Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım! Hatta, canım annem burada olsa “Nereden çıkardın 80’i? Daha 79’sun. İnsan doğduğu gün bir yaşında olmaz ki, derdi” diye de eklemiştim.
Doğru ama ne var ki “seksen” sözcüğü çok hoşuma gidiyordu. Ayrıca 15 Şubat 2025’te 80’e adım atmış oluyordum. Bütün bir yıl boyunca 80’in içinde yol almaya, haksızlıklara inat, ilerlemeye ve 80’i aşmaya kararlıyken bir yandan da kâh günlük tutmaya kâh kendimle hesaplaşmaya koyuldum.
“80 Yaşım Merhaba” kitabım böyle şekillenmeye başladı. Ancak konuşmalar, gazete yazıları, sivil toplum kuruluşlarındaki görevler, sorumluluklar, yurtiçi ve yurtdışı konferanslar, torunlar, festivaller, izlenecek oyunlar, filmler, sergiler, konserler derken a, a, yok, olacak şey değil, 80 değil 90’da da bitecek gibi değil!
Oysa kararlıyım. Şubat sonunda kitabımı yayınevine teslim edeceğim. İşte bu nedenle gazetemden de okurlardan da kısa bir izin istiyorum. Şu kitabın son noktasını koyayım, sonra devam...
Aziz Nesin olsa “Başlığı benden mi kaptın?” diye sorardı. Malum onun “70 Yaşım Merhaba” diye harika bir öykü kitabı vardır. Benimki öykü değil, kendi kendimle konuşmalar.
Hiç unutmam benim ilk kitaplarımdan birinin adı “Konuşa Konuşa”ydı (1983). Aziz Bey bir gün “Ben de kitabıma aynı adı koyarsam kızar mısın?” diye sordu. Çok şaşırdım, ne demek onur duyarım gibi bir şeyler söyleyecek oldum. Sonra baktım kitabına “İnsanlar Konuşa Konuşa” adını koydu.
Sevgili Aziz Bey, bakın benim kitap da “70” değil, “80 Yaşım Merhaba”.
SEVGİLİLER GÜNÜ
Dün “Sevgililer Günü”ydü. İstanbul trafiği rezillikti. Yok yok, âşıklar ya da tüketim nedeniyle değil. Erdoğan İstanbul’daydı; Boğaziçi Üniversitesi, Hisarüstü, Etiler, sahil yolu her yer polis ablukası altındaydı.
Anımsarsınız herhalde: Bir zamanlar Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanıyken kırmızı ışıkta durdu diye millet neye uğradığını şaşırmıştı! Geçelim. Dün, armağanı falan unutun, umarım en azından sevdiklerinize, seni seviyorum deme olanağını bulmuşsunuzdur.
Bu ülke son yıllarda, sevginin hepimizden esirgendiği , sevmenin horlandığı, ayıplandığı, lanetlendiği bir yer oldu.
Hayatı sevmek bile elimizden alınmaya çalışıldı. Bir de “sevgi” sözcüğü haksız yere sevdiklerinden ayrı bırakılanların, susmayan, direnenlerin, hem sesi hem sessizliğine dönüştü!
Sevgililer Günü, ülkemde ayrı düşenlerin, bekleyenlerin, kaybedenlerin, direnenlerin günü gibi oldu artık.
Sevgi... Birine sarılabilmek kadar, sarılmayı hayal etmektir de. Sevgi ummaktır. Bazen ayrı düşmenin, bazen beklemenin, bazen de sabretmenin adıdır. Kimi zaman da vazgeçmemektir sevgi...
VİCDAN GÜNÜ
Dün benim için Sevgililer Günü değil, vicdan günüydü.
Aklım, fikrim ve de kalbim, neredeyse on yıldır demir kapıların ardında esir ya da rehin tutulan Osman Kavala ile onun yokluğunu her gün yeniden yaşayan Ayşe Buğra Kavala’daydı.
Yaklaşık 10 yıldır bir başka yalnızlıkta esir ya da rehin tutulan Selahattin Demirtaş ile onun sesini, nefesini, varlığını bekleyen Başak Demirtaş’taydı.
Bir de elbet “şahsım yönetimi” ve “Yargı eliyle muhalefet yok edilir” projesi çerçevesinde 19 Mart’tan bu yana tutuklu bulunanlar ve eşleri ve kardeşleri ve aileleri, her an kalbimdeydi. Evlerinde her kapı çalındığında irkilenler, her telefon çaldığında yüreği sıkışanlar, sofradaki boş sandalyeye bakanlar, bir haber beklerken zamanın donduğunu hissedenler... Her cuma bir araya gelen “Aile Dayanışma Ağı”nın sivil savaşçılarındaydı kalbim.
Yalnız onlarda değil: Yıllardır aynı meydanlarda, aynı soruyla, aynı direnişle, ellerinde aynı fotoğraflarla “Evladım nerede?” diye ta 1995’ten bu yana çocuklarını arayan “Cumartesi Anneleri”ndeydi kalbim.
Depremde evladını toprağa veren anneler... İş cinayetlerinde, sokaklardaki şiddette, yoksullukta çocuklarını yitirenler... O çocuklar ki daha hayatın başında, umutla, aşkla, hayalle doluyken gelecekleri yok edildi. Yargıdan adalet beklerken asla ama asla bulamayanlardaydı kalbim.
Onların Sevgililer Günü olduğunu hiç sanmıyorum. Olsa olsa adalet beklerken VİCDAN için direnme günleri var!
Bütün bu saydıklarıma ve daha nicelerine, tüm sevdiklerime “Sizi seviyorum” diyemedim. Bir kişi dışında kimselere dün çiçek de alamadım. Ama kalbimde taşıdığım herkese sessizce bir söz verdim: Sizi unutmayacağız. Çünkü sevgi, en çok da unutmamaktır.