Deniz Yıldırım

Saray’dan ne geldi?

27 Kasım 2019 Çarşamba

Bir haftadır neredeyse herkes her şeyi bırakmış, “Saray’a giden CHP’li” tartışmasına dahil oluyor bir biçimde.

 

İktidar medyasının ellerini ovuşturarak izlemesine mi; muhalefetin algıları yönetmekteki, halkın gerçek gündemini kurmaktaki ciddi eksikliklerine mi; gazetecinin gazeteciyi referans alarak “o da gazeteci, o niye yazmaz ki” diye sormadan böyle bir haberi ortaya atmasına mı; geniş kitlelerin, gerçek sorunlarının konuşulmadığı siyaset sahnesine karşı duydukları umutsuzluktaki artışa mı yanalım?

 

Şu gündeme bakın.

 

İşsizlik yüzde 14’e çıkmış, o da resmi rakamlarla. İşgücüne katılım oranı, gelişmiş dünyaya göre daha düşükken hem de. Genç işsizliği daha da vahim; yüzde 27’yi aştı. Yeni sistemin ilk yılında genç işsizliği 7 puan arttı. Genç kadınlarda 8 puandan da fazla. Üniversite öğrencileri kaygılı ve amaçsız; “niye okuyoruz ki” diye soruyorlar birbirlerine. Ama kusura bakmayın, canınızı bunlarla sıkmayayım şimdi. Sahi, Saray’a kim gitti?

 

Pahalılık dört koldan hayatı kuşatıyor. Çarşıda, pazarda fileler dolmuyor. Zamların ardı arkası gelmiyor. Kış kapıda, ısınmak ayrı dert. Geçinemeyenlerin intihar haberleriyle sarsılıyoruz, ama o intihar haberlerinin şu “Saray’a kim gitti?” tartışmasının onda biri kadar bile gündeme getirilmediğini görüyoruz. Tesadüf mü, tercih mi? Tamam tamam, Saray’a kim gitti?

 

Kamu kaynakları üç beş şirket arasında pay edilmiş. Vergiler sırtımızda; hazine garantili projelerle kendimizi fakirleştirirken birilerini zenginleştiriyoruz. Denetim yok, taze bitti. Sormaya kalksan davalıksın. Neyse canım, keyfimiz kaçmasın. Saray’a kim gitti?

 

Kadınlar, çocuklar şiddet görüyor. Her yıl iki bine yakın işçi, önlenebilir iş kazalarında, “maliyet düşürmek” isteyenlerin göz yummalarıyla can veriyor. Neyse, boş verin. Biz de bu sorunlara yumalım gözlerimizi, Saray’a kim gitti?

 

Eğitim kötü, yıldan yıla daha da kötüleşiyor. İktidarın ideolojik hedefi, yoksul halk çocuklarını imam hatiplere göndermekten öteye geçmiyor. Ülkenin geleceğini ilgilendiren en önemli konu olan eğitim, iki gün üst üste bile gündemde kalmıyor. Diyanet her şeyi bırakmış, “itiraz etmeyin, kriz sizin sınavınız” diyen hutbelerle yoksulluğu kader gibi sunmaya çalışıyor. Köy okullarını kapatmış, cezaevi sayısını ise artırmışız. Gündemi değiştirdim, özür dilerim. Saray’a kim gitti?

 

Basın tekelleşmiş, haber alma kanalları ortadan kalkmış. Gazeteciler işten çıkarılıyor; bunca haksızlığın, hukuksuzluğun yaşandığı ortamda halkın haber alma, bilgi edinme özgürlüğü adım adım yok ediliyor. İktidarla çıkar birliği içindeki şirketler, kâr etmeyecek olsalar bile bu medyatik görevi diyet olarak üstleniyor. Ama bunları konuşmaya ne gerek var ki? Sonuçta asıl soru şu: Saray’a kim gitti?

 

4 milyona yakın mülteci varmış ya da Trump’ın hakaret dolu mektubu yanıtsız kalmış. Size ne, başka gündem mi yok? Mesele belli: Saray’a kim gitti?

 

Kırmızı etten mercimeğe, nohuttan samana ithalat bağımlısıyız; alın teriyle, gencecik bir cumhuriyetken kurduğumuz onlarca fabrikayı satmışız; üretmeden tüketim merkezi; bankaların kâr, sıcak paracının faiz, imarcının rant cenneti olmuşuz. Aman yahu, yok sayın. Saray’a kim gitti?

 

Uzatmaya uzatırım da, listeyi bitiremeyiz. Sözün özü belli: “Saray’a kim gitti” sorusu yerine, her gün hayatımıza etki eden, yeni ve keyfi sisteme dayalı onlarca kararı, “Saray’dan ne geldi” sorusunu tartışsaydık, şimdi bu halde olur muyduk?

 

Biz bu yapay tartışmalara dahil oldukça, biz bu tartışmaları ısıtıp ısıtıp gündeme taşıdıkça bu konular da hasır altı ediliyor. Bu sorunları unutturma görevini üstlenmiş herkes, fiziksel olarak değil ama siyasi işlev bakımından Saray’a gitmiş olmuyor mu zaten?


Yazarın Son Yazıları

Ahlat Ağacı 5 Aralık 2020
‘Yeni tedbir paketi’ 2 Aralık 2020
‘Beyin göçü’ 25 Kasım 2020
Yeniden yol ayrımı 21 Kasım 2020
Aşı herkesin hakkıdır 18 Kasım 2020
Trump’sız Trumpizm 7 Kasım 2020
Ekmek, çay, çanta 31 Ekim 2020
Geçinemeyenler 28 Ekim 2020