Distopya ve oyunlaştırma
Deniz Yıldırım
Son Köşe Yazıları

Distopya ve oyunlaştırma

16.10.2021 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen hafta, Güney Kore yapımı Squid Game (Kalamar Oyunu) üzerinden distopyaya kaçış olgusuna odaklanmıştık. Nitekim geride kalan haftada ilgili dizi, Netflix’in dünya genelinde şu ana kadar en fazla izlenen içeriği unvanına da kavuştu. Bu ilgiye döneceğiz. Ancak bazı sorular sorarak bitirmiştim yazıyı, oradan başlayalım.

“Bu tür filmler ve diziler akıştan kaçış için salt bir rahatlama anına mı denk geliyor? Yoksa bu tür film ve dizilerde uçlara varan ‘kötüye gidiş’ olasılıklarının bu denli ilgi görmesi, sistem içinde değişim umutlarının kalmadığı bir dünyada ‘ütopya kapısı’nın yeniden açılması için saklı bir çağrı niteliği de mi taşıyor?”

Birkaç faktör birlikte düşünülebilir. Her şeyden önce, bu kara gelecek tablosu (distopya) sunan yapımlar, gerçekliği fantastik bir evren lehine tamamen devre dışı bıraktıkları için değil, gerçekliğin içinde ya da üstünde açığa çıkan sosyal, ekonomik, siyasal “yaralar”la irtibat kurmayı başardıkları için bu denli geniş ilgi görmeye başladılar. Neo-liberal aşamanın krizlerle sarsılan küreselleşme masalı aşınırken dünya genelinde sosyal, ekonomik eşitsizlikler, sömürü arttı. Bir yandan da kapitalizmin çevreyi, doğayı talan eden birikim arzularının tatminiyle dünyanın devamlılığı arasında negatif, sürdürülemez bir ilişki açığa çıktı. Yaşıyor, görüyoruz. İşte distopik yapımların bu gerçekliği daha “kötüsü”ne, en uç noktalarına kadar taşıyarak bir uyarı işlevi gördükleri açık.

Haklı olabilirsiniz, distopyaların bir yandan da “Buna da şükür, daha kötüsü var”a alıştırdığını söylemek mümkün. Ya da gelecek zamanın bundan da kötü olacağını söyleyerek karamsarlığı, umutsuzluğu pekiştirmeye hizmet ettikleri de belirtilebilir elbette. Fakat izleyici tarafından nasıl alınıp yorumlandığından bağımsız olarak ütopyacı dönüşüm arzusuna/zorunluluğuna da bir çağrı niteliğinde bu yapımlar. Distopya yazarının, yönetmeninin “aklı kötümser”, fakat “iradesinin iyimserliği” de toplumun alacağı tavırlara, pratik mücadelelere bağlı sonuçta.

Nitekim Gordin, Tilley ve Prakash, çok nitelikli bulduğum ve dilimize kazandırıldığı için sevindiğim Ütopya/Distopya başlıklı derlemelerinde şu saptamayı yapıyorlar: “Distopya, adına karşın, ütopyanın doğrudan zıddı değildir… Distopya bizi karanlık ve bunaltıcı gerçekliğin tam ortasına bırakır, burada ve şimdiki semptomlarının ayırdına varıp tedavi etmezsek gelecek olan korkutucu bir geleceği önümüze koyar.”

ZAMAN ALGISI VE KIRILGANLIK

Meselenin özü burası. “İşler kötüye gidiyor, bir şey yapmazsak daha da kötüye gider” diyen yapımlar nicelikçe boşuna artmıyor. Bir yandan da bu yapımların “izleyicisi” çoğalıyor. Ve ilginçtir izleyicilik, “gösteri toplumu”nun, sosyal medya aracılığıyla herkesin sunan ve herkesin izleyen olabilme şansına kavuştuğu günümüzdeki aşamasında geçmişe göre daha çift yönlü, çelişkili bir yan da barındırıyor artık. İzleyen, bakan; taklit etmeye, kendini “kamusal” alanda yeniden inşa etmeye, izlenen olmaya da gönüllüce yönelebiliyor. Bu yanıyla da “pasif izleyici” kaldı mı, emin değilim.

Son olarak, yine geçen hafta, ütopyaların çocukluk düşlerimizle, hayal evrenimizle, oyunlarla bağlantısından söz etmiş; Squid Game gibi dizilerde ise çocukluğa özgü ütopik yanların kesilip atıldığını ve çocukluğa özgü oyunlarınsa yetişkinlerin distopik dünyasına transfer edildiğini yazmıştım. Bu da bir tersine çevirme işlemi. Bu dizi, sadece bugünden gelecek zamana dair bir karamsarlık sunmuyor; karanlığı bugüne yerleştirirken geçmiş zamanın, çocukluğun oyunlarından, araçlarından yararlanıyor. Zaman algısıyla oynama, geçmişle geleceği “bugün”de buluşturma şekli bakımından da dikkate değer.

Bir yandan da oyunlaştırılmış distopyalar (bu dizide olduğu gibi), zamanın akışının hızlandığı bir döneme işaret ediyor. Zaman ölçülebilir; fakat gelişmelerin hızı ve etkileri artık ölçülemiyor. Hız kapitalizminde felaketler arka arkaya geliyor. Kırılganlaşan hayatlar, güvencesiz işler, zorlaşan emeklilik hayalleri nedeniyle (bu noktada Alphan Telek’in Artık Hepimiz Prekaryayız başlıklı kitabını okumanızı özellikle önereyim), toplumun çoğunluğu için geleceği hayal etmek giderek zorlaşıyor. Gelecek dediğimiz şey, her gün yeniden yapılanıyor. Ve biz yakın geleceği bile hayal edemezken distopyalar bizi karamsar bile olsa, daha uzak geleceği düşünmeye çağırıyor. Bu da önemli bir pencere. 

Yine Güney Koreli yazar Byung-Chul Han, Psikopolitika adlı eserinde, “Heyecan kapitalizmi verimlilik artışı sağlamak için aslında emeğin ötekisi olması gereken oyunu da ele geçirmiştir” diyor ve “Oyunun kendine has bir zamansallığı vardır… Yavaş yavaş olgunlaşması gereken şeyler oyunlaştırılamaz” diye de ekliyor. Galiba “Kalamar Oyunu”nda geldiğimiz aşamanın acımasızlığının oyunlaştırılması, çelişkilerin yavaş yavaş olgunlaşması aşamasından çok daha ötede olduğumuza da bir kanıt. Kim bilir, tarihin akışının hızlanmasına dönük iyi işaretlerden biridir belki de dünya geneline yayılan bu ortak ilgi. 

Yazarın Son Yazıları

Cumhuriyet’e veda

Cumhuriyet’e veda

Devamını Oku
04.06.2022
‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

Devamını Oku
21.05.2022
Geçim siyaseti, aday siyaseti

Geçim siyaseti, aday siyaseti

Devamını Oku
07.05.2022
Hak mücadelesi

Hak mücadelesi

Devamını Oku
30.04.2022
23 Nisan ve iki halkçılık

23 Nisan ve iki halkçılık

Devamını Oku
23.04.2022
Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Devamını Oku
16.04.2022
‘Sonra hayat devam etti’

‘Sonra hayat devam etti’

Devamını Oku
02.04.2022
Değer mi hiç?

Değer mi hiç?

Devamını Oku
26.03.2022
Savaş ve siyaset

Savaş ve siyaset

Devamını Oku
19.03.2022
Transit

Transit

Devamını Oku
12.03.2022
Savaş (05 Mart 2022)

Savaş

Devamını Oku
05.03.2022
Ukrayna

Ukrayna

Devamını Oku
26.02.2022
Cemre düştü

Cemre düştü

Devamını Oku
23.02.2022
İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

Devamını Oku
16.02.2022
Güneşli Pazartesiler

Güneşli Pazartesiler

Devamını Oku
12.02.2022
En uzun gece

En uzun gece

Devamını Oku
09.02.2022
Çatlak

Çatlak

Devamını Oku
05.02.2022
Rejimin yeni aşaması

Rejimin yeni aşaması

Devamını Oku
02.02.2022
Borç

Borç

Devamını Oku
29.01.2022
‘Siyasetin sonu’

‘Siyasetin sonu’

Devamını Oku
19.01.2022
Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Devamını Oku
15.01.2022
Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Devamını Oku
12.01.2022
Deli İbram Divanı

Deli İbram Divanı

Devamını Oku
08.01.2022
İki ülkeden Türkiye’ye

İki ülkeden Türkiye’ye

Devamını Oku
05.01.2022
Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Devamını Oku
29.12.2021
Kâğıt

Kâğıt

Devamını Oku
25.12.2021
Geçim ve seçim: Şili dersleri

Geçim ve seçim: Şili dersleri

Devamını Oku
22.12.2021
Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Devamını Oku
18.12.2021
Yeni model

Yeni model

Devamını Oku
15.12.2021
Joker

Joker

Devamını Oku
11.12.2021
Milli Görüş partileri

Milli Görüş partileri

Devamını Oku
08.12.2021
Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Devamını Oku
04.12.2021
Birincil ittifak

Birincil ittifak

Devamını Oku
01.12.2021
Oblomov’dan Don Kişot’a

Oblomov’dan Don Kişot’a

Devamını Oku
27.11.2021
‘Yoksulluk Kader Olamaz’

‘Yoksulluk Kader Olamaz’

Devamını Oku
24.11.2021
Labirent

Bir intiharın genel provası

Devamını Oku
20.11.2021
Akışına bırakmak

Akışına bırakmak

Devamını Oku
17.11.2021
Kalabalığa kaçış

Kalabalığa kaçış

Devamını Oku
13.11.2021
Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Devamını Oku
10.11.2021
Truman kaçışı

Truman kaçışı

Devamını Oku
30.10.2021