'İstanbul'un deprem gerçeği'
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

'İstanbul'un deprem gerçeği'

14.05.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:


MEHMET MURAT ÇALIK

BEYLİKDÜZÜ BELEDİYE BAŞKANI

Kıymetli Hemşerilerim, 

1,5 ayını Silivri zindanlarında geçirmekte olan bir meslek insanı, şehir plancısı bir yerel yönetici olarak sizlerle “Deprem Gerçeği” konusunda dertleşmek istiyorum. “İnsan kendi cehennemini yaratan ve kendini hapsettiği cehennemde mutluluk arayan tek varlıktır" diyor bir düşünür. İnsan, göz göre göre kendine bunu neden yapar, anlamak mümkün değil.

İstanbul şehrinin 16 milyon nüfusa çıkmasının nedeni, şehre göç edenlerin kışkırtılmış çaresizliğidir. Onları doğdukları topraklarda kim çaresiz bıraktı, çaresizliklerini kim kışkırttı? İstanbul’un bu hali, ülkeyi 70 yıldır yönetenlerin akıl ve ferasetlerinin aynasıdır. Herkes elini vicdanına koysun ve bu aynaya baksın. Gelin, bu aynaya muhtemel bir depremin penceresinden bakalım. Gerçeklerle yüzleşerek bakalım. 

Bu ülkeyi 23 yıldır tek başına AK Parti yönetiyor. Peki, mevcut iktidar aşık olduğu şehre ne yaptı? 23 yıl! Bu ne büyük bir şans, ne büyük bir lütuf. Peki, iktidar partisi bu şansı nasıl değerlendirdi? 

Atı alan Üsküdar’ı geçti. İstanbul, AK Parti iktidarında yaklaşık 2 kat büyüdü. 2000 yılında 8,8 milyon olan nüfus, bugün 16,5 milyona çıktı. Şimdi insana sormazlar mı? Buna niye izin verdiniz? Hiç değilse azaltmak için gerekli önlemleri niye almadınız? Kontrolsüz bir biçimde büyüyen ve çarpık bir biçimde kentleşen, sorunları kangren olmuş bu şehre neşter vurdunuz mu?

Hayır, vurmadınız. 

Ölümü görüp sıtmaya razı olmuş İstanbul halkını geçici pansuman tedbirleri ile oyaladınız. Oysaki deprem gerçeği, 17 Ağustos 1999’da yüzümüze bir tokat gibi çarpmıştı. Çok üzülmüş, kahrolmuştuk. Bu güzel memleketi, son 23 yıldır tek başına yöneten, yüce mecliste her türlü yasayı çıkartabilecek çoğunluğa sahip iktidar ne yaptı? 7,5 şiddetinde deprem olması halinde içinde yaşayanlara mezar olma potansiyeli taşıyan yüzbinlerce bina için ne yaptı? İstanbul’u depreme dayanıklı kılmak için, İstanbul’a göçü önlemek için hiçbir radikal önlem almadı.

Bu nasıl bir aşktır?

Şimdi; 20 yılda 2 kat büyümesine göz yumulmuş bir şehirde deprem konuşuyoruz. Atı alan Üsküdar’ı geçmişken konuşuyoruz. Konuşalım tabii. Görevimiz, her şeye rağmen çözüm üretme mecburiyetindeyiz.

Ülkemizin %66’sı aktif fay hatları üzerinde. Son 120 yılda Türkiye’de büyüklüğü 7’nin üzerinde, 18 deprem meydana geldi. On binlerce yurttaşımızı kaybettik.

6 Şubat’ta, afet ülkesi olduğumuzun acı gerçeğiyle tekrar yüzleştik. Yaşadıklarımız hepimize, afetlere hazır olmadığımızı gösterdi. Deprem, bize bugüne dek yaptığımız uygulamalar ve planlarınız yanlış dedi, hem de bunu kafamıza vura vura gösterdi.

Vatandaşlarımız büyük bir dayanışma örneği sergiledi. Türkiye’nin dört bir yanında insanlarımız seferber oldu. Ancak bazı afet bölgelerine, saatlerce hatta günlerce yardımlar ulaşmadı. Belki de binlerce insanımız bu yüzden hayatını kaybetti. İnsanlar birbirine ulaşamadı. İletişim çöktü bu ülkede. İletişimin sürdürülebilirliğine dair bile bir planımız yokmuş. Ne acıdır ki bir baz istasyonunu bile doğru konumlandıramadığımızı gördük. 

Afetlerle yaşam kültürünü, afetlere hazırlık bilincini artık oluşturmak zorundayız. Kitabi bilgileri, kimsenin okumayacağı sayfa sayfa raporları bırakmalı, gerçekçi ve pratik çözümler üretmeliyiz.

23 yıldır aynı hükümet yönetiyor bu ülkeyi. 23 yıl beklediler, tam 23 yıl sonra afet yönetimi kavramını, depremi ve kentsel dönüşümü hatırladılar. 

Dere yataklarına, vadilere imar izinleri verildi. İmar barışı adı altında, binlerce kaçak yapı, eskimiş yapı ruhsata kavuştu. Depreme karşı kamunun elini, kolunu bağlayan uygulamalardan birisi de İmar Barışı adı altında çıkartılan İmar Aflarıdır. Onlar barışabilir ancak olası bir deprem bu yapılarla barışmaz.

Ülkemiz plansız büyümeye kurban edildi. Deprem, sadece binaları değil, tüm hayatımızı altüst edecek.

Bu yüzdendir ki tüm işlerimizde önceliğimiz yönettiğimiz kentleri, her türlü afete hazır hale getirmek, daha dayanıklı, dirençli bir kente dönüştürmek oldu. 

25 yıllık hormonlu büyüme döneminde, çevre varlıkları ve tarım arazilerinin büyük bir kısmı plansız gelişme ve bilinçsiz kentsel yayılmanın bir sonucu olarak israf edilmiştir. Yerleşik nüfusun kalabalık olması bir marifet değildir. Asıl marifet, İstanbul'u göç etme nedenlerini ortadan kaldırabilmektir. İşte marifet bu, asıl çılgın proje bu.

Her 5 kişiden biri İstanbul'da yaşıyor. Hepimiz biliyoruz ki, bugün kullandığımız kaynaklar sonsuz değil. Çok önemli çevre sorunlarıyla karşı karşıyayken, bu ülkenin ihtiyacı olan doğru mekânsal planlamadır. Mekânsal planlama aslında toprağın, suyun, havanın, velhasıl hayatın kullanma rehberidir. 

Bize armağan olarak sunulmuş bir hayatı yaşıyoruz.  Her şey para değildir. Bu hayatta paradan daha değerli iki şey var:

Zaman ve Toprak.

İkisi de hep azalır, hiç çoğalmaz. Bu ikisinin kaybına yol açacak projeler yapmak akıl kârı değildir. Bir kentin nüfusu, ortalamanın çok üzerinde artıyorsa bu bir hastalık belirtisidir. Doğru teşhis ve planlama araçlarıyla etkin bir tedaviye ihtiyacı vardır. Yeni bir yerel yönetim felsefesi mümkündür. 

Şehir sahnesi, şehrin yaşam senaryosuyla devamlı çatışma halindedir. Bazen şehri müdahalelerle biz değiştiririz. Bazen de şehrin fiziksel durumu toplumu değiştirir. Bu, adı konulmamış gizli bir anlaşma gibidir.  

Bugün kentlerde yaşayan insanlarımızın can güvenliğini bile sağlayamadık. Yeterince tedbir alınmadığı için insanlarımız yaşamlarını kaybetti ve her an kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.  

Bir düşünün, İstanbul'un son 50 yılda kayıtlı nüfusu 14 kat arttı. 2036 yılında 25 milyonu bulması bekleniyor. İstanbul'un hem fiziki hem de psikolojik direncini artırmak zorundayız.

İstanbul'umuzun mevcut ve olası; deprem ve sel gibi akut şokları, trafik, işsizlik, yoksulluk ve yetersiz altyapı gibi kronik stresleri var. Burada önemli olan, kentin bunların üstesinden gelip ayakta kalabilecek kadar dayanıklı ve dirençli olmasıdır.  

Göreve geldiğim ilk günden itibaren, dayanıklı bir kent inşa etmenin şart olduğunu ve bunun en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir plandan ve o plana sadık kalmaktan geçtiğini söyleyebilirim.  

Bizim için dirençli kent; Beylikdüzü'nde yaşayan 7'den 70'e her bir komşumuzun kendini her açıdan güçlü ve güvende hissetmesidir.  

Şehirleri afetlerden korumak hepimizin işidir.

Afet riskini azaltma sorumluluğu devleti yönetenlerde olsa da, özellikle son yıllarda yaşanan afetler; yerel yönetimlerin, yani bizlerin afet yönetiminde kritik bir role sahip olduğumuzu açıkça ortaya koymuştur. Dolayısıyla yerel yönetimlerin bu alanda güçlendirilmesi gerekir. Şehir plancısı bir belediye başkanı olarak yönettiğim yer olan Beylikdüzü'nü her açıdan, her türlü olumsuz duruma karşı hazır, dayanıklı ve esnek bir kent haline getirmek için çalıştım.

Genellikle, idareler afet öncesinde sakınım çalışmalarına kaynak ayırmayıp, afet sonrası için tüm kaynakları seferber eder. İşte problemin tam olarak başladığı nokta burasıdır. Her zaman fikirlerinden ilham aldığım Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Felaketler başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır” sözü kulaklarımıza küpe olmalıdır.  Afet, politika, dirayet, akıllılık… Dirayetli toplum olmak mecburiyetindeyiz. İşte bütün mesele bu. Afetlerle yaşamasını öğrenmek zorundayız. Tehlikeleri en az kayıpla atlatabilme becerisini ve kültürünü geliştirmek zorundayız. 

Şayet afetlere hazırlanmazsanız; yapmadıklarınızdan dolayı ‘Afet Ertesi Kılıf’ ararsınız. Afet sonrasında da avunursunuz.  

Beylikdüzü Aklıyla Beylikdüzü Afet Yönetim Modeli’ni hayata geçirdik.  Afeti üç aşamayla ele aldık ve bu üç aşamaya göre hazırlıklarımızın büyük bir kısmını yaptık.

AFET ÖNCESİ - AFET ANI - AFET SONRASI

İlk olarak, tüm eğitimlerimizi, seminerlerimizi, arama-kurtarma tatbikatlarımızı ve afet öncesi hazırlık çalışmalarımızı yürüttüğümüz, Beylikdüzü Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi’ni hizmete açtık. Sonra, Afet Anı Koordinasyon ve Lojistik Merkezi ve Beylikdüzü Mutfak’ı hizmete aldık. Lojistik ve barınma ihtiyaçları için, Afet Sonrası Lojistik Destek Merkezi ve Geçici Barınma Alanı tesisini de hayata geçirdik.  

Biz biliyoruz ki afetler ve felaketler erdemlerimizi göstermemiz gereken en önemli zamanlardır. Toplum olarak en büyük erdemimiz dayanışma ve paylaşmaktır.  

Tüm bu hazırlıklar, bize ülkemizin herhangi bir yerinde yaşanan afet anında, çok hızlı bir şekilde destek olabilme imkanı sağladı. Elazığ depremi, İzmir depremi, Kastamonu sel felaketi, Muğla - Antalya - Hatay - Çanakkale orman yangınları ve son olarak 6 Şubat Depremi...  

Hatay’da yaklaşık 3500 insanımıza hizmet eden, çocuk yaşam alanı, lojistik merkezi ve aş eviyle tam donanımlı bir çadır kent kurduk.  Beylikdüzü, dayanışma kültürü sayesinde Milletiyle Tek Yürek oldu.  

Hatay tecrübesi bize şunu gösterdi: Kenti yönetenler AFETZEDE olabilir. Yaşadıkları travmanın etkisiyle artık kenti yönetemez hale gelebilirler. Bu durumu göz ardı etmeden, önlem almamız gerektiğini düşündük. Hazırlıklarımız sayesinde bizler olmasak da kentlerimiz rahatlıkla yönetilebilmeli.

“Dirençli Kent Beylikdüzü” çalışmalarımızın sadece Beylikdüzü’ne değil, ülkemize kazandırdığımız yeni bir çözüm “Beylikdüzü Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu”nu 10 mahallemize yerleştirdik. Beylikdüzü Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu'nda enkaza müdahale edilebilecek her türlü ekipmanın olduğu, her türlü insani ihtiyacın karşılanabileceği bir istasyon. Bu kenti yönetecek, desteği ve yardımı organize edebilecek, her bir komşumuzun yanında olabilecek bir model kurguladık. Her bir istasyon, afet durumunda, yardıma gelecek ekiplerin her türlü ihtiyacını karşılayacak ve çok hızlı bir şekilde bölgeyi tanımalarını sağlayacak. 

Ayrıca olası afetlerde, kentlerimize karşılıklı destek ve yardım koordinasyonu için Nefes Birliği oluşturduk. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, “Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır, geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur” sözünü yeniden hatırlatarak sözlerimi tamamlamak istiyorum.  

Kendi kendine yeten, afetlere dirençli bir kent için; hiç kimseyi dışarıda bırakmadan, tüm komşularımıza kulak vererek çalışmaya devam edeceğiz.

Yazarın Son Yazıları

Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025
Programda işçinin adı yok - Engin Ünsal

CHP 39. Olağan Kurultayı’nda tüzük değişikliği yaptı ve iktidar programını kabul etti.

Devamını Oku
17.12.2025
Yargı öyküleri - Ziya Yergök

Yıllar önce, 5 Ocak 1982’de Çetin Altan’ın Milliyet gazetesindeki “Şeytanın gör dediği” adlı köşesinde “Eski (Mahkeme Koridorları) sütununa özlem” başlıklı yazısında yer alan, bir ceza avukatının “Oturum” adlı anı kitabından alıntılanmış ilginç bir yargı öyküsüne değinmek istiyorum.

Devamını Oku
17.12.2025