Ayşe Emel Mesci

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir

11 Kasım 2019 Pazartesi

“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” Mustafa Kemal Atatürk’ün bu muhteşem sözü, 68 hareketinin de şiarıydı. Sadece ulusun bağımsızlığını elinden alıp esir etmek isteyen emperyalist güçlere karşı mücadeleyi anlatmıyordu. Aynı zamanda bireyin karakteri olarak özgürlük ve bağımsızlığın altını çizerek Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki temel kırılmayı, yani kulluktan yurttaşlığa geçişi de ifade ediyordu.

“Bağımsız Türkiye” sloganı da gençlikteki bu çizgiyi sürdürme ve daha ileri noktalara taşıma isteğinin dışavurumuydu. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bağımsızlık savaşıyla kazandıkları özgürlüğün, kurdukları Cumhuriyetin kırk kırk beş yıl sonra emperyalist güçler ve onların içerideki işbirlikçileri eliyle yeniden boyunduruk altına alındığı duygusu hâkimdi.

Mustafa Kemal ve 68 hareketi

68 hareketinin çeşitli önderleri, 12 Mart mahkemelerindeki savunmalarında birçok kez Mustafa Kemal Atatürk’ten, “Nutuk”tan alıntılar yapmışlardır. Bu, sıkıyönetim askeri mahkemeleri karşısında uygulanan bir taktik değil, yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım sürekliliğin doğal sonucuydu.

Deniz Gezmiş liderliğindeki devrimci gençlerin, Dolmabahçe’de Amerikan 6. Filosu’nun askerlerini denize dökmeleri de aynı sürekliliğin ve gençliğin “Hitabe” ile kendisine biçilmiş görevi benimsediğinin ifadesiydi.

Bugün, Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan sevginin çığ gibi büyümesinin yanı sıra, 68 kuşağının “özgürlük ve bağımsızlık” için fütursuzca kendilerini feda etmiş gençlerine yönelik, “O çocuklar doğru söylemişlerdi” duygusunun yaygınlaşması da yine bir arada değerlendirilmesi gereken toplumsal algılardır. 

12 Eylül darbesinin olumsuz sonuçları

Cumhuriyetin kuruluş felsefesi dışarıda emperyalizme, içeride de hilafet ve saltanata karşı mücadele içinde şekillenmişti. Bu felsefeye karşı yıllardır sürdürülen yıpratma ve itibarsızlaştırma savaşının, gelinen noktanın ve tehlikenin giderek farkına varılmasıyla birlikte böyle bir tepki yaratması kaçınılmazdı. 68 felsefesi de esas olarak antiemperyalizm, laiklik, özgürlük ve bağımsızlık üzerinden okunan Cumhuriyet değerlerinin yanı sıra bu değerlerin korunmasının kurumsallaştırılmış hali olan 61 Anayasası’nın savunulması üzerinde şekillendi.

Cumhuriyetin kuruluş felsefesiyle gençlik arasında bir dönem kurulan bu süreklilik, bu tarihsel bağlantı ne yazık ki hızla yıprandı, faşist 12 Eylül darbesini yapanların ve tezgâhlayanların Atatürkçülük maskesi arkasına gizlenmesi de söz konusu felsefenin konumunu iyice zayıflattı, saldırılara açık hale getirdi.

Günümüzde bu bağ yeniden kurulur mu, kurulabilir mi, bunun ciddiyetle sorgulanması gerekiyor. Çünkü ufukta başka bir çıkış pek görünmüyor. 

Bize özgürlüğü ve bağımsızlığı armağan etmiş o dâhinin anısına saygı, kaostan çıkış üretilip üretilemediğiyle değerlendirilecektir. 

‘Hocaların hocası’

“Hocaların hocası”, can dost Prof. Dr. Özdemir Nutku’yu da kaybettik. İyice çölleştirilen tiyatro eğitimi alanında yeri doldurulamayacak koca bir kayıp daha... Ciltler dolusu tiyatro tarihi çalışmaları, Shakespeare külliyatını olduğu gibi dilimize kazandıran çevirileri, ilkeli, tutarlı tavrı ve her daim gülmeye hazır gözleriyle hep yaşayacak.


Yazarın Son Yazıları

Aziz Nesin Kabare 13 Nisan 2020
Korona Günleri 16 Mart 2020
Hesabı kim soracak? 10 Şubat 2020
Mahşer Görüntüleri 13 Ocak 2020
Bilkent ve antik tiyatro 9 Aralık 2019
Bir kuşak giderken 25 Kasım 2019