Korona soruyor: Bu dünyaya ben neden geldim? (Karantina günlüğü - 7)

03 Mayıs 2020 Pazar

Karantina günleri başladığında koronayla yüz yüze bir sohbetim olmuştu. Aradan altı hafta geçti ve korona bu kez kendisi kapımı çalarak beni müthiş bir sınava soktu. “Nasılsın?” diye söze başladı, “Şu yedi haftada neler öğrendin, kaytarmadan dürüstçe yanıt vermeni istiyorum.” Başa gelen çekilir, ben de başladım:

Öncelikle senin ortaya çıkışın yepyeni bir umut olmuştu benim için. Çünkü sınıf, din, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadın. Sana söylemem gerek, Rusya’da gerçekleşen komünist devrimin en önemli önderlerinden Lenin şöyle demişti: ‘Tek ayrıcalıklı sınıf çocuklardır.’ Evet, sen de çocuklara dokunmadın. Bu hepimiz için müthiş bir eşitlenmeydi, sandık ki sokakta çöp toplayan çocuklarla, Boğaz kıyısında oturup denizin fotoğraflarını paylaşan CEO’lar ve patronlar eşit oldu. Dünya böyle sandı, ama sen yüzlerce yıllık deneyimlerinden biliyordun; salgınlar insanları asla eşitlemez, tersine eşitsizliği daha belirgin bir biçimde ortaya çıkarır. Öyle de oldu, üstelik bizi İspanyol gribi gibi Sanayi Devrimi’nin başında yakalamadın, bizi kapitalist sistemin batağında yakaladın. Sen bizi teknolojinin yüz binlerce insanı ‘gereksiz’ kıldığı, milyonlarca insanın açlık ve savaş nedeniyle göç ettiği, gelişmiş olduğu söylenen ülkelerde bile binlerce insanın bilinçaltında ‘şu yaşlılar da bir ölse, ekonomiye hiçbir katkıları yok’ düşüncesinin dolaştığı bir zamanda yakaladın!

Korona burada sözümü kesti. “Hiç mi bir şey öğrenmedin?” Biraz düşündüm, “Evet, öğrendim” diye söze başladım. “Öncelikle dünyanın faşist ideolojiye her zamankinden daha çok yaklaştığını öğrendim. İnsanların, yöneticilerin işine gelen ‘ölen ölür kalan sağlar bizimdir’ sloganını hemen benimsediklerini öğrendim. Kendilerini işçi sınıfından saymayan, bu nedenle aşırı bireyci orta sınıfların, beyaz yakalıların hayatlarının pamuk ipliğine bağlı olduklarını öğrendim. Gördüm ki beyaz yakalılar için büyük ofisler tutmaya gerek yok. Evden zoom yaparak çalışabilirler. Öyleyse yarı ücretle çalışsınlar. Bu yeni durum patronların çok işine geldi, evet sen ehlileştiğinde artık büyük ofisler çağı bitmiş olacak. Bu durum en çok hayatlarında estek köstek bir denge oluşturan kadın çalışanları zor durumda bıraktı. Evde temizlik yap, yemek yap, çocuklara öğretmenlik yap, arada da zoom yaparak toplum içindeki yerini korumaya çalış.

Şimdilerde bankaların pek çok şubesi kapalı, bence sen gidince de kapalı olacak. Ve binlerce işsiz beyaz yakalı, yeniden bir önceki kriz gibi annelerinin yanına sığınacaklar. Bazen sana hak veriyorum, aşırı şımarmıştık. Arabalar, evler, yazlıklar, çocuklara en az beş kurs, estetik ameliyatlar, botokslar ne oluyoruz yani? Kulağına bir şey fısıldayacağım, sayende anneler çocuk maması yapmaya başladılar. Çünkü sadece bizim ülkede değil, diğer ülkelerde de yiyecek ve içecek fiyatları dakika başı değişiyor.

Korona üsteledi: “Hadi ama hiç mi iyi bir şey olmuyor?” Baktım yalvaran gözlerle bana bakıyor, başlayayım dedim: “Diyalektik diye bir şey var, biliyor musun? İyi ve kötü aynı anda gelişir. Örneğin üretici sınıf, işçi sınıfı ve tarım işçilerinin dünyanın asıl hâkimleri olduğu bir kez daha anlaşıldı. Kapitalizm tüketim üstüne kurulmuş bir sistem ama üreten olmayınca ne tüketilecek? Tamam her alana teknoloji giriyor ama her ülkede değişik oranda kullanılıyor. İnsan gücüne her zaman ihtiyaç var. Şekerpancarını, çileği, zeytini, dalındaki meyveleri toplamak için, buğdayı ekmek için, donumuza kadar her şeyi dikmek için insana ihtiyaç var. İşte sen bize epey bir zamanda unuttuğumuz bilgileri anımsattın. Haddimizi bildirdin. Bir saniyede dünyanın bir ucundan diğer ucuna yollanan milyonlarca liranın aslında yaşam için gerekli olmadığını gösterdin. Tamam, dünyanın zenginleri tıpkı geçmiş benzer salgınlarda olduğu gibi şatolarına, yatlarına, dağ başlarındaki muhteşem evlerine sığındılar. Ama sanırım içleri eskisi kadar rahat değil. Çünkü sen de farkındasın. Dünyadaki mevcut eşitsizlik inanılmaz bir biçimde artış gösterdi. Artık hepimiz on sekizinci yüzyılın başındaki ‘baldırı çıplaklara’ benzedik ama yeni adımız ‘Yakasızlar!’ ve milyonlarcayız.

Korona içini çekti: “Ben yaşamaya çalışırken neler olmuş, yaşama telaşından her şeyi kaçırmışım. Canım sıkıldı.” Yaşasın, “Eh artık yavaş yavaş dünyayı terk edersin” diye yol gösterecek oldum. Korona yüzüme hayretle baktı: “Ben gidemem; bu olanaksız, ben sizinle yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum ama belli ki benim bile yaşama şansım olmayacak.” “Biraz dur” diye haykırdım. “Tamam, o kadar umutsuz olma, bak yeryüzü kendini yenilemeye başladı, kıyılarda yunuslar yüzüyor, atmosfer temizlendi, bu bile bir kazanç.” Korona usulca başını kaldırıp bana baktı ve “Kendime hep soruyordum” diye söze başladı: “Bu dünyaya ben neden geldim? Şimdi anladım bu yarı ölü halde, akciğerlere saldıran, yaşamaya çalışan ben, dünya bataklığında varolmaya çalışan bir garibanım. Verdiğim zarardan dolayı hepimizden özür diliyorum.


Yazarın Son Yazıları

İmdat, Z kuşağı! 5 Temmuz 2020
İhtiyarlara yer yok! 28 Haziran 2020