Tarkan’dan ‘oynama şıkıdım şıkıdım’ ve Sedat Peker

15 Haziran 2021 Salı

Sedat Peker adlı bir şahıs: Bir taraftan ünlü bir mafya babası, diğer yandan en yukarıdaki siyasetçiler, en büyük işadamları ve bürokratlar, hatta gazeteciler ve sanatkârlar da bir arı (ve bal) kovanında toplanan arılar gibi bala üşüşmüşler. Yeni tip “akademisyenler” bile var.

Aslında son 10 yılda ülkenin “dönüştürüldüğü” yeni durumun resmi: Cumhuriyet tarihimizin ibretlik ve akıl almaz manzarası. Dinciler, vahşi kapitalizm ve organize suç örgütlerinin “koalisyonu”: ya da getirildiğimiz yeni “Bermuda şeytan üçgeni”. Dinciler, mafya ve azılı kapitalizm ülkeyi bir “şirket” gibi yönetmeye kalkıyorlar.

Şeytan üçgenindeki üç ayak da gırtlağına kadar suça gömülmüşler ama “büyük pastanın paylaşımında” güç kavgası yapıyorlar: herbiri bir diğerinin, “daha suçlu” olduğunu kamuoyu önünde, açık açık kanıtlamaya çalışıyor. “Daha suçlu olanlar” Türkiye genelinde, kamuoyu yoklaması yaparcasına “kanıtlanınca” da aralarındaki kavgada “daha az” suçlu olanlar “en masum” hale gelecekler!

Ülkenin getirildiği duruma bakar mısınız: “az suçlu” olanların bile “masum olduğuna  inanılan” bir ortam “çöküş” değil de nedir: şeytan üçgenindeki sacayağının “çökme yarışı” içine girdiği bir ortamda, “daha az çökmek” durumunda kalan masum ilan edilecek! “Kaybeden kazanıyor” oyunu oynanıyor…

Sedat Peker sanki Gogol’ün “Genel Müfettiş”indeki Danny Kaye misali, başarılı (!) bir oyun sergiliyor. Hey gidi Aziz Nesin hey, Sedat Peker’e yetişemedin, çok yazık…Ya Bedri Koraman sağ olsaydı “çizgileriyle” neler döktürmezdi ki! Bedri’nin bir Sedat Peker çizişini hayal edebilir misiniz? 1950’lerde “bir gariban” Beyoğlu’nda Frangoli mağazasından, bugünkülere kıyasla “garson bahşişi” sayılabilecek bir para çaldı diye tüm medya aylarca, yıllarca “utanmadan!” yazdılar. Bugünleri görseler, Tarkan’ın “oynama şıkıdım şıkıdım”ını söyleyerek çıldırabilirlerdi…

Erol Manisalı, Bedri Koraman, Cenap Tezer

Birkaç yıl öncesinde, vefatından kısa bir süre önce Bedri Koraman ile Bodrum’daki Dibeklihan Kültür Köyü’nde beraberdik. Yanımızda Dibeklihan’ın yaratıcısı Cenap Tezer de vardı.

2000’lı yıllarda Berlin’e bir konferans için gitmiştim. Beni götüren taksi Berlin’de bir kavşakta durunca yandaki takside Alman şoförün, Tarkan’ın “oynama şıkıdım şıkıdım” şarkısını çaldığını görünce çok keyiflenmiştim. Tarkan Anadolu’nun köyünden çıkıp Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşam ortamı içinde ünlü biri olabilmişti: ve bir eseri Almanya’da, Berlin’de, yolda bir Alman sürücü tarafından çalınıyordu.

Ya bugün: Sedat Peker’ler, garip “ihaleciler”, Sedat’la tartışmaya giren “en ünlü” siyasetçiler: “oynama şıkıdım, şıkıdım…”

Ne Alfred Hitchcock, ne Oliver Stone böyle bir çılgınlığı düşünebilirlerdi. Benim hayran olduğum Holywood’un ünlü “babası” bizim “baba”lara ne derdi acaba: “Hiç mi baba görmediniz” demekten öte, “ödülleri bile reddeden idealist bir insan” olarak Marlon Brando, “Ben sadece oynamıştım: siz ise bu işi fiilen yapıyor, yaşıyorsunuz, ne acı!” demez miydi...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları