Bir ‘acayip’ seçimler
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Bir ‘acayip’ seçimler

01.08.2024 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

Son haftalarda ABD başkanlık seçimleri üzerine yazıyorum. Kimi dostlar “Bize ne? Ne halleri varsa görsünler” diyor. Oysa, içinde bulunduğumuz tarihsel dönemde, ABD seçimleri, “süreç olarak faşizm” üzerinde düşünmeye yardım edecek değerli ipuçları sunuyorlar.

***

Kamala Harris’in, Demokrat Parti’nin kampanyasını ve örgütünü, taban desteğini canlandırmasıyla, birçok kamuoyu yoklamasında Trump’ın önüne geçmeye başlamasıyla seçim yarışı hızlandı. Harris, Trump ile Biden arasındaki yaş ve “baş” (“kim daha az bunamış” gibi) dengesini tersine çevirdi. Demokratlar seçimleri kazanabileceklerine inanmaya başladılar. 

Trump’ın ve başkan yardımcısı adayı olarak seçtiği Vance’ın “acayiplikleri” daha bir görünür oldukça, Demokrat Parti bu “acayiplikleri” çok etkili bir propaganda teması olarak kullanmaya başladı: “These people are weird” (Bu insanlar acayip). Diğer taraftan, weird, eski (11-16 yüzyıl) İngilizcede, Almanca kökenli wyrd sözcüğü, “kader”, anlamına da geliyor. “Acayip” olanlara yakından bakınca “süreç olarak faşizmin”, hatta Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü’ndeki “Gilead” rejiminin çok bildik özellikleriyle karşılaşıyoruz. 

BİR ‘FAŞİST DARBEYE’ DOĞRU

“Bir kişiye bir oy bir kez” sloganını, ilk kez Cezayir iç savaşının arifesindeki seçimlerde siyasal İslamın liderliğinin ağzından duymuştuk. Şimdi, aynı anlayış, ABD başkanlık seçimleri öncesinde karşımıza çıktı. Geçen cuma günü Trump, Hıristiyan milliyetçilerine (faşistlere) konuşurken “Güzel Hıristiyanlar sizi seviyorum, gidin bana oy verin. Bir daha oy vermek zorunda kalmayacaksınız, her şeyi o kadar iyi bir şekilde ayarlayacağız ki bir daha oy vermek zorunda kalmayacaksınız.” Gerçekten “acayip” ama, Vance’ın “ABD, Roma İmparatorluğu’nun cumhuriyet döneminin son günlerini (MÖ 75) anımsatıyor” (öyleyse bir Sezar gerekiyor) saptamasıyla uyumlu. 

“Acayiplikler” bununla sınırlı değil. Trump, cuma konuşmasından bir gün önce, “O kadar çok oyumuz var ki oya ihtiyacımız yok. Halkıma oylara ihtiyacım olmadığını söylüyorum. İhtiyacımız olan tüm oylara sahibiz. Oylara ihtiyacım yok. Hiç kimsenin sahip olmadığı kadar çok oyumuz var. Oy vermek zorunda değilsiniz, endişelenmeyin” diyordu. 

Sakın, Trump seçimi kazanmak için oya, başkan olmak için de seçimi kazanmasına gerek olmadığını düşünüyor, sonucu oylardan başka bir şeyin belirleyeceğine inanıyor olmasın! 

Geçen hafta Rolling Stone dergisi, en kritik eyaletlerde seçim güvenliğine, önceki seçimlerin sonuçlarını kabul etmemiş 70 Trumpçı atandığını, atamaların devam ettiğini aktarıyordu. Trump, bu kez eyaletlerin, seçim sonuçlarını tasdik etmeyeceğine, kargaşa çıkınca da yüksek mahkemenin kendisinden yana karar vereceğine inanıyor. Kısacası, ABD’de “süreç olarak faşizm” seçimi kazanmaya değil, darbe yapmaya hazırlanıyor.

PROJE 2025

Bu darbenin ve sonrasının planını da Heritage Foundation’un, devleti ve toplumu yeniden yapılandırma tasarımı “Project 2025” başlıklı kapsamlı metin sunuyor. Trump, şimdilerde bundan “haberim yok” diyor ama önceleri övüyordu: “Heritage Foundation’un sadece iki yıl önce başlamış küçük projeleri inanılmaz bir iş çıkarıyor... hareketimizin, hareketinizin yapacaklarına dair zemin ve ayrıntılı planlar hazırlıyorlar.” 

Heritage Foundation’un başkanı Kevin Roberts de “Project 2025”in önsözünde “Bu büyük ‘Awokening’e (‘Woke’ faşistler açısından, tüm ilerici değerleri tanımlayan bir kavram- gerçekteyse haklar ve özgürlükler alanında bir uyanış demek- EY) son vermeyi, çocukları bu fikirlerden kurtarmayı, (1970’lerin, sivil haklar hareketinin öncesine dönmeyi) kültürü geri kazanmayı ve Amerikan karşıtı solu içeride ve dışarıda yenmeyi amaçlıyoruz” diye yazmış. Bu Hıristiyan milliyetçi planın kadınların hakları üzerine getirmeyi (kürtajı tüm ülkede kesin olarak yasaklamak gibi) amaçladığı yasakları düşününce de ortaya, klasik faşizm+Gilead gibi adeta kâbus ötesi bir rejim tasarımı ve bunu bir darbe ile kurma projesi çıkıyor.

Karşımızda, yalnızca ABD’de değil dünyada solu, kadın haklarını hedef alan bu proje var. Bu projenin, potansiyel taklitçilerini, olası “Amerika’da da var” açıklamalarını düşününce, “Bize ne? Ne halleri varsa görsünler” demek akıl kârı değil. “Acayip” mi “kader” mi 96 gün sonra belli olacak!

Yazarın Son Yazıları

Mutlak butlandan sonra

“O kadar da olmaz!” derken karar çıktı.

Devamını Oku
25.05.2026
‘Arkadaşlar hazır mıyız?’

Küresel düzeyde hemen her ülke için ekonomik, siyasi ve toplumsal riskler hızla artıyor.

Devamını Oku
21.05.2026
Tükidides tuzağında ‘stratejik istikrar’

Trump ve Şi Cinping, Mayıs 2026 Pekin zirvesinin ardından iki ülkenin ilişkisinin sıfırlanmasından söz ettiler.

Devamını Oku
18.05.2026
ABD ve Çin ilişkilerinde yeni dönem

Trump’ın bu hafta Pekin’e yaptığı ziyaret bir diplomatik olayın ötesinde, belki de bir büyük dönüşümün işaretlerinden biri olarak okunabilir.

Devamını Oku
14.05.2026
Neocon Melankolisi ve tuzaklar

Bu yazıları okuyan bir gözlemcinin aklına ilk anda, “Neoconlar gerçekten pes mi etti?” sorusu gelebilir. Bir yorumcu da “imana mı geldiler?” diye sorarak dalga geçiyordu.

Devamını Oku
13.05.2026
Türkiye o resmin neresinde?

Hürmüz Boğazı’nda gerilim tırmandıkça enerji ve gıda güvenliği sorunlarının kesiştiği görülüyor.

Devamını Oku
11.05.2026
IV. kriz farklı...

İran savaşının tetiklediği, enerji krizi öncekilerden farklı; yeni bir dönemin başladığını düşündürüyor.

Devamını Oku
07.05.2026
Almanya: Ya gerçekten normalleşirse?

Perşembe günü, Almanya’nın yeniden silahlanmaya başladığına dikkat çekmiştim.

Devamını Oku
04.05.2026
Kurallar çözülürken

Bir önceki yazımda ABD’nin kurduğu kurallara dayalı sistemin çözülüşünü tartışmıştım.

Devamını Oku
30.04.2026
'Önce yavaş yavaş...'

Çağımızdaki savaşlar, egemen ekonomik model, yapay zekâ, özellikle geçen hafta açıklanan Palantir “Manifesto”su üzerine tartışmalar bana Ernest Hemingway’in Güneş de Doğar romanını anımsattı.

Devamını Oku
27.04.2026
Çin şoku 3.0

“Çin şoku 2.0 ya da kriz dinamikleri” başlıklı yazımda, Çin kapitalizminin ileri teknoloji alanındaki üretim kapasitesinin Batı merkezli dünya ekonomisinin dengelerini sarsmaya başladığını vurgulamıştım.

Devamını Oku
23.04.2026
‘Çin Şoku 2.0’ ya da kriz dinamikleri

Tarihin en büyük enerji krizine, küresel bir resesyon riskine, “geçim sıkıntısı krizinin” daha da derinleşmesine yol açan İran savaşının, gerçek nedeninin (İsrail bir yana) ABD ekonomisinin finansal yapısını ayakta tutan “petro dolar” sistemini korumak olduğuna ilişkin yorumlar var.

Devamını Oku
20.04.2026
‘Adam’ gitti! Yenisi geliyor

Pazar gecesi Budapeşte sokaklarında büyük bir coşkuyla tarihsel bir kırılma anı yaşanıyor gibiydi.

Devamını Oku
16.04.2026
Savaştan sonra

Washington-Tahran görüşmeleri bir belirsizlik içinde koptu.

Devamını Oku
13.04.2026
Orbán: ‘Madendeki kanarya’

Demokratik sistemleri öldüren “adamlar” iktidarda kalmaya devam etmek için genelde tankları değil “sandık mühendisliğini” tercih ediyorlar ama bir yere kadar! Pazar günü, Macaristan seçimleri bu bağlamda önemli bir deney olacak.

Devamını Oku
09.04.2026
Pentagon’da ‘gleichschaltung’

ABD’de Savunma Bakanı Pete Hegseth, savaşın tam ortasında, Pentagon’da büyük çaplı bir tasfiye gerçekleştiriyor.

Devamını Oku
06.04.2026
Rastlantı ve semptom?

McKinsey araştırma şirketine göre küresel enflasyon riski, resesyon beklentisi giderek artıyor; The Economist ve Financial Times da aynı frekansta.

Devamını Oku
02.04.2026
Savaş-karbon-sermaye

Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran hattında tırmanan savaş, çoğu zaman yalnızca jeopolitik bir kriz olarak ele alınıyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Uygarlık intihar ederken...

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün State of the Global Climate 2025 (Küresel İklimin Durumu) raporuna göre küresel ısınma öngörülenden daha hızlı ilerliyor.

Devamını Oku
26.03.2026
Kazananın-kaybedenin ötesinde...

Kazananın kaybedenin ötesinde...

Devamını Oku
23.03.2026
İki imparatorluğun trajik yolculukları

Tarih, bazen bir trajediyi, yeni aktörlerle sahneler.

Devamını Oku
19.03.2026
Savaşta devrim’

Şimdi uygarlık şu soruyla yüz yüze: Sivil meşruiyet, hukuki hesap verebilirlik, asgari insani-etik kaygılar, bilgisayar hızında yürütülen bir savaşta anlam taşıyabilir mi? Minap’taki 175 kız öğrencinin ölümü, bu soruyu teorik olmaktan çıkardı.

Devamını Oku
16.03.2026
‘III. dünya savaşı’ değil ama...

İran’a yönelik operasyon “Epic Fury”nin başlamasının üzerinden 11 gün geçti.

Devamını Oku
12.03.2026
Savaşın bir başka boyutu

Bu savaşı anlamanın birçok yolu var. Büyük güçler rekabeti, enerji, silah, finans, teknoloji; hepsi önemli. Ancak, burası, Ortadoğu ve kültür (din) çok önemli; özellikle dinci faşizmin yükseldiği bir çağda.

Devamını Oku
09.03.2026
Savaş üzerine ek notlar

Pazartesi yazımda “büyük felakete”, kararları veren “küçük adamlara” değinmiştim.

Devamını Oku
05.03.2026
Savaş üzerine kimi notlar ve spekülasyonlar

İnsanlar kimi zaman çaresizlik duyguları içinde, biraz olsun rahatlayabilmek için bir büyük aklın, önlenemez bir büyük planın kapitalizmin kaosuna bir düzen verilebileceğine inanmak isterler: “Biri düğmeye bastı!”, “Devlet aklı!”, “Büyük ... projesi”, “ABD şunu yapıyor İsrail bunu, İran onu...”

Devamını Oku
02.03.2026
Yeryüzünde bir ‘cennet’: Afganistan

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası devleti “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar.

Devamını Oku
26.02.2026
‘BOP’ olmadı ‘BoP’ verelim

Dahası, bu asimetrik ortamda, BoP bir taraftan, Hamas’tan tam silahsızlanma talep ediyor diğer taraftan halen Batı Şeria’da tekrarlanan yapısal işgal, yerleşim genişlemesi, pogrom ve ilhak baskılarına gözlerini kapatıyor. BoP aslında şu mesajı veriyor: İsrail’e güvenlik, Filistin’e disiplin, yoksa şiddet baskı.

Devamını Oku
23.02.2026
Münih’te uğursuz nostalji

Münih Güvenlik Konferansı’nın en tehlikeli konuşmasını ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptı.

Devamını Oku
19.02.2026
Münih’te Zerstörungslust

“Zerstörungslust” salt bir liderin kaprisi değil, derin bir toplumsal ruh halinin semptomu: İlerleme (giderek daha da iyileşme) masallarına inanç sarsılmış, reform vaadi ikna gücünü yitirmiş. İnsanlar, “Hayatım artık daha iyiye gitmiyor” duygusu içinde. G7 ülkelerinde toplumun önemli bir bölümü hükümetlerin gelecek kuşaklara daha iyi bir yaşam bırakacağına inanmıyor; çoğunluk yaşamın daha da bozulmasını bekliyor. “Kendimi çaresiz hissediyorum” diyenlerin oranı birçok ülkede yüzde 60’ların üzerinde. Demokratik kurumlar, uluslararası kurumlar, bürokratik, işlevsiz, artık “bizden yana” olmayan yapılar olarak algılanıyorlar.

Devamını Oku
16.02.2026
Hangi Batı? Elveda demokrasi

Le Monde’da Jaroslaw Kuisz “İki Batı’dan söz etmek hiç de abartılı olmaz” (“Parler de deux Occidents n’a rien d’exagéré”) başlıklı yazısında, Trump modeli ve Avrupa’nın liberal demokrasisi olarak iki Batı şekilleniyor diyordu.

Devamını Oku
12.02.2026
Kamplar var ama direniş de...

Geçen ayın son yazısında, “Faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de ‘sürecin’ kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor” diyordum.

Devamını Oku
09.02.2026
Bir semptom olarak skandal

Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıkların, “ahlaksız birkaç zenginin” hikâyesi değildir.

Devamını Oku
05.02.2026
Ayrılmak zor!

Le Monde, Wall Street Journal ve Financial Times geçtiğimiz günlerde bu krizi “karşılıklı bağımlılık” ve “kopuş” bağlamında değerlendirdiler; Atlantik bağlarının yapısal özelliklerini, bir “kopuşun” gerçekte ne kadar zor olduğunu vurguladılar.

Devamını Oku
02.02.2026
Amerika’da kritik yol ayrımı

Geçtiğimiz haftalarda, faşizmin adeta pilot bölge olarak seçtiği Minneapolis kentinde yaşananlar, ABD’de “sürecin” kritik bir yol ayrımına geldiğini gösteriyor.

Devamını Oku
29.01.2026
Bir semptom olarak Grönland

Grönland krizi, ABD’nin liderlik kapasitesini yitirdiğini, telaşla artık salt askeri gücüne dayanmaya çalıştığını gösterdi. İlk kez 9/11 olayı bahane edilerek denenen, henüz Çin’in bir büyük güç olarak yükselmediği koşullarda bile başarı üretemeyen bu imparatorluk refleksinin, bugünün koşullarında, başarılı olmak bir yana son derecede tehlikeli sonuçlar üretmeye aday olduğu bilinçlere çıktı.

Devamını Oku
26.01.2026
Davos: ‘Geçiş değil kopuş’

Deneyimli analist Walter Russell Mead, Wall Street Journal’da Davos Dünya Ekonomik Forumu (DEF) üzerine yazısına “Davosçular geçen yıl yadsıma politikası izlediler.

Devamını Oku
22.01.2026
İran’ı düşünürken

İran’da halk yine büyük cesaretle molla rejimine başkaldırıyor. Molla rejimi yine bu isyanları şiddetle bastırıyor. Yine Batı medyasında “Bu kez farklı”, “İran rejimi artık dayanamaz” filan... Peki “Daha fazla dayanamazsa ne olur”?

Devamını Oku
19.01.2026
Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

Financial Times’ta Gilian Tett, “Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında...

Devamını Oku
15.01.2026
‘Muktedir yapar, zayıf çaresiz katlanır’

Miller’in bu sözleri, Trump’ın New York Times söyleşisindeki “Beni ancak kendi ahlakım, kendi aklım durdurabilir; uluslararası yasalar umurumda değil” açıklaması aklıma, Hubris ve Nemesis kavramlarını, kendi zamanının süper gücü Atina ile küçük Melos adası arasındaki ünlü Melian Diyaloğu’nu getirdi. Melos adası, Atina’nın aşırı talepleri karşısında adaletten söz ederken Atina, “Muktedir olan yapar zayıf olan çaresiz katlanır” diyordu. Atina adayı işgal etti, tüm erkekleri öldürdü, kadınları köle olarak sattı (MÖ 416). Atina’nın bu “güç zehirlenmesi” (Hubris) 12 yıl sonra bir Nemesis ile belasını buldu: Peloponez savaşları bittiğinde (MÖ 404) Atina teslim olmuştu; insanlığa demokrasi düşüncesini trajediyi hediye eden uygarlığı hızla çöküyordu.

Devamını Oku
12.01.2026