Enver Aysever

‘Sahte hakikat’, ırkçı dil, Kürtler

11 Haziran 2020 Perşembe

AKP siyaset anlayışını anlamak açısından “Ayasofya” meselesi turnusol oldu. IYI Parti Meclis’e kanun teklifi verdi, “Ayasofya cami olsun” diye, AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. O saatlerde ekranda, sosyal medyada kıyamet kopuyordu; ümmet Ayasofya cami olsun diye kendinden geçmekteydi. Bu örnek, bize iki önemli veri sundu. Bir; Ayasofya cami olursa siyasal işlevini yitirecekti, oysa bu haliyle iktidara daha çok hizmet sunuyordu. Yani, eli sıkıştıkça konuyu gündeme getirerek tabanını diri tutuyor AKP. Eğer Ayasofya’yı cami yaparsa gündemden düşecek konu! İkincisi, siyasetin tamamen Goebbelsvari oyunlarla nasıl biçimlendiğini göstermesi açısından önemli. Hakikatin yerini algı almış durumda. Eğer basın elinizde olursa, yeterince bağırırsanız kitle ikna oluyor. “Sahte hakikat” ardından kendinden geçerce koşan bir yığından söz ediyoruz. Bu kitleleri savaşa, linçe, her türlü hukuk dışı kararı uygulamaya/savunmaya ikna etmeniz mümkün. Tehlikeli oyun bu!

***

CHP’nin terör örgütleriyle içlidışlı olduğu, hatta FETÖ’nün siyasal ayağı görevi üstlendiğinden tutun, mesleğini yapan gazetecileri terörist ilan etmeye dek geniş yelpazede algı yönetimi yürütülüyor. Hele sosyal medya günlerinde iş iyice kolaylaştı. Önce sahte hesaplarla algı yönetimi başlıyor, ardından gazete sayfaları ve ekran giriyor devreye, son olarak siyaset konuyu malzeme ediyor, böylece “sahte hakikat” yaratılıyor. Buna karşı aynı yolla mücadele etmek mümkün değil. Ancak örgütlü, eğitimli, bilinçli kitleyle yapılan itiraz anlamlı olur. Aynı yolda güçsüz kalınacağı kesin. Oysa ilkeler net ortaya konursa, nasıl bir gelecek için çabalandığı açık belirtilip ısrar edilirse ve er ya da geç bu “sahte hakikat”in yerini “hakiki hakikate” bırakacağı bilinirse başarı elde edilir.

***

Somut örnek vekilliklerin düşürülmesi olayında yaşandı. Eğer siz üç vekile ilkesel olarak sahip çıkmaz da “ben HDP ile yan yana düşersem oy kaybederim” kaygısına kapılırsanız AKP’nin isteğini yapmış olursunuz. Eğer demokrasi millet iradesi demekse, vekiller de bunun göstergesi olarak görev yapıyorsa birini diğerinden üstün tutamazsınız. Aynı durum belediyelere kayyım atanmasıyla da ilgilidir. Hukuku dilediğince kullanan siyasal iktidar, “sahte hakikat” olarak “ben yerli ve milliyim, benim dışımda olanlar tam tersidir” derken, bu tarifin içinde kalmak için çabalamak yanlıştır. Hakikat “yerli ve milli” tarifinin uydurma olduğudur. Kim yurdunu diğerinden daha fazla sevdiğini iddia edebilir? Kaldı ki “Kürtler” diye düşman yaratmak insanlık suçudur. Bir kişinin, bizim coğrafyamızda demokrat olup olmadığı ölçüsü “Kürtlere” yönelik tutumuyla ölçülür. Irkçı dil iktidarı besler ve yazık ki pek çok insan ırkçı olduğunu bilmez!

***

Tuhaf günlerden geçiyoruz; bir yandan “salgın” nasıl siyasal denklem kuracak bakıyoruz, öte yandan iyice sıkışan siyasal İslamın son çırpınışıyla savruluyoruz. “Benden sonra tufan” anlayışı karşısında dehşete düşmemek mümkün mü? Düşünün; yoksul halka destek için çabalayan belediyelerin eli kolu bağlanıyor, iş görmesi engelleniyor. Kim bunu “milletperverlik diye yutar” diyeceksiniz ama kazın ayağı öyle değil! Algı yönetiminde o denli başarılı oldu ki AKP, belediye başkanları suç işlemiş gibi savunma yapmak zorunda kalıyor. Tıpkı hakkında “terörist” denen kimselerin, saçma iddialara savcı karşısında yanıt vermek zorunda kalması gibi. Andy Warhol’a gönderme yapalım: “Herkes bir gün Türkiye’de en az on dakikalığına terörist olacaktır.” O halde “öteki” mağduriyeti üstüne düşünmesi gerekir herkesin. Bugün “milliyetçilik” zırhı altında korunduğunu sananlar yanılıyorlar, kimse sürecin dışında değil!

***

Diyeceğim; kolay tasnifle “ben” ve “öteki” ayrımına kapılmak “sahte hakikat”e teslim olmak demektir. Madem ittifaklara mahkûm siyaset, ki bence özgür düşünceyi ve her tür aykırı fikri engelliyor bu keskin ayrım, o halde net ilkelerde ısrar etmek gerekir. Burada şu riski görmez değilim, yüzde elli bir aramak, aynı zamanda kendin olmaya engel hale geliyor, yalnız dikkat edilmesi gereken şudur; uzlaşı diye kimliğini yitirmek daha ağır sonuçlar doğurur. İnatla yineleyeceğim; bugünün siyaset sahnesinde olanlar neyi savunduklarını açıklamalıdır. Sahi sorun ne kadar yalın aslında: Kim kimdir öğrensek her şey hallolacak!


Yazarın Son Yazıları

Erbaş’ın kılıcı! 3 Ağustos 2020
Bana Dostunu Söyle... 30 Temmuz 2020
Tıpış tıpış! 23 Temmuz 2020
Günah Keçisi! 13 Temmuz 2020
Tavşan muhalefet 9 Temmuz 2020
HalkTV kapanırsa! 6 Temmuz 2020
Küllenmeyen yangın! 2 Temmuz 2020
Demokrasi için yürümek! 25 Haziran 2020
Bit yavrusu! 18 Haziran 2020