Herkes türbanla meşgul:
Neyin simgesi?
Özgürlüğün mü…Köleliğin mi…
Dindarlığın mı…Din ticaretinin mi…
Eşitliğin mi…Erkek egemenliğinin mi…
Başkaldırının mı… Boyun eğmenin mi?
***
Türkiye pek çok konuda ayrıştı ve
bölündü…
AKP’nin politikaları ve Başbakan’ın
üslubu, bu ayrışmayı ve bölünmeyi
düşmanlık aşamasına taşıdı!
Bütün bu bölünme, ayrışma ve
düşmanlaşmanın altında, sistematik bir
biçimde, demokrasi, laiklik, özgürlük,
eşitlik gibi evrensel kavramların içlerinin
boşaltılması ve boşaltılan yerlerin
mezhepçi bir anlayışla doldurulması çabası var!
***
Bu arada siyaseti sadece İstanbul’da
değil, bütün Türkiye’de etkileyecek bir
başka olay yaşanıyor:
Mustafa Sarıgül CHP’ye dönüyor ve
İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday oluyor…
AKP yandaşı medya bundan son
derece rahatsız…
Sarıgül’e yapılan cephe saldırısı da
olayın önemini vurguluyor bence!
Sarıgül, yaşamöyküsünü de “Ne
Bir Eksik Ne Bir Fazla” adıyla Remzi
Kitabevi’nden yayımladı.
Bence genç, yaşlı, siyasete atılmak
isteyen, istemeyen, herkes tarafından
okunması son derece gerekli bir kitap.
Kitabın girişinde “Kalemi elime aldığımda
bir amacım vardı; siyasete atılmak
isteyen tek bir gencin bile olsa hayatını
değiştirmek! Yoksul bir aile çocuğunun da
siyasette yükselebileceğini göstermek…” diyor.
İlerde yine alıntılar yapacağım bu kitap
gerçekten herkes için bir “yaşam dersi”.
***
Bir başka önemli çalışma, Zülal
Kalkandelen ile Can Başkent’in e-kitap
olarak yayımladıkları “Veganizm: Ahlakı,
Siyaseti ve Mücadelesi”.
Veganlar, vejetaryenlerden farklı, hayvan
ürünlerini hiçbir biçimde kullanmayanlar…
Yalnız et yememekle kalmıyor, süt,
yumurta, peynir gibi gıdalardan da uzak
duruyor, deri ve yün de giymiyorlar.
İnsan, hayvan, doğa ve toplum hakkında
son derece idealist, ilginç görüşleri var.
Gezi Parkı Direnişi’nde de yer almışlardı.
Bu kitap üzerinde de ilerde duracağım.
Söyleşi biçiminde yazıldığı için çok
rahat okunan bir eser; internetten bedava indirebilirsiniz…
Okumanızı ve ufkunuzu genişletmenizi öneririm.
Türban, Sarıgül ve Kalkandelen
Yazarın Son Yazıları
Perşembe ve Cuma günleri bu sütunda, İktidarın önümüzdeki seçime nasıl baktığını sorgulayan iki yazı yazdım.
Demokratik bir iktidarın meşruiyetinin birinci koşulu, gerçek seçeneklerin iktidarla muhalefet arasındaki eşit yarışma koşullarında sunulduğu, şeffaf, adil ve periyodik seçimlerdir.
Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.
Cumhuriyet köşe yazarı Nilgün Cerrahoğlu, 14 Haziran 2026 tarihinde “Yüzsüzlüğün elli tonu” başlıklı bir makale yayımladı. “Alçaklığa Övgü”, “Aptallığa Övgü”, “Gönüllü Köleliğe Övgü” ve “Hainliğe Övgü”ye ilave olarak, onun bu yazısından bir “Övgü” makalesi daha çıkardım!
Hanımlar Beyler...
4-6 Kasım 2023 tarihindeki Kurultay’da, Kılıçdaroğlu’nun yerine Özel’in seçilmesi, siyasal veya ideolojik bir ayrışmadan kaynaklanmıyordu.
Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın kurduğu rejim ve yaptığı yanlışlar sayesinde kazanacağı beklenen bir seçimi, yitirince kendi genel başkanlığı zamanında seçilmiş delegeler tarafından beş nedenle değiştirildi.
Emperyalizm ve İktidar birlikte, Anayasa’ya, Üniter Cumhuriyete, “Demokratik Laik ve Sosyal Hukuk Devleti”ne, CHP üzerinden rest çekti.
Türkiye, Balkanlar’a, Kafkaslar’a, Ortadoğu’ya, Yakındoğu’ya, Doğu Akdeniz’e, Ege’ye, Boğazlara ve Karadeniz’e hâkim konumuyla dünya egemenliği için savaşan güçler bağlamında, her türlü Emperyalizm açısından bir hedef halindedir!
Türkiye, Emperyalizme karşı, 1919’dan beri Atatürk’ün liderliğinde, Dinci Padişahlıktan Laik Cumhuriyete, Yarı Sömürgelikten Bağımsızlığa, Tarım Üretiminden Endüstri Üretimine geçmek için direniyor.
“Siyasal iktidar”, kendini seçenlerin “hizmetkârıdır”: Her seçim döneminde liderler “Size en iyi ben hizmet ederim” iddiasıyla gelir ve seçmenden oy isterler.
İMZA VERMEK YA DA VERMEMEK: Kötülük kazanırken direnmek mi işbirliği yapmak mı?
Bugün yaşanan inanılmaz Rejim ve Hukuk krizinin temelinde kuşkusuz, kişiliklerin de rolü var.
29 Nisan 1960 günü, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin bahçesinde olağanüstü bir kalabalık vardı.
CHP’ye yapılan saldırı dolayısıyla, bugün sevmediğim bir kavram olan “HAİNLİK” üzerinden üçüncü “ÖVGÜ” yazımı: Hem koleksiyon tamamlansın hem Carlo Maria Cipolla ile Étienne de La Boétie’ye bir nazire olsun ve hem de “politikacılar” başta olmak üzere, “insanlık” adına evrensel bir katkı (!) yapayım diye yayımlıyorum.
Tarihsel tabanlı siyasal süreçler sadece tek bir anı belirleyen fotoğraf karelerine indirgenmemeli, bir film şeridi gibi izlenmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti çok uzun bir süreç sonunda “Ucube Şahsım Devleti” haline getirilmiş ve Anayasa’ya karşı darbeler ondan sonra başlamıştır.
İktidar yedi nedenle, mutlaka kaybedecek...
“Gönüllü Kölelik Üzerine Söylev veya Tek Kişiye Karşı” (Discours de la servitude volontaire ou le Contr’Un) adlı kitap, Fransız düşünür Étienne de La Boétie’nin 1548’de, insanlık daha “Feodal Tarım-Din Toplumu” aşamasındayken, 18 yaşında yazdığı etkili bir siyaset sosyolojisi ve felsefesi eseridir.
19 Mayıs Bayramı, Atatürk’ün “Benim doğum tarihim olarak kabul edebilirsiniz” dediği, Samsun’a çıkarak İstiklal Savaşı’nı başlattığı günün kutlanmasıdır.
“İnsan Aptallığının Temel Yasaları” (The Basic Laws of Human Stupidity) İtalyan tarihçi Carlo Maria Cipolla’nın 1976’da yazdığı bir kitaptır.
Alçaksın sen: Zalimsin... Kemirgen ve sömürgensin!
“Hocaefendi’nin Sandukası” adlı romanımın yayımlandığı yıl “En çok satanlar” listesine girmesinden ve üzerinde edebi incelemeler yazılmasından cesaret alarak, ana karakterin bir kadın casus olduğu, ikinci bir tarihsel ve toplumbilimsel roman yazıyorum.
Son zamanlarda “İkinci Silivri Trajedisi” bağlamında, İktidar yanlısı olmayan medyaya, birtakım holdinglere, “Ana Muhalefet Partisi CHP”ye, CHP’li Belediyelere ve buralarda çalışanlara yönelik “İBB Davası”, “Casusluk Davası” gibi davalardaki uygulamaları eleştirmek için sık sık kullanılan “Düşman (Ceza) Hukuku” diye bir kavram var...
Merdan Yanardağ’ın, CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan ile birlikte yargılandığı “Casusluk Davası” ve Tele1 televizyon kanalına el konularak İstanbul’da iyi bir semtteki bir apartman dairesi fiyatına satışa çıkarılması...
Dün gazeteniz Cumhuriyet’te, eğitim üzerine iki yazı vardı
Sosyolojideki “Kurum” kavramı, Türkçemizde iki farklı anlam taşır...
İktidar, ülkenin bütün kaynaklarını bitirdiği için gücünü yitirdikçe toplumu, aklın, mantığın ve siyasetin kabul edemeyeceği biçimde birbirine zıt olan iki ters yöne doğru zorlamaya başladı...
Değerli okurlarım bilirler; ben saklı, gizli kaynaklardan gelen “özel istihbarat”ı genellikle pek kullanmam, açık bilgiler üzerinden yorumlar yaparım.
Tarihin ilk çelişkisi İnsan/Doğa çelişkisidir.
Türkiye’nin günümüzdeki temel sorunu belli...
Faşizm, insanların içindeki kötü özelliklerin birleşip bütünleşmesi sonunda, bunlardan beslenerek iktidar olur, yine bu kötü özellikleri kullanarak güçlenir ve iktidarını sürdürür!
Yeni İçişleri Bakanı, odasına II. Abdülhamit’in resmini asmış.
Bugün 24 Nisan; Kahraman Meclis’in açılışından 106 yıl, bir gün sonra.
Burası, benim doğduğum, büyüdüğüm, yurtdışından heyecanla döndüğüm, korumak ve geliştirmek için ölmeye hazır olduğum VATANIM, TÜRKİYE CUMHURİYETİ mi?
Önce hastalığımızı teşhis edelim ve adını koyalım...
Toplumsal şiddetin çeşitli kaynakları vardır...
Şiddetin “toplumsal kaynaklarını” şöyle özetleyebilirim.
Yazının sonunda söyleyeceğimi en başta belirteyim...
Hitler’in bize öğrettiği gerçek, Demokratik Rejimlerin yumuşak karnının, Temel Hak ve Özgürlüklerin yeterince korunamaması olduğudur!