Ve toprak ayağa kalktı!

15 Şubat 2024 Perşembe

Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde meydana gelen facianın sadece günü belli değildi! 

Mutlaka yaşanacaktı. 

Bağıra bağıra geldi. Bölgede konuyla en çok ilgilenen yerel gazetecilerden Sedat Cezayirlioğlu yıllardır sesleniyordu:

“Burada bir Çernobil var!”

Sesini duyurmakta zorlanınca videolar çekmeye başladı. “Ölümünüzü izleyin” diyordu.

Sorumlular kılını kıpırdatmayınca, bölge insanının çırpınışı yetersiz kalınca, muhalefet partilerinin art arda sorduğu sorular yanıtsız kalınca...

Toprak ayağa kalktı.

Sürükledi önüne gelen her şeyi.

“Ey insanlar, beni bitiriyorsunuz. Ben bitersem çıkardığınız altını ne yapacaksınız” diye sordu.

Devlet büyükleri karşılık verdi:

“Korkacak bir şey yok!”

Toprak homurtusunu yükseltti:

“Sadece bastığın yer değil, soluduğun hava da zehirleniyor. Nefes alamayacaksın, anlamıyor musun?”

Devlet büyükleri vatandaşı rahatlattı:

“Fırat Nehri’ne siyanür karışma ihtimali yok!”

Yetkililerin ilk önlemi, faciayı yıllardır duyurmaya çalışan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar giden Cezayirlioğlu’nu gözaltına almak oldu!

Bu satırları kaleme alırken başlıca dileğimiz dokuz çalışanın sağ salim bulunmasıydı.

***

Bir iktidarın işbaşına gelince ilk yaptığı işler sıralaması, kimliğini ortaya koyar. 

AKP’nin ilk yaptığı işlerden biri “Nereden buldun” yasasını kaldırıp “Nereden buldunsa buldun” uygulamasına geçmek oldu. Devamında, ne bulduysa satmaya girişti. 2004 yılında da maden yasasını değiştirip Türkiye’nin toprağını açık pazar haline getirdi.

Sonraki yıllarda maden yasası ya da madenciliğin önünde engel olduğu düşünülen bütün yasalar adım adım değişti. Zeytin alanlarının da açılması gibi kimi adımlar toplumsal tepkinin yükselmesi üzerine durur gibi oldu ama kafalarına ne koydularsa yaptılar. 

Bugünkü tablo şu:

Türkiye’nin 150 bin kilometrekarelik alanı maden sahası olarak ruhsatlandırıldı. Toplam yüzölçümümüzün yüzde 20’sine yakın.

Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı maden şirketi sayısı 150’yi geçti. 

Bu şirketlerin aldığı ihale sayısı 1000’i aştı.

Şirketler yüzde 20 yerli ortak alıyor ama bu büyük ölçüde sembolik. Pek çok alanda olduğu gibi madencilikte kapitülasyonların geri geldiğini görmemek için iktidar nimetlerinden yararlanıyor olmak gerekir.

İliç’teki maden işletmesi de yukarıda özetlediğimiz durumun sadece bir parçası.

Başlangıçta doğanın tahrip olması, ağaçların kesilmesi yöre halkının tepkisine neden olurdu. Şirketler zamanla uyandılar, insanların yumuşak karnını fark ettiler. Yöre insanlarını gerekse de gerekmese de işçi olarak aldılar. Böylece tepkiyi büyük ölçüde azalttılar. O kadar azalttılar ki kimi talan yerlerine çevreciler gidince onların karşısına şirket yetkilileri değil, işe giren yöre insanları çıktı.

***

İliç faciasının anımsattığı çok şey var. 

Bir efsane paylaşalım. Memleketin birinde kral servete, hazineye, altına, pırlantaya doymuyormuş. Ne getirirlerse “Fazlası yok mu” diyormuş. 

Sonunda bir sihirbaz bulmuşlar. Kralın tuttuğu her şey altına dönüşmeye başlamış. Kral buna çok sevinmiş. 

Tuttuğu her şey altın. Ağacı tutuyor, altın. Bardağı tutuyor, altın... 

Kral havalarda, sevinç içinde. Bir süre sonra susuyor! Çeşmeye uzanıyor, altın. Acıkıyor, ekmeğe uzanıyor, altın. 

İki gün sonra kral açlıktan, susuzluktan ölüyor!

İlle de altın madeni diyenlerin tuttuğu altın olsun!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İYİ Parti çıkmazı! 18 Nisan 2024
Zafer sorumluluğu... 17 Nisan 2024

Günün Köşe Yazıları