan ve “Seelsorgedienst” diye bilinen hastanelerdeki yatılı hastalara “inançsal destek” programı çerçevesinde Alevi dedeleri de sürece dahil edildi. Tutukevleri ve gerekli görülen kamusal alanlarda da dede-lerin “inançsal destek” programında yer almaları sağlandı.

*

Alevilerin yasal anlamda “din toplumu” olarak tanınması eğitimde iki önemli gelişmeyi de beraberinde getirdi. Bunlardan ilki, okullarda Alevilik derslerinin verilmeye başlanması. Üstelik ders müfredatı devlet tarafından değil, bizzat Alevi inancının temsilcisi niteliğinde olan ALEVI kurumu tarafından hazırlanıyor. Avusturya Eğitim Bakanlığı ise müfredatı incelemek ve onaylamakla sorumlu. 2013 yılında Innsbruck, St. Pölten ve Viyana şehirlerinde toplam 3 pilot okulda verilen ve başarılı sonuçlara ulaşan Alevilik dersleri bu yıl itibarıyla tüm Avusturya’da verilmeye başlandı. Avusturya’nın köklü üniversitelerinden olan Viyana ve Innsbruck üniversitelerinin ortaklaşa düzenlediği Avusturya’nın ilk Alevilik Yüksek Lisans (master) programı da 27 Ekim 2012 tarihinde başlatıldı.
Avusturya’daki bu süreç laik ve demokratik bir ülkede devletin inançlara yaklaşımının nasıl olması gerektiğinin bir özeti niteliğindedir. Yıllardır Türkiye’de eşit yurttaşlık mücadelesi veren Aleviler, bir Avrupa ülkesinde tüm yasal hak ve özgürlüklerine kavuşmuş vaziyetteler. Avusturya’da yaşanan tüm bu gelişmeler ışığında hükümete sormak lazım: Alevi açılımı diyerek her seferinde ağızlarına bir parmak bal çalarcasına oyaladığınız Alevilerin taleplerine karşılık bulmaları ve özgürce yaşamaları için Avusturya’ya mı göçmesi lazım? “Ey Avrupa” dediğin yerde Türkiyeliler demokrasiden nasibini alırken “ileri demokrasinin” Alevilere olumlu bir getirisi neden yok? Yoksa AKP Türkiye’sinde demokrasi bir hayal mi?

ÇAĞDAŞ ARSLAN- SEREN SELVİN KORKMAZ Viyana Üniv. - Boğaziçi Üniv

 

Yazarın Son Yazıları

Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025
Programda işçinin adı yok - Engin Ünsal

CHP 39. Olağan Kurultayı’nda tüzük değişikliği yaptı ve iktidar programını kabul etti.

Devamını Oku
17.12.2025
Yargı öyküleri - Ziya Yergök

Yıllar önce, 5 Ocak 1982’de Çetin Altan’ın Milliyet gazetesindeki “Şeytanın gör dediği” adlı köşesinde “Eski (Mahkeme Koridorları) sütununa özlem” başlıklı yazısında yer alan, bir ceza avukatının “Oturum” adlı anı kitabından alıntılanmış ilginç bir yargı öyküsüne değinmek istiyorum.

Devamını Oku
17.12.2025