Belleğimdeki deprem
Işıl Özgentürk
Son Köşe Yazıları

Belleğimdeki deprem

01.11.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sevgili dostlarım, ben pazar günü yayımlanan yazımı cuma günü yazar bitiririm. Bu hafta da öyle yapmıştım, “Gerçek inatçıdır ve acıtır” başlıklı bir yazıydı ama İzmir depremi her şeyi değiştirdi. Televizyona, telefona bakmamaya çalışıyorum. Amacım gerçeğin acısından, karamsarlığından uzaklaşmak. Bunun için çok basit bir nedenim var. Depremin soğuk yüzünü, ölümü bir an için unutmak istiyorum. Zamanı ve ne yapacağı önceden kestirilemeyen bir güç hayatımızı yönetiyor. Onu yenmenin tek bir yolu var. Belleğin sunacağı güzelliklere sığınmak ve gülebilmek. İşte ben bugün bunu deniyorum. Kendi seçtiğim, kendime ait bir sanal dünyada dolaşmaya çıkıyorum. Önce o garip, denizden gelecek oğullarını, sevgililerini bekleyen üç kadın heykeli gelip beni buluyor. O heykel, Değirmendere’de deniz kıyısında duruyordu. Her gün ufuklara bakan üç kadın birbirlerine sokulmuş denizi gözlüyordu. Deniz uysal ve sessizdi. Sonra deniz büyük bir öfkeyle kabardı ve birbirlerine sokulmuş bekleyen üç kadın heykelini kendi içine çekti. Şimdi denizde öylece duruyorlar. Sadece başları suyun üstünde ve yaşadığımız büyük felaketlere rağmen ayakta kalabilmenin, soluk alabilmenin mümkün olabileceğini dosta düşmana sessizce fısıldıyorlar.

Değirmendere’nin üç kadın heykeli artık yok, deniz onları bizden aldı.

O da ne, soğukkanlılığıyla hepimizin toparlayıcısı bir arkadaşım telefonda bir yandan ağlıyor bir yandan pınar suları kadar şen bir sesle “Yeğenim burada” diyor. “Burada!” Ne olduğunu ilk anda anlamıyorum. Arkadaşımın bir ağlayan bir gülen sesi garibime gidiyor. O da durumun farkına varıyor ve başlıyor anlatmaya. Bolu’da lisede okuyan yeğeni, birdenbire halasını özleyip otobüse atlayıp İstanbul’a gelmiş ve bir sürpriz yapmış. Geldiği gece hep birlikte sofranın başına oturup gelecekten konuşmuşlar, liseyi bitirince neler yapacağından söz etmiş küçük yeğen. Sonra birden Düzce depremini öğrenmişler ve Bolu’da okulunun yıkıldığını duymuş genç liseli. Bir süre ailecek suskun, birbirlerine bakıp durmuşlar. Sonra telefonlara sarılmışlar. Ertesi gün arkadaşım bana telefon ettiğinde olayın şaşkınlığını hâlâ üstünden atamamıştı, yeğeni yanı başında mı diye gece boyunca kontrol etmişti. Şimdi de onu çarşıya çıkarıyordu, bu korkunç şoku atlatması için istediği her marka pantolonu, her marka spor ayakkabıyı alacaktı. Alışveriş sonrası bana telefon ettiler. Hiçbir şey alamamışlar. Küçük yeğen, “Bu ıvır zıvıra para harcamayalım hala” demiş. “Sen bu parayı bana ver, sonra beni bir otobüse bindir, ben memlekete gideyim. Dayanamıyorum, her yerde arkadaşlarımın sesini duyuyorum, her yerde onların yüzünü görüyorum. Hadi hemen beni bir otobüse bindir.” Evet, küçük yeğen koşarcasına memleketine gitti.

Belleğim sürekli Sevgili Eftel’in “Richter ölçeği” yaşlı iki bayan komşusunu ve maceralarını aklıma getiriyor. Efendim Eftel, İzmit’te yaşıyor. Yıkılmayan semtlerden birinde alt katta bir evi var. Büyük depremde üst katlarda oturan iki yaşlı bayan komşusunu çay içmeleri ve sakinleşmeleri için evine davet ediyor. Ediş o ediş, iki yaşlı bayan o günden beri evi terk etmiyor. Ve bütün gün oturup az sonra olacak sarsıntıyı bekliyorlar. Ve anında sarsıntının derecesini söylüyorlar. Bu nedenden bu iki yaşlı bayana hep birlikte “Richter ölçekleri” diyoruz. Eftel, bayanlar için evin hemen yanı başında bir çadır kurdu ama nafile, bayanlar Eftel’in çok güvenli birinci katından çıkmıyor ve Eftel, kendi evinde banyo yapmak için bayanlardan izin istiyor. Bu arada Eftel’in ev sahibi mahkemeye başvurmuş, “Kiracım evimi başkalarına kiralayıp menfaat sağlıyor” diye. Yaşadığımız son depremden sonra neler olacak bilmiyorum. Ama Eftel’in kendini yakında yurtdışına atacağını biliyorum. Mesleği için çok önemli bir fırsat eline geçti. Richter ölçeklerine evini bırakıp o Londra’ya uçacak.

Bu arada İzmit depremi sonrası uluslararası bir sivil toplum örgütünde iki yıl gönüllü psikolog olarak çalışan kızımın anlattığı bir hikâye de gelip beni buluyor. Kızım bir gün eve sevinçten çıldırmış bir halde geliyor: “Ne var ne oldu?” O bana sarılıp “Anne, Melahat Teyze’yi nihayet banyoya soktum!” diye çığlık atıyor. Olay şu: Kızım altı aydır depreme banyoda yakalanan, bu nedenle banyoya giremeyen bir hastasını nihayet banyoya sokmayı başarmış. Sevincin nedeni bu.

Ne yaparsam yapayım gerçek inatçı ya kendini belli ediyor. Bu ülke bir deprem ülkesi ve hemen herkesin depreme dair bir hikâyesi var. Kimilerinki daha acı. Ama deprem değil, malzemesi çürük bina öldürür. Bir de dostlarım, şu devletliler, insanlar canlarıyla uğraşırken çorba dağıtmaya, fotoğraf çektirmeye çalışmıyorlar mı? Bütün cinlerim başıma toplanıyor.

Yazarın Son Yazıları

Artık ateş hattındayız!

Sevgili okurlarım, her dakika yeni bir şey öğreniyoruz.

Devamını Oku
15.02.2026
Emperyalizm meydan okuyor

Sevgili okurlarım ne oldu da bir zaman önce açığa çıkan ama üstü hemen örtülen Epstein dosyalarının kapağı yeniden açıldı ve 1 milyona yakın belge, bir kısmı sansürlenerek tüm dünyaya yayıldı.

Devamını Oku
08.02.2026
Kendi kendine yetmek!

Sevgili okurlarım yollarda yürürken dikkat ediyorum, herkesin yüzü asık, düşünceli; marketlerde torunlarına çikolata almak isteyen anneanneler, dedeler en ucuz çikolatayı almak için reyondaki çikolataları tek tek inceliyorlar.

Devamını Oku
01.02.2026
Gel de kıskanma!

Sevgili okurlarım sizi bilmiyorum ama ben fena sıkıldım.

Devamını Oku
25.01.2026
Şiirin ve acının ülkesi İran

Sevgili okurlarım İran’da aralık ayından bu yana iktidara karşı yapılan protestolar şiddetini artırarak sürüyor.

Devamını Oku
18.01.2026
Emperyalizm haykırıyor: ‘Dünya artık bizim!’

Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.

Devamını Oku
11.01.2026
Yeni bir yıl ve bir düş

Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.

Devamını Oku
04.01.2026
Cennete gidip gelenler

Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.

Devamını Oku
28.12.2025
Yetti bu uyuşturucu magazini!

Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.

Devamını Oku
21.12.2025
Hereke yolunda

Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.

Devamını Oku
14.12.2025
Boji’yle dünyayı gezdik!

Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.

Devamını Oku
07.12.2025
Canım şaka yapmışlardır

Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.

Devamını Oku
30.11.2025
Denize düşen yılana sarılır

Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?

Devamını Oku
23.11.2025
Müjde! Ölüm kokan parfümlerim var!

Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.

Devamını Oku
16.11.2025
Dünya unuttuğu bir sözcüğü yeniden anımsadı: Sosyalizm!

Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”

Devamını Oku
09.11.2025
Kraldan çok kralcılar

Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.

Devamını Oku
02.11.2025
İmecenin muhteşem gücü

Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.

Devamını Oku
26.10.2025
Hakan Tosun sen gittin gideli

Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.

Devamını Oku
19.10.2025
Düzenin yeni kurbanları: Katil çocuklar!

Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Ah bu ne sevgi bu ne ıstırap!

Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Adana’nın yolları taştan sen çıkardın beni baştan!

Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.

Devamını Oku
28.09.2025
Kırmızı elbiseli küçük kız

Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.

Devamını Oku
21.09.2025
Vahşetin korkunç sularında

Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.

Devamını Oku
14.09.2025
Bir kitap: ‘Sırlarım İpte Asılı Kaldı Balım’

Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.

Devamını Oku
07.09.2025
Devlet bir sivil itaatsizlik örgütü müdür?

Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.

Devamını Oku
31.08.2025
Bize kim düşe?

Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.

Devamını Oku
24.08.2025
Ah ah beni belediye başkanı yapmadılar!

Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.

Devamını Oku
17.08.2025
Parayı veren düdüğü çalar!

Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.

Devamını Oku
10.08.2025
Şu nitelikli ol ne demek? Biri bana anlatsın!

Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.

Devamını Oku
03.08.2025
‘Kolay ölümler ülkesi’

Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.

Devamını Oku
27.07.2025
Asılacak kadınlar ülkesi

Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.

Devamını Oku
20.07.2025
Kavşaktayız yeni sorular sorma zamanı!

Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.

Devamını Oku
13.07.2025
Topyekûn savaştayız!

Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.

Devamını Oku
06.07.2025
Zeytine ağıt

Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.

Devamını Oku
29.06.2025
Dünyanın hali gibi halimiz

Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.

Devamını Oku
22.06.2025
Yeniden Türkiş Dekameron

Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.

Devamını Oku
15.06.2025
‘Bana denizi göster’

Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.

Devamını Oku
08.06.2025
Unutma biz Anadolu’yuz!

Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.

Devamını Oku
01.06.2025
Biraz mevzu değiştirelim

Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.

Devamını Oku
25.05.2025
Cebinde şiirlerle dolaşan bir film yönetmenini uğurlarken

Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.

Devamını Oku
18.05.2025