'İstanbul'un deprem gerçeği'
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

'İstanbul'un deprem gerçeği'

14.05.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:


MEHMET MURAT ÇALIK

BEYLİKDÜZÜ BELEDİYE BAŞKANI

Kıymetli Hemşerilerim, 

1,5 ayını Silivri zindanlarında geçirmekte olan bir meslek insanı, şehir plancısı bir yerel yönetici olarak sizlerle “Deprem Gerçeği” konusunda dertleşmek istiyorum. “İnsan kendi cehennemini yaratan ve kendini hapsettiği cehennemde mutluluk arayan tek varlıktır" diyor bir düşünür. İnsan, göz göre göre kendine bunu neden yapar, anlamak mümkün değil.

İstanbul şehrinin 16 milyon nüfusa çıkmasının nedeni, şehre göç edenlerin kışkırtılmış çaresizliğidir. Onları doğdukları topraklarda kim çaresiz bıraktı, çaresizliklerini kim kışkırttı? İstanbul’un bu hali, ülkeyi 70 yıldır yönetenlerin akıl ve ferasetlerinin aynasıdır. Herkes elini vicdanına koysun ve bu aynaya baksın. Gelin, bu aynaya muhtemel bir depremin penceresinden bakalım. Gerçeklerle yüzleşerek bakalım. 

Bu ülkeyi 23 yıldır tek başına AK Parti yönetiyor. Peki, mevcut iktidar aşık olduğu şehre ne yaptı? 23 yıl! Bu ne büyük bir şans, ne büyük bir lütuf. Peki, iktidar partisi bu şansı nasıl değerlendirdi? 

Atı alan Üsküdar’ı geçti. İstanbul, AK Parti iktidarında yaklaşık 2 kat büyüdü. 2000 yılında 8,8 milyon olan nüfus, bugün 16,5 milyona çıktı. Şimdi insana sormazlar mı? Buna niye izin verdiniz? Hiç değilse azaltmak için gerekli önlemleri niye almadınız? Kontrolsüz bir biçimde büyüyen ve çarpık bir biçimde kentleşen, sorunları kangren olmuş bu şehre neşter vurdunuz mu?

Hayır, vurmadınız. 

Ölümü görüp sıtmaya razı olmuş İstanbul halkını geçici pansuman tedbirleri ile oyaladınız. Oysaki deprem gerçeği, 17 Ağustos 1999’da yüzümüze bir tokat gibi çarpmıştı. Çok üzülmüş, kahrolmuştuk. Bu güzel memleketi, son 23 yıldır tek başına yöneten, yüce mecliste her türlü yasayı çıkartabilecek çoğunluğa sahip iktidar ne yaptı? 7,5 şiddetinde deprem olması halinde içinde yaşayanlara mezar olma potansiyeli taşıyan yüzbinlerce bina için ne yaptı? İstanbul’u depreme dayanıklı kılmak için, İstanbul’a göçü önlemek için hiçbir radikal önlem almadı.

Bu nasıl bir aşktır?

Şimdi; 20 yılda 2 kat büyümesine göz yumulmuş bir şehirde deprem konuşuyoruz. Atı alan Üsküdar’ı geçmişken konuşuyoruz. Konuşalım tabii. Görevimiz, her şeye rağmen çözüm üretme mecburiyetindeyiz.

Ülkemizin %66’sı aktif fay hatları üzerinde. Son 120 yılda Türkiye’de büyüklüğü 7’nin üzerinde, 18 deprem meydana geldi. On binlerce yurttaşımızı kaybettik.

6 Şubat’ta, afet ülkesi olduğumuzun acı gerçeğiyle tekrar yüzleştik. Yaşadıklarımız hepimize, afetlere hazır olmadığımızı gösterdi. Deprem, bize bugüne dek yaptığımız uygulamalar ve planlarınız yanlış dedi, hem de bunu kafamıza vura vura gösterdi.

Vatandaşlarımız büyük bir dayanışma örneği sergiledi. Türkiye’nin dört bir yanında insanlarımız seferber oldu. Ancak bazı afet bölgelerine, saatlerce hatta günlerce yardımlar ulaşmadı. Belki de binlerce insanımız bu yüzden hayatını kaybetti. İnsanlar birbirine ulaşamadı. İletişim çöktü bu ülkede. İletişimin sürdürülebilirliğine dair bile bir planımız yokmuş. Ne acıdır ki bir baz istasyonunu bile doğru konumlandıramadığımızı gördük. 

Afetlerle yaşam kültürünü, afetlere hazırlık bilincini artık oluşturmak zorundayız. Kitabi bilgileri, kimsenin okumayacağı sayfa sayfa raporları bırakmalı, gerçekçi ve pratik çözümler üretmeliyiz.

23 yıldır aynı hükümet yönetiyor bu ülkeyi. 23 yıl beklediler, tam 23 yıl sonra afet yönetimi kavramını, depremi ve kentsel dönüşümü hatırladılar. 

Dere yataklarına, vadilere imar izinleri verildi. İmar barışı adı altında, binlerce kaçak yapı, eskimiş yapı ruhsata kavuştu. Depreme karşı kamunun elini, kolunu bağlayan uygulamalardan birisi de İmar Barışı adı altında çıkartılan İmar Aflarıdır. Onlar barışabilir ancak olası bir deprem bu yapılarla barışmaz.

Ülkemiz plansız büyümeye kurban edildi. Deprem, sadece binaları değil, tüm hayatımızı altüst edecek.

Bu yüzdendir ki tüm işlerimizde önceliğimiz yönettiğimiz kentleri, her türlü afete hazır hale getirmek, daha dayanıklı, dirençli bir kente dönüştürmek oldu. 

25 yıllık hormonlu büyüme döneminde, çevre varlıkları ve tarım arazilerinin büyük bir kısmı plansız gelişme ve bilinçsiz kentsel yayılmanın bir sonucu olarak israf edilmiştir. Yerleşik nüfusun kalabalık olması bir marifet değildir. Asıl marifet, İstanbul'u göç etme nedenlerini ortadan kaldırabilmektir. İşte marifet bu, asıl çılgın proje bu.

Her 5 kişiden biri İstanbul'da yaşıyor. Hepimiz biliyoruz ki, bugün kullandığımız kaynaklar sonsuz değil. Çok önemli çevre sorunlarıyla karşı karşıyayken, bu ülkenin ihtiyacı olan doğru mekânsal planlamadır. Mekânsal planlama aslında toprağın, suyun, havanın, velhasıl hayatın kullanma rehberidir. 

Bize armağan olarak sunulmuş bir hayatı yaşıyoruz.  Her şey para değildir. Bu hayatta paradan daha değerli iki şey var:

Zaman ve Toprak.

İkisi de hep azalır, hiç çoğalmaz. Bu ikisinin kaybına yol açacak projeler yapmak akıl kârı değildir. Bir kentin nüfusu, ortalamanın çok üzerinde artıyorsa bu bir hastalık belirtisidir. Doğru teşhis ve planlama araçlarıyla etkin bir tedaviye ihtiyacı vardır. Yeni bir yerel yönetim felsefesi mümkündür. 

Şehir sahnesi, şehrin yaşam senaryosuyla devamlı çatışma halindedir. Bazen şehri müdahalelerle biz değiştiririz. Bazen de şehrin fiziksel durumu toplumu değiştirir. Bu, adı konulmamış gizli bir anlaşma gibidir.  

Bugün kentlerde yaşayan insanlarımızın can güvenliğini bile sağlayamadık. Yeterince tedbir alınmadığı için insanlarımız yaşamlarını kaybetti ve her an kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.  

Bir düşünün, İstanbul'un son 50 yılda kayıtlı nüfusu 14 kat arttı. 2036 yılında 25 milyonu bulması bekleniyor. İstanbul'un hem fiziki hem de psikolojik direncini artırmak zorundayız.

İstanbul'umuzun mevcut ve olası; deprem ve sel gibi akut şokları, trafik, işsizlik, yoksulluk ve yetersiz altyapı gibi kronik stresleri var. Burada önemli olan, kentin bunların üstesinden gelip ayakta kalabilecek kadar dayanıklı ve dirençli olmasıdır.  

Göreve geldiğim ilk günden itibaren, dayanıklı bir kent inşa etmenin şart olduğunu ve bunun en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir plandan ve o plana sadık kalmaktan geçtiğini söyleyebilirim.  

Bizim için dirençli kent; Beylikdüzü'nde yaşayan 7'den 70'e her bir komşumuzun kendini her açıdan güçlü ve güvende hissetmesidir.  

Şehirleri afetlerden korumak hepimizin işidir.

Afet riskini azaltma sorumluluğu devleti yönetenlerde olsa da, özellikle son yıllarda yaşanan afetler; yerel yönetimlerin, yani bizlerin afet yönetiminde kritik bir role sahip olduğumuzu açıkça ortaya koymuştur. Dolayısıyla yerel yönetimlerin bu alanda güçlendirilmesi gerekir. Şehir plancısı bir belediye başkanı olarak yönettiğim yer olan Beylikdüzü'nü her açıdan, her türlü olumsuz duruma karşı hazır, dayanıklı ve esnek bir kent haline getirmek için çalıştım.

Genellikle, idareler afet öncesinde sakınım çalışmalarına kaynak ayırmayıp, afet sonrası için tüm kaynakları seferber eder. İşte problemin tam olarak başladığı nokta burasıdır. Her zaman fikirlerinden ilham aldığım Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Felaketler başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır” sözü kulaklarımıza küpe olmalıdır.  Afet, politika, dirayet, akıllılık… Dirayetli toplum olmak mecburiyetindeyiz. İşte bütün mesele bu. Afetlerle yaşamasını öğrenmek zorundayız. Tehlikeleri en az kayıpla atlatabilme becerisini ve kültürünü geliştirmek zorundayız. 

Şayet afetlere hazırlanmazsanız; yapmadıklarınızdan dolayı ‘Afet Ertesi Kılıf’ ararsınız. Afet sonrasında da avunursunuz.  

Beylikdüzü Aklıyla Beylikdüzü Afet Yönetim Modeli’ni hayata geçirdik.  Afeti üç aşamayla ele aldık ve bu üç aşamaya göre hazırlıklarımızın büyük bir kısmını yaptık.

AFET ÖNCESİ - AFET ANI - AFET SONRASI

İlk olarak, tüm eğitimlerimizi, seminerlerimizi, arama-kurtarma tatbikatlarımızı ve afet öncesi hazırlık çalışmalarımızı yürüttüğümüz, Beylikdüzü Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi’ni hizmete açtık. Sonra, Afet Anı Koordinasyon ve Lojistik Merkezi ve Beylikdüzü Mutfak’ı hizmete aldık. Lojistik ve barınma ihtiyaçları için, Afet Sonrası Lojistik Destek Merkezi ve Geçici Barınma Alanı tesisini de hayata geçirdik.  

Biz biliyoruz ki afetler ve felaketler erdemlerimizi göstermemiz gereken en önemli zamanlardır. Toplum olarak en büyük erdemimiz dayanışma ve paylaşmaktır.  

Tüm bu hazırlıklar, bize ülkemizin herhangi bir yerinde yaşanan afet anında, çok hızlı bir şekilde destek olabilme imkanı sağladı. Elazığ depremi, İzmir depremi, Kastamonu sel felaketi, Muğla - Antalya - Hatay - Çanakkale orman yangınları ve son olarak 6 Şubat Depremi...  

Hatay’da yaklaşık 3500 insanımıza hizmet eden, çocuk yaşam alanı, lojistik merkezi ve aş eviyle tam donanımlı bir çadır kent kurduk.  Beylikdüzü, dayanışma kültürü sayesinde Milletiyle Tek Yürek oldu.  

Hatay tecrübesi bize şunu gösterdi: Kenti yönetenler AFETZEDE olabilir. Yaşadıkları travmanın etkisiyle artık kenti yönetemez hale gelebilirler. Bu durumu göz ardı etmeden, önlem almamız gerektiğini düşündük. Hazırlıklarımız sayesinde bizler olmasak da kentlerimiz rahatlıkla yönetilebilmeli.

“Dirençli Kent Beylikdüzü” çalışmalarımızın sadece Beylikdüzü’ne değil, ülkemize kazandırdığımız yeni bir çözüm “Beylikdüzü Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu”nu 10 mahallemize yerleştirdik. Beylikdüzü Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu'nda enkaza müdahale edilebilecek her türlü ekipmanın olduğu, her türlü insani ihtiyacın karşılanabileceği bir istasyon. Bu kenti yönetecek, desteği ve yardımı organize edebilecek, her bir komşumuzun yanında olabilecek bir model kurguladık. Her bir istasyon, afet durumunda, yardıma gelecek ekiplerin her türlü ihtiyacını karşılayacak ve çok hızlı bir şekilde bölgeyi tanımalarını sağlayacak. 

Ayrıca olası afetlerde, kentlerimize karşılıklı destek ve yardım koordinasyonu için Nefes Birliği oluşturduk. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, “Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır, geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur” sözünü yeniden hatırlatarak sözlerimi tamamlamak istiyorum.  

Kendi kendine yeten, afetlere dirençli bir kent için; hiç kimseyi dışarıda bırakmadan, tüm komşularımıza kulak vererek çalışmaya devam edeceğiz.

Yazarın Son Yazıları

Aklın sınırları ve dünyanın kaderi - Cengiz Kuday

Aklın sınırları ve dünyanın kaderi - Cengiz Kuday

Devamını Oku
19.03.2026
Hukuka yeni şablon! - Başar Yaltı

Hukuka yeni şablon! - Başar Yaltı

Devamını Oku
19.03.2026
Kurtuluş Savaşı’mızın önsözü... - Erol Ertuğrul

Ünlü sözdür, “Cumhuriyeti sokakta bulmadık”.

Devamını Oku
18.03.2026
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi - Hüner Tuncer

Çanakkale Boğazı’nda 19 Şubat-18 Mart 1915 tarihlerinde yaşanan Deniz Savaşları, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin kazandığı muharebelerin başında gelir hiç kuşkusuz!

Devamını Oku
18.03.2026
Türkçe bilinci ve bağımsızlık marşımız - Mustafa Gazalcı

Yıl 1967...

Devamını Oku
17.03.2026
Türkiye’de motokuryelerin sorunları - Berna Özgül

Pandemi döneminin tetiklediği e-ticaret patlamasıyla birlikte motokuryelik, Türkiye’de hızla büyüyen ve milyonlarca insanı barındıran bir sektöre dönüştü.

Devamını Oku
17.03.2026
Hürmüz Boğazı ve süregelen emperyalizm - Salih Özbaran

Yazıya başlarken trajik iki anımsatma yapalım.

Devamını Oku
16.03.2026
Memura da ‘eşel mobil’ uygulanmalı - Güven Nazmi Demiralp

Bilindiği üzere, İran-ABD-İsrail Savaşı nedeniyle petrol fiyatları hızlı bir yükseliş göstermiş, bu da ister istemez akaryakıt pompa fiyatları üzerinde bir artış baskısı oluşturmuştur.

Devamını Oku
16.03.2026
Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Devamını Oku
15.03.2026
Cumhuriyetin sağlık vizyonundan piyasalaşmaya - Gamze Burcu Gül

Her yıl “Tıp Bayramı” olarak kutladığımız 14 Mart, bir meslek gününden ibaret değildir; aynı zamanda güçlü bir tarihsel semboldür.

Devamını Oku
14.03.2026
Andımız neyin pusulasıydı? - Yener Oruç

Gün geçtikçe suça bulaşan çocuk sayısı, çocuk çeteleri artıyor.

Devamını Oku
14.03.2026
Yoksulluk sorunu ve Marie Antoinette sendromu - Prof. Dr. Mehmet Tomanbay

TÜİK aralık ayı enflasyonunu yüzde 0.89, 2026 yılı ocak enflasyonunu yüzde 4.84 ve 3 Mart 2026 günü de şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.97 olarak açıkladı.

Devamını Oku
13.03.2026
Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026