Hiçbir şey değişmiyor...

21 Haziran 2020 Pazar

Sevgili okurlarım, köşe yazarı olmanın en önemli açmazı; yıllar içinde yazdığınız pek çok şeyin hiç değişmediği gerçeğiyle yüzleşmektir. Bu insanı acıtır, şimdi 23 Eylül 2018’de yazdığım bir yazıyı yeniden yayımlayarak içinde bulunduğum durumu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sanki tüm yazılarımı suya yazmışım, hiçbir şey değişmiyor.

Kıyamet neden kopmuyor? (23 Eylül 2018)

Pek çok kişi gibi benim de aklımdaki bir soru: “Toplu iğneden ipliğe kadar her şey yüzde 40 zamlanırken neden beklenen kıyamet kopmuyor?” Kaç zamandır bu sorunun yanıtını bulmaya çalışıyorum. Bir lise öğrencisi gibi bulduklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum:

Küllerinden yeniden doğanlara sevgiyle

1- 18 yıl içinde Türk halkı diğer sağ iktidarlar döneminde hiç görmedikleri kadar sosyal yardım almaya başladı. Hemen makarna kömür demeyin, ısrarla söylediğim bir bilgi var, bu ülkenin engellileri ancak son nüfus sayımında Türk vatandaşı sayıldı. Rakam dehşet verici 12 milyon, öte yandan coğrafi şartlar, savaş ve akraba evlilikleri nedeniyle sayıları daha çok olması gerekirken Güneydoğu ve Doğulu aileler sayımcılara engellilerinin sayısını söylememişler bile, çünkü onlar şimdiye kadar insandan sayılmamış. AKP hükümeti, kimden akıl alıyorsa alıyor, engellilere ve onlara bakanlara maaş bağladı. 800 lira büyük kentlerde oturanlar için hiçbir şey ifade etmeyebilir ama küçük kentler, kasabalar için büyük paradır. Sadece engelli değil ona bakan kişi de maaş alıyor. Bu, 12x2 = 24 milyon eder.

2- Özel hastanelere hepimiz gidemeyiz. Külliyetli bir sigorta parası ödemek pek çoğumuz için imkânsızdır. Ancak istenildiği kadar lüks otel koşullarında olmasa da eğitim ve devlet hastaneleri gerçekten bir zamanların hastanelerine göre son derece iyi işliyor. Rahmetli eniştem şair Refik Durbaş’ın hastalığı sırasında pek çok halk hastanesi görme imkânına sahip oldum. Gerçekten insanlar tedavi ediliyor, ameliyatlar yapılıyor ve çok şefkatli doktorlar var. Öte yandan doğrusunu söylemek gerekirse, hastaların ilaçlara ulaşımı bence İngiltere’den bile iyi. Şaşkınlık içindeyim, hastalar yedi sekiz ilaç alıp 20 lira ödeyip gidiyorlar. Ben de alıyorum.

3- Bir zamanlar taşı toprağı altındır diyerek büyük kentlere göçen ve hemen bir toprak parçası çevirip gecekondu kuran (gençliğimde onlar için az dayak yememiştim) aileler, imar afları sonucu tapu aldılar ve daha sonra kentsel (rantsal) dönüşüm sayesinde en az Boğaz manzaralı yedi sekiz apartman katları oldu. Rezidansı olanlar bile var.

4- Ülkemiz sadece sermaye sahipleri için değil, bilumum esnaf, sanatkâr, hizmetli için de bir vergi cennetidir. İktidar, sermaye sahiplerinin vergilerini affederken diğerlerinin vergilerini de vergi affı bahanesiyle resmen siler. Şimdi vergi vermeyen bir milletin, rüşvetçi devlet ve belediye çalışanına hesap sormasını bekler misiniz? Kendi seçtiği milletvekilinden bile hesap soramaz, tencere dibin kara benimki senden kara misali. Ülkemizin gümrükleri ise tam bir alavere dalavere sistemi içindedir. Hasta koyunların bile geçmesine göz yumulur. Yani parayı veren düdüğü çalar.

5- Eğitim sistemi hallaç pamuğu gibi atıldığından aileler çocuklarını özel okullara vermek için var güçleriyle çalışırlar, özel okullar ise tam bir para tuzağıdır. 3 yaşındaki anaokulu öğrencisine doğru dürüst Türkçe bilmeden yabancı dil öğretmekle övünürler, tabii bu durumda anne baba bir köle gibi çalışmaya mahkûmdur. Sesini çıkaramaz, ayrıca dedeler, anneanneler her zaman yardıma koşarlar.

6- Duydum ki 80 milyonluk ülkede, dünyada dolaşmak amacıyla pasaport alanların sayısı bir milyonu zor buluyormuş. Ayrıca kendi ülkesini bile gezenlerin sayısı pek fazla değilmiş. Müzeleri, ören yerlerini merak edenlerin sayısı da kitap okuyanlar kadar azmış. Yani yüzde 1. Eh böyle olunca, Suruç Ovası satılmış, Karadeniz yaylaları satılmış kime ne? Arabası altında mı, çoluk çocuk bir AVM’de sekiz saat geçirebiliyor mu? Ne yazık ki ülkemizin büyük çoğunluğu için bu yeterli.

7- Devam edelim niye kıyamet kopmuyor, öncelikle Doğu Karadeniz halkı on beş liraya arabayla Batum gümrüğünü geçip Batum’a gidiyor. Orada içki, benzin çok ucuz, depoyu dolduruyor, bir haftalık içkisini ve sigarasını alıp ülkeye dönüyor. Güneydoğu ve Doğu’da kaçak benzin almayanı döverler, Trakya’da ise hedef Bulgaristan, her şey ucuz.

8- Ayrıca ülkemiz bir para aklama cenneti, uyuşturucu trafiğinin tam ortasında. Şöyle bir söz vardır: Bir ülkede illegal para ve uyuşturucu ticareti yapılıyorsa o ülke öyle ya da böyle ayakta kalır.

Bu çalışma sonunda kıyamet kopmasını önleyen o kadar çok neden buldum ki oturup ağlayasım geldi. Yani olay sadece makarna kömür değil. Dünyaya yaklaşan bir meteor da yok!

Son söz: Meteor gelmedi ama korona geldi, o da pek bir işe yaramayacak sanırım.


Yazarın Son Yazıları

İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020
İmdat, Z kuşağı! 5 Temmuz 2020
İhtiyarlara yer yok! 28 Haziran 2020