Yapay zekâ ve demokrasi arasındaki tehlikeli ilişki
Özlem Yüzak
Son Köşe Yazıları

Yapay zekâ ve demokrasi arasındaki tehlikeli ilişki

28.08.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türkiye’nin iç gündemi bataklık gibi; içine saplandıkça sizi daha da aşağı çekiyor. AKP iktidarının AİHM kararlarını yok sayan tavrı ve açıklamaları... Haklı talepleri için aylardır direnen madenciler ve sendika liderlerinin gözaltına alınması... Muhalif belediyelerde haksız ve uzun tutukluluklar sürerken aynı dosyaların kilit isimlerinden Aziz İhsan Aktaş’ın serbest bırakılması... Gazetecilik mesleğinin etiği ve ilkeleriyle bağdaşmayan para karşılığı haber yapma tartışmaları...

Her biri üzerinde uzun uzun durulması gereken konular. Ama bu bataklığa saplandıkça başka bir tehlike ortaya çıkıyor: Bugünü değil belki ama çok yakın geleceğimizi, hatta insanlık olarak nasıl bir dünyada yaşayacağımızı belirleyecek büyük dönüşümlere bakmakta zorlanıyoruz. Oysa dünyada AI üzerinden ekonomik güç, emek ve demokrasi arasındaki ilişkinin kuralları yeniden yazılıyor.

Nobel ödüllü ekonomist Prof. Dr. Daron Acemoğlu ile piyasa liberalizminin en köklü ve etkili savunucularından The Economist dergisinin kavgası da aslında bu büyük ayrışmanın görünür hale geldiği yer. Üstelik tartışma öyle bir noktaya geldi ki The Economist, Acemoğlu’nun yalnızca yapay zekâ konusundaki görüşlerini değil, onlarca yıllık akademik çalışmalarının ikna ediciliğini de sorgulamaya başladı.

PEKİ ASIL MESELE NE? 

Demokrasilerin aşındığı, otokratik rejimlerin yükseldiği bir dönemdeyiz. Aynı anda yapay zekâ, ekonomileri ve toplumları dönüştürebilecek olağanüstü bir hızla ilerliyor. Bu iki büyük dönüşüm -demokrasideki gerileme ile teknolojik gücün yükselişi- çoğu zaman birbirinden bağımsızmış gibi tartışılıyor.

Oysa değiller. Tam da bu nedenle Acemoğlu ile The Economist arasındaki kavganın ortasında çok daha büyük bir soru duruyor: Yapay zekâ çağında teknolojinin yönünü kim belirleyecek, yaratılan ekonomik değeri kim paylaşacak ve insan bu yeni düzenin neresinde duracak?

Acemoğlu’nun 21 Ağustos’ta önemli bilim dergisi Nature’da yayımlanan makalesinin çıkış noktası aslında çok açık: Yapay zekâya ilişkin temel mesele teknolojinin varlığı değil, hangi yönde geliştirildiği.

Acemoğlu ve Pascual Restrepo’nun ABD işgücü piyasasına ilişkin araştırmaları, 1980’den bu yana otomasyonun rutin işleri yapan çalışanlara yönelik talebi azaltarak eşitsizliğin büyümesinde önemli rol oynadığını gösteriyor. Endüstriyel robotlar bunun somut örneği. Robotlaşma verimliliği artırırken otomasyona en fazla maruz kalan birçok bölgede istihdam ve ücretler geriledi. Acemoğlu şimdi aynı dinamiğin yapay zekâyla çok daha güçlü biçimde tekrarlanabileceği belirtiyor ve kritik bir uyarı yapıyor: Tehlikede olan yalnızca refahın paylaşılması değil, demokratik sistemimizdir. Çünkü çok sayıda insan ekonomik fırsatlardan dışlanır, emeğinin değeri azalır ve ekonomik güç giderek daha küçük bir kesimde yoğunlaşırsa toplumların istikrarlı kalması giderek zorlaşır.

İşte demokrasi ile yapay zekâ arasındaki bağlantı burada kuruluyor.

ASIL KAVGA NE? 

Ekonomist Eran Yashiv, 26 Ağustos’ta Project Syndicate’ta yayımlanan yazısında, Acemoğlu ile The Economist arasındaki görünürde akademik tartışmanın arkasında daha büyük bir ekonomi-politik çatışma olduğunu savunuyor: Yapay zekâ kimin çıkarına ve hangi yönde geliştirilecek?

Yashiv’e göre Acemoğlu’nun görüşlerini rahatsız edici kılan da bu. Çünkü insan emeğini ikame etmeye dayalı, teknoloji şirketleri açısından son derece kârlı bir yapay zekâ modeli ile çalışanı güçlendirmeyi amaçlayan model arasında temel bir çıkar çatışması var. Acemoğlu’nun yapay zekânın istihdam ve demokrasi üzerindeki etkilerine ilişkin görüşleri politika dünyasında etkili oldukça, bu çatışma da büyüyor.

Yashiv daha da ileri giderek, büyük teknoloji patronları açısından çalışanların ve demokrasinin giderek daha fazla servet ve güç biriktirme yolunda birer engele dönüşebildiğini savunuyor.

Acemoğlu’nun David Autor ve Simon Johnson ile geliştirdiği “pro-worker AI”, çalışan yanlısı yapay zekâ yaklaşımının özü bu. Öğretmenin yerini alan değil, öğretmenin öğrencisinin nerede zorlandığını görmesini sağlayan... Doktoru gereksizleştiren değil, teşhis kapasitesini artıran...

Çalışanın yıllar içinde edindiği bilgi ve deneyimi değersizleştiren değil, uzmanlığının değerini ve üretkenliğini artıran bir yapay zekâ. Acemoğlu şunu soruyor: Peki bugün neden çalışan yanlısı yapay zekâ araçlarının bu kadar az örneği var? Yanıtın bir bölümü ekonomik: Yapay zekâ patlamasının büyük bölümü, ortak bir düşüncenin etkisindeki homojen bir grup insan tarafından yönlendirildi. Kısmen felsefeden ve bilimkurgudan beslenen bu düşünce, makinelerin nihayetinde insanlığı aşacağını ve onun yerini alacağını öngörüyor.

Toplum, yapay zekânın gelişimini farklı bir yöne çevirmek için birlikte hareket etmek zorunda. Acemoğlu’na göre bu yönelim kaçınılmaz değil. Kamu politikaları ve demokratik tercihler, yapay zekânın insanın yerini alan değil, insan kapasitesini artıran bir yönde gelişmesini teşvik edebilir. Bunun için vergi sisteminden kamu teşviklerine, çalışanların teknoloji kararlarında söz sahibi olmasından antitröst uygulamalarına kadar bir dizi değişiklik öneriyor.

YENİ GÜÇ MERKEZLERİ 

Tam burada Prof. Dr. Türker Kılıç’ın Herkese Bilim Teknoloji dergisinin son sayısında tartışmaya açtığı başka bir boyut önemli: “Klasik kapitalizmin güçlü aktörü fabrikaya sahipti. Dijital kapitalizmin güçlü aktörü fabrikaya ek olarak veriye sahip. Yapay zekâ çağının güçlü aktörü ise verinin yanı sıra onu işleyen, davranışları öngören ve seçenekleri şekillendiren hesaplama sistemlerine de sahip.”

İşte demokrasi tartışmasının düğümlendiği yer burası. Yapay zekâ çağında eşitsizlik artık yalnızca gelir ve servetin değil; bilginin, teknolojik kapasitenin ve karar gücünün dağılımı meselesi.

Liberal demokrasi tarihsel olarak devletin gücünü sınırlayarak bireyi korumaya çalıştı. Oysa bugün bireyin karşısında milyarlarca insanın verisini işleyen, davranışlarını öngören ve seçeneklerini etkileyebilen yeni güç merkezleri var. Kılıç’ın deyişiyle artık “ağın aşırı güçlenen düğümlerini de dengelemek” gerekiyor.

Bu açıdan Acemoğlu’nun çalışan yanlısı yapay zekâ önerisi yalnızca bir istihdam politikası değil; yapay zekâ çağında gücün nasıl dağıtılacağına ilişkin demokratik bir öneri.

VE GELELİM BİZE... 

Batı bugün “Yapay zekânın gücü birkaç şirketin elinde yoğunlaşırsa demokrasi ne olur” sorusunu tartışıyor.

Biz ise karar gücünün giderek tek elde toplandığı, demokratik kurumları zaten aşınmış, hukuk devleti sorunları yaşayan, sendikal örgütlenmenin zayıf olduğu, eğitimde ciddi eşitsizlikler bulunan bir ülkede bu dönüşüme giriyoruz.

O zaman belki bizim sormamız gereken soru daha da ürkütücü: Güçlü demokrasiler bile yapay zekânın yaratacağı güç yoğunlaşmasından kaygı duyuyorsa, zayıflamış demokrasilerde ne olacak? 

Yazarın Son Yazıları

Türkiye bir deney laboratuvarı mı?

Sanki koca Türkiye’yi devasa bir çuvalın içine koymuşlar, durmaksızın sallıyorlar.

Devamını Oku
09.10.2026
Asıl dip neresi?

Soruyoruz birbirimize: “Dipteyiz... Peki daha ötesi var mı?” Belli ki var.

Devamını Oku
02.10.2026
Fon vurgunu... Kimler biliyordu, kimler çıktı?

Fon işi patlayalı günler oldu.

Devamını Oku
25.09.2026
PISA’da yükseldik, peki eğitimde?

PISA 2025 Batı’da alarm yaratırken Türkiye’de iktidar sonucu hemen bir başarı anlatısına dönüştürdü.

Devamını Oku
18.09.2026
Bize neler oluyor?

Üsküdar seçimleri üzerine çok şey yazıldı, tekrar etmeye gerek yok.

Devamını Oku
11.09.2026
Şükran Soner’in ardından...

Ölüm... Soğuk, gerçek ve kaçınılmaz. Kimi zamansız... Kişi için son nokta... Ya geride bıraktıkları?

Devamını Oku
04.09.2026
Yapay zekâ ve demokrasi arasındaki tehlikeli ilişki

Türkiye’nin iç gündemi bataklık gibi; içine saplandıkça sizi daha da aşağı çekiyor.

Devamını Oku
28.08.2026
Tarikatlara operasyon... Neden? Niçin?

Gaza çoktan basıldı.

Devamını Oku
21.08.2026
Toplumsal bütünleşme mi?

360 imzalı “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” başlıklı çerçeve yasa TBMM’ye sunuldu.

Devamını Oku
07.08.2026
Tek çare: Oyunun kurallarını değiştirmek

Milleti arkasına alarak kuruldu YENİ Parti.

Devamını Oku
31.07.2026
Göz ardı edilen tehlike: Erken sanayisizleşme

Birbirinden tamamen kopmuş iki Türkiye var.

Devamını Oku
24.07.2026
Güven bir kez aşındığında...

Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent hakkında ortaya atılan iddialar ağır.

Devamını Oku
17.07.2026
Trump'ın gösterisi, NATO’nun sessiz devrimi

Siyasi mizah yaptığı gerekçesiyle genç sanatçı Deniz Göktaş’ın tutuklanması...

Devamını Oku
10.07.2026
Eşkıya Dünya... NATO

“Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” sözü, bu toprakların belleğinde yalnızca bir türkü değil, aynı zamanda adalet duygusunun ifadesidir.

Devamını Oku
03.07.2026
Kayıp Aydınlanma... Ve bugün

Yıl 999... Yanlış yazmadım. Yıl 999, yani bundan tam 1027 yıl önce.

Devamını Oku
26.06.2026
Zaman algısı... 3152 gün... Osman Kavala... Ve diğerleri...

Son derece ağır hareket eden kaplumbağalar dünyayı yanlarından hızla akıp gidiyormuş gibi mi deneyimliyor?

Devamını Oku
19.06.2026
Kadın bedeni... Ortak payda

Kadınlara yönelik baskının tarihi çok eskidir.

Devamını Oku
12.06.2026
Öfkeyi doğru yönetebilmek...

Yürütülen planlı sistematik süreçte sıranın ana muhalefet partisinin işlevsizleştirilmesine gelmesi kaçınılmazdı.

Devamını Oku
05.06.2026
Mutlak butlan; mutlak kırılma...

Çok parçalı, uzun soluklu kurgunun önemli bir mihenk taşı oldu geçen perşembe açıklanan mutlak butan kararı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığı’na getirilmesi.

Devamını Oku
29.05.2026
Gençliğini kaybeden ülke

“Asım’ın nesli”, “Fatih’in ruhu”, “TEKNOFEST kuşağı”, “imanlı ve ahlaklı gençlik”, “Türkiye Yüzyılı’nın mimarları”...

Devamını Oku
22.05.2026
Gelecek konuşulurken... ABD-Çin... Ve Türkiye

Silivri davaları, kadın siyasetçiler üzerinden yürütülen kirli kampanyalar, yerel yönetimlere durmaksızın yapılan operasyonlar, yeni gözaltılar...

Devamını Oku
15.05.2026
102 yıllık bir gazete...

Şişli’de gazetenin bahçesindeyiz...

Devamını Oku
08.05.2026
1 Mayıs’ı farklı okumak...

İnsanın emeği üzerinden yükselir kapitalizm.

Devamını Oku
01.05.2026
23 Nisan... Çocuklar... Gelecek...

Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.

Devamını Oku
24.04.2026
Okulda şiddet... Sorun sistem ve çok daha derin

İki korkunç katliam.

Devamını Oku
17.04.2026
Savaşın paradoksu: ABD’nin rakipleri mi güçleniyor?

İlginç bir paradoks yaşanmıyor mu?

Devamını Oku
10.04.2026
Kötülüğün sıradanlığı, vasatlığın iktidarı

Deveye sormuşlar “Neden boynun eğri?” diye.

Devamını Oku
27.03.2026
Bayram, vicdan... Habermas’ın ardından

Dünya bir süredir sanki aynı anda birkaç farklı yüzyılı yaşıyor.

Devamını Oku
20.03.2026
Savaşın dili değişirken...

Kısacası bu savaş sadece İran ile İsrail arasındaki bir çatışma değil. Enerji piyasalarından küresel siyasete, askeri doktrinlerden bölgesel dengelere kadar uzanan çok katmanlı bir kriz.

Devamını Oku
13.03.2026
Yıkımların gölgesinde yeni dünya düzeni

ABD’nin en güçlü rakibi. Enerji sevkıyatının durmasının önemli etkileri olacak. Çünkü küresel enerji ticaretinin kalbi sayılan Hürmüz Boğazı doğrudan risk altında.

Devamını Oku
06.03.2026
‘Dindar Nesil Yetiştirme Projesi’

Eğitim, bir toplumun geleceğini yalnızca bilgiyle değil, değer tercihleriyle de biçimlendirir. Bu nedenle mesele bir ideolojik tartışmadan ibaret değildir; anayasal düzenin, laikliğin ve kamusal alanın sınırlarının nasıl tanımlandığı meselesidir.

Devamını Oku
27.02.2026
Akıl, bilim ve üniversite neden hedefte?

Bu hafta, akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi’nde tuttukları nöbet 1261. gününe girdi. Ve bu nöbete CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Geçen hafta ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne gelişi sırasında üniversite yaşamının fiilen felç edilmesi öğrencilerin, akademisyenlerin, mezunların kampüs dışına itil- mesi tarihe, üniversite fikri açısından kara bir sayfa olarak geçmişti.

Devamını Oku
20.02.2026
Yıkım çağına girerken... Münih Konferansı...

Akın Gürlek’in adalet bakanı olarak göreve başlaması, Bilal Erdoğan’ın AKP genel başkanlığına hazırlanacağına dair güçlü iddialar... Muhalefetin bastırıldığı, iktidarın içeride elini daha güçlendirmek için her yolu denediği bu süreçte gözden kaçırdığımız daha büyük bir mesele var: Dünya düzeni çökerken biz nereye bakıyoruz?

Devamını Oku
13.02.2026
Orada kimse var mı?

17 Ağustos depremi yaşanalı henüz birkaç gün olmuştu.

Devamını Oku
06.02.2026
Yeni Dünya Düzeni: Avrupa-Hindistan Hattı... Türkiye nereye?

Gelelim Türkiye’ye... Türkiye açısından AB-Hindistan anlaşması bir “uzak coğrafya haberi” değil. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret omurgası AB pazarı ve Türkiye’nin rekabet gücü de büyük ölçüde AB tedarik zincirleri üzerinden şekilleniyor. Hindistan’ın AB’ye daha avantajlı erişimi, Türkiye’nin bazı sektörlerdeki konumunu doğrudan zorlayabilir.

Devamını Oku
30.01.2026
Davos’ta yeni dünya düzeni: Kim masada, kim mönüde?

Batı Avrupa ülkeleri temkinliydi. Batı için mesele Gazze değildi, sistemdi. Fransa ve Almanya’nın sorduğu soru basitti: “Bu yapı Birleşmiş Milletler’in yerini mi alacak?”

Devamını Oku
23.01.2026
‘Yardımsever Trump’ ve yeni emperyalizm

Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Dünya neden artık kurallarla yönetilmeyecek?

“Dünya kurallardan uzaklaşıp güce dayalı bir düzene geçiyor”...

Devamını Oku
09.01.2026
Kama muta…

Yılın son günü.

Devamını Oku
02.01.2026
Postneoliberal uzlaşı... Ve asgari ücret kıskacında Türkiye

Ve bu arayış yalnızca ABD’ye özgü değil... Küresel bir yön değişimi bugün aynı konular Avrupa Birliği’nden Hindistan’a, Japonya’dan IMF ve OECD gibi uluslararası kurumlara kadar geniş bir alanda tartışılıyor. Tam da bu noktada, BirGün gazetesinde Güldem Atabay’ın aralık ayı başından bu yana bir seri halinde ele aldığı ve benim de özellikle önemli bulduğum bir kavrama değinmek istiyorum: London Consensus.

Devamını Oku
26.12.2025