‘Hain kontenjanımız’ neden yüksek!

30 Ekim 2018 Salı

Attilâ İlhan ve Kamran İnan’la sohbetlerimizde sıkça duyduğum şuydu: “Bizim daima bir hain kontenjanımız olmuştur.” Neden var ve neden bu kadar yüksek, aynen FETÖ’de gördüğümüz ve yaşadığımız gibi:
-“Batılılık” ve “Batıcılık” arasındaki gelgitler.
-Batı’nın matbaadan aydınlanmaya yüzlerce yıl önce aştığı “karanlık duvarları” bu coğrafyanın hâlâ bugün bile yaşamakta oluşu.
-Küresel emperyalizmin bu nedenle “yerli ortak” bulma olanaklarını, dincilik (ve Müslümanlık) üzerinden yeşil kuşak aracılığı ile bugün de sürdürmesi.
-Ve Türkiye’ye özel olarak: kurtuluş, kuruluş ve Atatürk devrimlerine karşı Ali Kemal’ler ve Damat Ferit’ler zihniyetini ve Arapçılığı, halen zorla yaşatma çabaları, Attilâ İlhan ve Kamran İnan’ın parmak bastıkları kontenjanın yükselmesinin nedenleridir.
FETÖ olayında ne gördük: dünya tarihinde hiçbir devletin yaşamadığı ölçüde bu kontenjan yükselebilmiştir. Her şey Ata Demirer’in oynadığı Osmanlı Cumhuriyeti filmindeki gibi olmuyor. Son Kaşıkçı olayı bu işin aynası oldu: Arap dünyasının yerli ortakları emperyal güçler ile birlikte “petrol, silah ticareti ve cinayetler üzerinden her ihaneti ve kepazeliği” şeriatçı düzene saklanarak yapabiliyorlar. Dincilik, petrol, para ve silahlar emperyalizm ile öyle bir ortaklık kurmuşlar ki “kazan kazan” formülü, milyonlarca sivili iç savaşlarla yok edebiliyor, demokratikleşme girişimlerinin yolunu, şeriatçılıkla kapatıyor.
Bu coğrafyada “dincilik”, en büyük felaketlerin kaldıracı olmuş ve halen de olmakta. Bizi de bu felaketler zincirinin içine çekmek isteyen odaklar Attilâ İlhan ve Kamran İnan’ın andıkları büyük ihanet havuzunu besliyorlar. 29 Ekim’i kutladığımız şu günlerde hain kontenjanını yazmak ne acı.

 
Ben de ‘fiilen’ karşılaştım
-Almanya’da 1980’lerin başında bir seminerde Avrupa’nın Türkiye politikasını eleştirdiğim zaman, Fethi Okyar’ın oğlu Prof. Osman Okyar, profesör dostların arasında biraz da alkolün etkisi ile “fiilen” bana “tepki” gösterebiliyordu, üstelik yakın dostumdu.
-Ulusal sinema kavgasını bile yapan eski dostum bir entelektüel aydın, aynı şekilde: Gülen gibi uşak bir imamı nasıl savunabiliyorsun” dediğimde, benzer “fiili” tepkiyi, bugün de yaşayan şahitlerin önünde gösterebilmişti. Hepimiz şaşırmıştık!
-7 Mart 2002’de Harp Akademileri’nde ulusal ve uluslararası medyaya açık bir seminerde benim, “Batı, Kürdistan’ı kurmak istiyor, Türkiye’yi de AB’ye hiçbir zaman almayacaklar” iddiamı MGK Genel sekreteri Tuncer Kılınç’ın desteklemesi üzerine ne olmuştu: Türkiye’deki “Batıcı ve liberal” kafada olan aydınlarımızın çoğu bana yayın yoluyla saldırmışlardı. İçlerinde demokrat görünen profesörler, gazeteciler, askerler ve iş insanları da vardı. Farkında olmadan, FETÖ’nün yolunu açtıklarını ya görmüyorlar ya da görmek istemiyorlardı.(*)
Türkiye’de ulusallık ve Atatürkçülük ile siyasal İslam ve “Batıcılar” arasında en baştan beri yaşanmakta olan kavga ve çatışma, “FETÖ’yü doğuran ve hain kontenjanını arttıran en önemli nedendir”.
Zekeriya Öz’e önce kahraman sonra hain diyenler de, Kaşıkçı’yı göz göre göre boğduran öğeler de bu odakların ürettiği zihniyettir.
Aynı zihniyet demokrasi düşmanıdır, kadın düşmanıdır, kısacası insanlığın düşmanıdır. Futbolcuyu ve şarkıcıyı bile kendi kapanı içine sokarak gergedanlaştırırlar.
Atatürkçülükten, aydınlığı ve çağdaş uygarlığı getirdiği için hiç hoşlanmazlar. FETÖ bu zihniyetin ürünüdür.
(*) ‘Hayatım Avrupa’nın üçüncü cildinde (Cumhuriyet Kitapları) ve ‘Yolumun Kesiştiği Ünlüler’de (Kırmızı Kedi) bütün bunları yazdım.

***

3 Kasım 2018’de saat 16.00’da, Kadıköy’deki Tarihçi Kitabevi’ndeki sohbette buluşmak üzere...
 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları