Atatürk'ün Cumhuriyeti

Atatürk'ün Cumhuriyeti

16.10.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyetin kuruluş felsefesine sahip çıkmak, geçmişe saplanıp kalmak değil, Türkiye’nin aydınlık geleceğine sahip çıkmaktır.

Aydınlanma ve Sanayi devrimlerini yapamamış, yüzde 90-95’i okur-yazar olmayan, savaş yorgunu, yoksul, hasta ve uluslaşmamış bir din-tarım toplumunda, 600 yıllık saltanatın gölgesindeki çokuluslu bir imparatorluğun enkazından yaklaşık on yıllık bir meşrutiyet tecrübesi ile laik bir cumhuriyet çıkarmak hiç de kolay değildi. İşte 101 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk bu zor işi başarmıştı. 

Peki ama Atatürk için Cumhuriyet neydi? Sadece egemenliğin kayıtsız şartsız millete verildiği, yöneticilerin seçimle belirlendiği, ülkeyi halkın temsilcilerinden oluşan bir meclisin yönettiği bir siyasal rejim miydi? Yoksa Atatürk için Cumhuriyetin çok da derin ve geniş bir anlamı var mıydı?

Herkes gibi Atatürk için de Cumhuriyet, her şeyden önce yöneticilerin halk içinden seçimle belirlendiği “ulusal egemenliğe” dayanan bir siyasal rejimdi. Atatürk, Cumhuriyeti, kavramın özündeki “halk” ve “halk iradesi”ne gönderme yaparak “Halkçılık” ve “Demokrasi” ile eşanlamlı olarak da kullanıyordu. Yani Atatürk için Cumhuriyet yönetimi demek, “halkçı” ve “demokratik” bir yönetim demekti. (1930’larda liselerde okutulan, Afet İnan imzasıyla yayımlattığı “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” adlı kitabında Cumhuriyeti bu şekilde kullandığı açıkça görülmektedir.) Ancak Atatürk’ün anladığı ve Türkiye’de kurduğu Cumhuriyet, sadece siyasal rejim değişikliğini değil, aynı zamanda çağdaş bir sosyo-kültürel değişimi amaçlıyordu. Bu yönüyle Atatürk’ün Cumhuriyeti, akla, bilime dayanan bir toplumsal aydınlanma projesidir.

CUMHURİYETİN AMACI: MUASIR (ÇAĞDAŞ) MEDENİYET 

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin temel amacı çağdaş medeniyetti. Atatürk, bu gerçeği şöyle ifade ediyordu:   

“Milletimizin hedefi, milletimizin mefkûresi (ideali) tam anlamıyla medeni bir toplum olmaktır. Çünkü dünyada bir milletin varlığının değer, özgürlük ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medeni eserlerle orantılıdır. Medeni eser yaratmak yeteneğinden yoksun olan milletler özgürlük ve bağımsızlıklarını kaybetmeye mahkûmdurlar. Medeniyet yolunda yürümek ve başarılı olmak hayatın şartıdır. Bu yol üzerinde ileriye değil geriye bakmak bilgisizliğini ve ihtiyatsızlığını gösterenler, genel medeniyetin coşkun seli altında boğulmaya mahkûmdurlar.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.16, s.288)

Atatürk’ün deyişiyle, “medeniyetin coşkun selinde boğulmamak” için o selde yüzmeyi öğrenmek ve o sele katılmak gerekiyordu:

“Medeniyetin coşkun seli karşısında direnç boşunadır ve o gafil ve itaatsizler hakkında çok acımasızdır. Dağları delen, gökyüzünde uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, inceleyen medeniyetin kudret ve yüceliği karşısında Ortaçağ zihniyetiyle, ilkel hurafelerle yürümeye çalışan milletler mahvolmaya mahkûmdurlar…”  (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.17, s.286)

Atatürk, medeniyeti, bazen coşkun bir sele bazen de kuvvetli bir ateşe benzetiyordu. Medeniyetin coşkun seline karşı duranların o selde boğulacağını, medeniyetin kuvvetli ateşine kayıtsız kalanların da o ateşte yanacaklarını söylüyordu:

“Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona kayıtsız olanları yakar, mahveder. İçinde bulunduğumuz medeniyet ailesinde layık olduğumuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır.”

Atatürk bu sözleri, 1925 yılında şapkayı tanıtırken kılık kıyafet devrimini yaparken söylemişti. Bu sözlerden önce söylediği şu sözler de çok dikkat çekiciydi: 

“Biz her görüş açısından medeni olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun nedeni dünyanın durumunu anlayamamamızdır. Fikrimiz, düşüncemiz tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Şunun bunun sözüne önem vermeyeceğiz. Bütün Türk ve İslam âlemine bakın. Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız ve en nihayet son felaket çamuruna batışımız bundandır. Beş altı sene içinde kendimizi kurtarmışsak zihniyetimizdeki değişmedendir. Artık duramayız, çünkü mecburuz.” 

Atatürk’ün teşhisi çok doğruydu. Türk-İslam dünyası “medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uymadığı için” geri kalmış ve sonunda Atatürk’ün deyişiyle büyük bir “felaket ve ıstırap içine” düşmüştü. Toplumsal kurtuluş için medenileşmekten (çağdaşlaşmaktan) başka çare yoktu. 

İşte Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, Türk toplumuna, medeniyetin coşkun selinde boğulmadan ve kuvvetli ateşinde yanmadan hayatta kalmanın, büyük bir felaket ve ıstırap içine düşmeden kendini kurtarmanın nasıl mümkün olacağını göstermeyi amaçlıyordu. 

CUMHURİYETİN PAROLASI: BİLİM

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin parolası hiç tartışmasız bilimdir. Türkiye’nin, Atatürk’ün gösterdiği hedefe; “muasır medeniyetler düzeyine, hatta onun da üzerine çıkabilmesi”, çağdaşlaşabilmesi ancak bilime önem verilmesiyle mümkündü.

Atatürk, 22 Eylül 1924’te, Samsun’da cumhuriyetin öğretmenlerine -dünya tarihine altın harflerle yazılacak sözlerle- şöyle seslenmişti:

“Dünyada her şey için; maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit (en gerçek yol gösterici) ilimdir, fendir. İlmin ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır. Yalnız ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini kavramak ve ilerlemelerini zamanında izlemek şarttır. Bin iki bin, binlerce sene önceki ilim ve fen dilinin çizdiği kuralları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak, elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.17, s.44)

Atatürk, bu sözleri tam 100 yıl önce söylemişti. O sırada Cumhuriyet daha bir yaşına bile basmamıştı. Yüzyıllarca sultan-halifelerin yönettiği, şeyhülislamların yön verdiği, dinsel kuralların egemen olduğu, yüzde 90’ı okuryazar olmayan bir din-tarım toplumunda o toplumu biçimlendirecek Cumhuriyetin öğretmenlerine “En hakiki mürşit ilimdir fendir…” demenin anlamı çok büyüktür. 

İşte Cumhuriyet, Atatürk’ün bu çağını aşan “En hakiki mürşit ilimdir fendir” sözü doğrultusunda toplumun “ilimle, fenle” çağdaşlaşarak yükselmesini hedeflemiştir. “Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan bulup alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur,” diyen (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.14, s.44-45) Atatürk’ün liderliğinde gerçekleştirilen Cumhuriyet Devrimlerinin tamamı bilimsel bir temele dayanan çağdaşlaşmaya yönelik düzenlemelerdir. 

Cumhuriyetin parolası bilimdir: Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’ndaki ifadeyle “Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir.”   

CUMHURİYETİN NİTELİĞİ: LAİK 

Atatürk, kurduğu Cumhuriyetle, bilime dayanarak toplumsal aydınlanmayı sağlayıp Türkiye’nin çağdaşlaşmasını amaçlamıştır. Ancak bilimsel gelişme için her şeyden önce aklın özgürleşmesine ihtiyaç vardır. Aydınlanma süreçlerinden geçmemiş bir din-tarım toplumunda aklın özgürleşmesi kolay değildir.  

Batı’da yüzyıllar içinde kiliseye karşı verilen uzun soluklu ve hatta kanlı bir mücadele sonunda laikliğin gelişmesi sayesinde akıl ve vicdan özgürlüğü sağlanmıştır. Bu nedenle laik devletin istediği insan, “aklı hür, vicdanı hür” bireydir.

Laikliği, devletin değişmez din kuralları yerine, insan aklının eseri değişebilen dünyevi kurallarla yönetilmesi ve toplumun da bu doğrultuda şekillendirilmesi olarak tanımlamak mümkündür.

Hegel’in deyişiyle “Devlet dinle birleştiği zaman dinin kalıbına girer… Dinin devletle özdeşleşmesi ölümcül sonuçlar yaratır.” Bu nedenle Aydınlanmacı düşünce, devletin ve dinin birleşmesine, devlet ve din özdeşliğine itiraz etmiştir. Laiklik, bu haklı itirazın sonucunda ortaya çıkmıştır. 

Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni laik bir devlet olarak kurmak istemiş, ancak dönemin sosyolojisinde Cumhuriyeti adım adım laikleştirmeyi daha uygun bulmuştur. Atatürk’ün neredeyse tüm devrimleri Türkiye Cumhuriyeti’ni laikleştirmeye yöneliktir. Çünkü Atatürk, siyasetin, hukukun, eğitimin, ekonominin, toplumsal ilişkilerin çağdaş gelişiminin ancak -dinlerden bağımsız- laik bir anlayışla sağlanabileceğini görmüştü. Siyasi yapıyı, hukuku, eğitimi çağdaşlaştırmadan; saltanatı, hilafeti kaldırmadan, kadınlara medeni ve siyasi haklar vermeden, akılcı ve bilimsel bir eğitim sistemi kurmadan, cehaleti yenmeden, yeni kanunları benimsemeden ülkeyi demokratikleştirmek ve çağdaşlaştırmak mümkün değildi. Atatürk, bu temel uygarlık gerçeğini görerek Cumhuriyeti laikleştirmiştir. 

Atatürk; sultanı-halifeyi “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olarak gören siyaset teorisiyle, biat kültürüyle, değişmeyen şeriat hukukuyla, nakilci medrese eğitimiyle, kadının en temel haklarını gasp eden dünya görüşüyle, tekke, tarikat, cemaat yapılanmasıyla, eski takvimle, tartıyla, ölçüyle, Türkçeye uymayan Arap harfleriyle, çağa uymayan eski kılık kıyafetle her geçen gün değişen ve gelişen dünyada “tam bağımsız” ve “çağdaş” bir hayat sürmenin olanaksız olduğunu 100 yıl önce görerek laik bir Cumhuriyet kurmuştur.  

Atatürk, “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında laiklikle çağdaşlaşma arasındaki ilişkiyi şöyle vurgulamıştır:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Devlet idaresindeki bütün kanunlar, nizamlar, ilmin çağdaş medeniyete sağladığı esas ve şekillere; dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve uygulanır. Din telakkisi vicdani olduğundan, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı, milletinizin çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.” 

***

Amacı “çağdaş medeniyet”, parolası “bilim”, niteliği “laik” olan Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan 100 yıl sonra bugün, kuruluş felsefesinden uzaklaştırılmak isteniyor. Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyetin kuruluş felsefesine sahip çıkmak, geçmişe saplanıp kalmak değil, Türkiye’nin aydınlık geleceğine sahip çıkmaktır.                 

Yazarın Son Yazıları

İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025
Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Devamını Oku
16.04.2025
Atatürkçü gençliğin yükselişi

Atatürkçü gençliğin yükselişi

Devamını Oku
02.04.2025
Atatürk’ün önderliğinde cumhuriyetçi direniş

ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ

Devamını Oku
26.03.2025