MEB’in tarihi çarpıtması

MEB’in tarihi çarpıtması

11.09.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Bu akşam Halep ilerisindeki kuvvetleri geri çekeceğim, yarın Halep’in kuzeybatısında İngiliz ve Araplarla muharebe edeceğim. Buna göre hareketi düzenleyiniz.”

(7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, 25 Ekim 1918)

9 Eylül Pazartesi günü yeni eğitim öğretim dönemi başladı, okullar açıldı. AKP’nin milli eğitim bakanı, okulların, “Bağımsızlık ve Vatan Sevgisi” adlı bir dersle eğitime başlamasını istedi. Okullara gönderilen yönergeye göre konu, “Çanakkale’den Gazze’ye Vatan Savunması ve Bağımsızlık Mücadelesi” olarak belirlenmiş. Bu derste öğrencilere, vatan sevgisinin, “Türk ve Filistin haklarının birlikte hareket ettiği tarihi olaylar üzerinden” anlatılması istenmişti. 

MEB’in “Bağımsızlık ve Vatan Sevgisi” adlı dersinin yönergesinde Arif Nihat Asya’dan ve Mehmet Akif Ersoy’dan söz edilirken Mustafa Kemal Atatürk’ten söz edilmiyor. Okullar, 9 Eylül’de açılmasına rağmen, MEB’in “Bağımsızlık ve Vatan Sevgisi” başlıklı dersinin yönergesinde 9 Eylül’den, İzmir’in ve Anadolu’nun kurtuluşundan, Türk Bağımsızlık Savaşı’ndan da eser yok. Bu ders kapsamında MEB’in hazırladığı filmde ise başka bir büyük eksik göze çarpıyor; filmde Çanakkale Savaşları anlatılırken Atatürk’ten hiç söz edilmiyor. 

‘MİLLİ EĞİTİM’ BAKANLIĞI

MEB’in 9 Eylül yönergesini görür görmez, “Bu nerenin Milli Eğitim Bakanlığı’dır?” diye sormaktan kendimi alamadım. Çünkü bu topraklarda 9 Eylül’de “Bağımsızlık ve Vatan Sevgisi” denilince Türk ulusunun her ferdinin aklına İzmir gelir, Türk Bağımsızlık Savaşı gelir, Mustafa Kemal Atatürk gelir. MEB’in bunu bilmemesi mümkün müdür? 

9 Eylül, İzmir’in, Anadolu’nun işgalden kurtulduğu, Türk ulusunun bağımsız olduğu tarihtir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nde 9 Eylül’de başlayan eğitim öğretim dönemi eğer “Bağımsızlık ve Vatan Sevgisi” dersiyle başlayacaksa bu dersin konusu “Çanakkale’den Gazze’ye Vatan Savunması ve Bağımsızlık Mücadelesi” değil, “Çanakkale’den İzmir’e (hatta İstanbul’a) Vatan Savunması ve Bağımsızlık Mücadelesi” olmalıdır. 

Eğer Türk Bağımsızlık Savaşı ile İslam dünyası (ve Filistin) arasında bir ilişki kurulmak isteniyorsa, bu da “Çanakkale’deki Türk-Arap ortak direnişi” biçimdeki tarihsel çarpıtmalarla değil, Mustafa Kemal (Atatürk) önderliğindeki Türk Bağımsızlık Savaşı’nın – bağımsızlıkçı Araplar dahil- ezilen, sömürülen tüm mazlum uluslara örnek olduğu tarihi gerçeği üzerinden yapılmalıdır. 

MEB farkında değil ama, Büyük Zafer’den sonra ezilen, sömürülen Müslüman Doğu halkları, Mustafa Kemal (Atatürk)’ü “Doğu’nun kahramanı”, “İslamın kahramanı”, “İslamın kılıcı” diye alkışlamışlardı. 

ÇANAKKALE’DEKİ ARAPLARIN ‘KAHRAMANLIĞI!’ 

MEB’in yönergesinde, “Çanakkale Savaşlarında Türk ve Filistin halklarının birlikte hareket ettiğinin” anlatılması isteniyor, bunun için de I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi’nde Osmanlı ordusunda görev alan bazı Arapların, sanki Türklere gönüllü yardıma koştukları gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa bilindiği gibi I. Dünya Savaşı sırasında henüz Suriye-Filistin Osmanlı toprağıydı. Dolayısıyla savaş çıkınca Osmanlı, sadece Türkleri değil, Arap tebaasını da askere çağırmıştı. Bu nedenle Çanakkale Savaşlarında Osmanlı ordusunda Arap askerlerin olması çok normaldi.  

Ancak Çanakkale Savaşlarında 72. ve 77. alaylar içindeki Araplar -MEB’in kahramanlık hikâyesindeki gibi- çok da kahramanca mücadele etmemişlerdi. 

Çanakkale’de, 25 Nisan 1915 çıkarmasında, 57. Alay’la düşmanın karşısına çıkan 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, ilk direnişten sonra, 19. Tümen’e bağlı 72. ve 77. alayların da muharebeye katılmasını istemişti. Ancak 77. Alay’dan neredeyse hiç yararlanılamamıştı. Bu alayın Arap erleri ilk ateşte dağılıp firar etmiş, hatta bir iki yerde de beceriksizlikle diğer Türk askerlerine ateş açmıştı. Ayrıca bu alayın dağılan bazı erleri diğer birliklerle karışmış, böylece cephede düzen ve disiplin bozulmuştu. 

77. Alay, hem Mustafa Kemal (Atatürk)’ün “Arıburnu Muharebeleri Raporu”nda, hem 27. Alay ve 57. Alay komutanlarının yazdıkları ceridelerde çok ağır biçimde eleştirilmişti.

72. Alay ise muharebenin ilk saatlerinde tümen yedeği olarak gerilerde kalmış, muharebenin ilk günü öğleden sonra Kanlısırt civarında düşmana direnmişse de ilerleyen zamanda erlerinin emir dinlememesi ve yoğun biçimde firar etmeleri nedeniyle muharebedeki katkısı çok düşük düzeyde kalmıştı. 

Şu cümleler Fahrettin Altay Paşa’ya ait: “(25 Nisan sabahı) Arıburnu önlerinde deniz yüzlerce gemiyle örtülmüştü. Top sesleri aralıksız devam ediyordu. Vadi, cepheden gelen yaralılarla dolmaya başladı.  İlerimizdeki 77. Arap alayından kaçan çok sayıda Arap erinin çadırda saklandıklarını ve nargile içmekte olduklarını gördük.” 

19 Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk), 26 Nisan sabahı 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’ya gönderdiği bir raporda “Sol cenahta 77. Alay’ın kendiliğinden çekildiğini” yazmıştı. Mustafa Kemal (Atatürk), “Arıburnu Muharebeleri Raporu”nda, 77. Alay hakkında “Bunların birçok yanlış hareketi vardır. Bunları başlangıçta benden gizlediler” diyerek bu alaydaki firarları engellemek için bazı şiddetli tedbirler almak gerektiğini anlatıyor.  

27. Alay Komutanı Şefik (Aker) Bey de raporunda, birkaç yerde 77. Alay komutanını, kendisinin istediği takviye kuvveti göndermediği için eleştirerek bu alayın firar eden erlerinin “ihanet ettiklerini” yazmıştı. Bir yerde de 77. Alay askerlerinin yanlışlıkla kendi askerlerimiz üzerine ateş açtığını anlatmıştı. Şefik Aker’in 77. Alay hakkındaki şu değerlendirmesi dikkat çekicidir: “Eğer bu Arap askerleri yerine, bunlarla değiştirilen Türk askerleri olsaydı, gündüz sarsılan ANZAC’lar daha o gece (25 Nisan gecesi) vapurla çekilmek zorunda kalırlardı.”

72. Alay Muharebe Raporunda da 77. Alay erlerinin “birer ikişer doğrudan doğruya ve bazıları birer bahane ile avcı hattından çekilmelerinin (firar etmelerinin)” 72 Alay’a da kötü örnek olduğu yazılmıştı.       

57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey ise 72. Alay’ı ağır biçimde eleştirmişti. Hüseyin Avni Bey, “Teessürle arz ederim ki… 72. Alay zabitan ve tabur komutanının korkaklığı yüzünden bu taburun cephesindeki düşman siperi zapt edilememiştir” diyerek bunların yerine 125. Alay’dan bir tabur gönderilmesini istemişti.

Yıl 1934. İran Şahı Rıza Pehlevi Çankaya Köşkü’nde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte.

İşte MEB’in abartarak anlattığı, “Çanakkale’deki Araplar” konusunun iç yüzü böyle. 

Ayrıca genel olarak I. Dünya Savaşı, özel olarak Çanakkale Muharebeleri -MEB’in oluşturmaya çalıştığı “ümmetçi” algının aksine- bir “din savaşı” değildi; I. Dünya Savaşı’nda ve Çanakkale’de Osmanlı ordularına karşı savaşan İngiliz ve Fransız orduları içinde –sayıları az da olsa- Müslüman askerler de vardı. 

ARAP İSYANI

Okullara gönderdiği yönergede 1915’te Çanakkale Savaşlarında “Türk ve Filistin halklarının birlikte hareket ettiğinin” anlatılmasını isteyen MEB, 1916’da Şerif Hüseyin’in liderliğindeki Arap isyanını görmezden geldi. I. Dünya Savaşı’nda bazı Arap aşiretlerinin İngilizlerle birlikte hareket edip Osmanlı’ya karşı savaştığını ve Osmanlı’nın, 1917-1918’de, İngiliz-Arap ortak hareketi sonrasında Suriye ve Filistin’i kaybettiğini gizledi. 

I. Dünya Savaşı’nın başlarında, Şerif Hüseyin’in oğullarından Emir Abdullah, 14 Temmuz 1915’te Kahire’de, Arap Yarımadası’nın ve halifeliğin “Arap ulusunun” hakkı olduğunu söyleyerek bir Arap Devleti kurulması için İngilizlerden yardım istedi. 9 Eylül 1915’te bu sefer Şerif Hüseyin, İngilizlerden, söz konusu Arap Devleti’nin sınırlarıyla ilgili bir antlaşma yapılmasını istedi. (Şu işe bakar mısınız? MEB, Osmanlı’ya karşı Arap isyanının temellerinin atıldığı 9 Eylül’de okullarda Türk-Arap birlikteliğini anlattırdı.) 24 Ekim 1915’te İngiliz McMahon, Arap Şerif Hüseyin’e gönderdiği meşhur mektubunda “Büyük Britanya, Mekke Şerifi’nin talep ettiği sınırlar dahilindeki bölgelerde Arapların bağımsızlığını tanımaya ve desteklemeye hazırdır” diyordu. Ayrıca İngilizler, “Arap halife” planına da sıcak bakıyordu.

15-16 Mart 1916’da İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından imzalanan Sykes-Picot Antlaşması’na göre Filistin’in de içinde olduğu Ortadoğu, İngiliz, Fransız mandasında Osmanlı’dan ayrılacaktı. Ortadoğu’da Arap Devleti kurulacaktı. Ancak bu antlaşmanın yürürlüğe girmesi Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya karşı isyanına bağlıydı. Şerif Hüseyin, 5 Haziran 1916’da Osmanlı’ya karşı isyan edince antlaşma yürürlüğe girdi. Ortadoğu, Sykes-Picot Antlaşması ile şekillendirildi. 

Şerif Hüseyin’in oğullarından Emir Faysal komutasında, İngiliz T.E. Lawrence tarafından oluşturulan ve İngilizlerden maddi destek alan Haşimi Ordusu, Haziran 1916’dan itibaren Hicaz Demiryolu hattı boyunca Osmanlı’ya karşı gerilla savaşı yaptı. Demiryolunun bazı kısımlarını havaya uçuran bu Arap ordusu, İngiliz Allenbey komutasında Filistin’den gelen İngiliz ordusuyla aynı anda Şam’a ulaştı. (Fıeldhouse, s. 72)

I. Dünya Savaşı’nda Suriye-Filistin Cephesindeki Türk ordusu, Arap isyancılarca desteklenmiş İngiliz ordularına karşı savaşmak zorunda kalmıştı. Allenby, Lawrence’den, Arapların 16 Eylül 1918’de Hicaz hattına saldırmasını istemişti. Amaç Türklerin dikkatini doğuya çekmekti. Arap ordusu Deraa’nın güneyindeki ilk istasyon Nesib’e saldırdı. Gerçekten de Arapların saldırısı başlar başlamaz Liman von Sanders takviyeleri Deraa’ya göndermişti. (Grainger, s.122)

Suriye-Filistin Cephesinde, 19 Eylül 1918’de başlayan İngiliz genel taarruzu karşısında Liman von Sanders’in komutasındaki Yıldırım Orduları dağılmış, 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, dağılan orduları derleyip toplayıp Halep’in kuzeyine çekmişti. O geri çekiliş sırasında Türk orduları, İngilizleri destekleyen Arap isyancıların saldırısına uğramıştı. Arap isyancılar son olarak Halep’te, Türk ordularına saldırmıştı. Mustafa Kemal Paşa, 25 Ekim 1918’de, Halep’te Türk ordusuna saldırılan Arap isyancı kuvvetlerle savaşmıştı. Kendi ifadesiyle Halep’te “sokak savaşlarını yönetmiş” ve Arapları bozguna uğratmıştı.  

“Güneyden yapılan ilk Arap saldırısı başarısızdı. Bir diğer saldırı doğrudan şehre yapıldı. Araplar Türklerle caddelerde boğuştular. Yenildiler. Şehirden atıldılar… Araplar, yenilgilerinden sonra başka bir saldırı yapabilecek gibi durmuyorlardı.” (Grainger, s.225) 

Mustafa Kemal Paşa, 25 Ekim 1918’de birlik komutanlarına şu emri vermişti: “Bu akşam Halep ilerisindeki kuvvetleri geri çekeceğim, yarın Halep’in kuzeybatısında İngiliz ve Araplarla muharebe edeceğim. Buna göre hareketi düzenleyiniz.” (Atay, s. 67-69)

Mustafa Kemal Paşa, ertesi gün, 26 Ekim 1918’de Halep’in kuzeyinde, Katma’da, İngiliz saldırısını durdurdu. 

***

Sonuç olarak MEB’in, Çanakkale’deki Arap askerler üzerinden I. Dünya Savaşı’nda Türklerle-Arapların “din kardeşliğiyle” ortak düşmana karşı aynı vatan için “bağımsızlık savaşı” verdikleri tezi doğru değildir. Tam tersine 1915’te İngilizlerle anlaşan Şerif Hüseyin, 1916’da Osmanlı’ya karşı bir Arap isyanı başlattı. Arap İsyancılar, Suriye-Filistin Cephesi’nde Türk ordularına saldırarak İngilizlerin ilerleyişini kolaylaştırdılar. I. Dünya Savaşı’nın büyük bölümünde Türkler ve Araplar birlik ve bütünlük içinde “aynı vatan için” savaşmadılar. İngilizlerle anlaşan Araplar, 1916’dan itibaren Arap Devleti kurmak için mücadele ettiler. Bu tarihsel gerçeklere rağmen MEB’in, 9 Eylül’de, Türk Bağımsızlık Savaşı’nı kazanan Mustafa Kemal’in askerleri yerine Çanakkale’deki Arapları öne çıkarmaya çalışması kabul edilebilir bir durum değildir.   

MEB’in tarihsel gerçeklikten kopuk “Çanakkale’den Gazze’ye Vatan Savunması” tezi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Misak-ı Milli ile sınırlarını belirlemiş olduğu “vatan” kavramının dışında, “Yeni Osmanlıcı” ve ümmetçi bir yaklaşımın eseridir. 

Gazze’deki insanlık dramına sessiz kalmamak, masum Filistin halkının yanında olmak için tarihi gerçekleri çarpıtmaya gerek yoktur. 

MEB’in, iktidarın siyasal İslamcı politikaları doğrultusunda “ümmetçi” bir anlayışla çocuklarımıza gerçek dışı bilgiler vermesi her şeyden önce suçtur.

KAYNAKÇA

Bilal N. Şimşir, Doğunun Kahramanı Atatürk, 2. Bas., Ankara, 2015. 

D.K.Fıeldhouse, Ortadoğu’da Batı Emperyalizmi, İstanbul, 2018. 

Fahrettin Altay, Görüp Geçirdiklerim, 10 Yıl Savaş ve Sonrası 1912-1922,  İstanbul, 1970. 

Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, 1998.

John D. Grainger, Suriye İçin Savaş 1918-1920, İstanbul, 2015. 

Mustafa Kemal (Atatürk), Arıburnu Muharebeleri Raporu, Haz. Uluğ İğdemir, Ankara, 1986.

Samet Atacanlı, Arıburnu’nun İlk Müdafaası, İstanbul, 2015. 

Şefik Aker, “Çanakkale-Arıburnu Savaşları ve 27. Alay”, Askeri Tarih Mecmuası Eki, S.99, Aralık 1935.

Yazarın Son Yazıları

Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025