LSD tribi gibi film...
Sungu Çapan
Son Köşe Yazıları

LSD tribi gibi film...

18.12.2009 09:49
Güncellenme:
Takip Et:

Titanik’in yönetmeni James Cameron’ın 2.5 saati aşkın görkemli dönüş filmi ‘Avatar’ bugün başlıyor.

“Terminator 1-2”, “The Abyss”, “Yaratık 2”, “Gerçek Yalanlar” ve 11 Oscar’lı “Titanic” gibi filmleriyle Hollywood sinemasının son çeyrek yüzyıldaki çığır açıcı, önemli yönetmenlerinden biri sayılagelen Kanadalı James Cameron’ın, dünya çapındaki büyük “Titanik” (1997) başarısından 12 yıl sonraki dönüş filmi olan “Avatar”, baştan belirtmek gerekirse, gözalıcı teknik altyapısı, üç boyutlu, soluk kesici görselliği, dur durak tanımayan aksiyon sahneleri, yeşille mavinin birbirine karıştığı, egzotik, romantik, ekolojik atmosferi (ve dev bütçesiyle) kuşkusuz bu yıl sonunun sinema olayı niteliğindeki bilimkurgusal bir macera seyirliği. Ya da beylik deyişle tam bir görsel şölen.

 

Görsel efekt becerisi

Bildik kahramanları ve temaları içeren, klasik bir hikâyenin, günümüzde teknolojinin vardığı son aşamaların ürünü olan birtakım dijital müdahaleler ve adeta büyüleyici bir görsel efekt becerisiyle perdeye yansıtıldığı “Avatar”, sinemaseverlere 2.5 saati aşkın bir süreye yayılmış, yorucu ama kesinlikle kaçırılmayacak, benzersiz bir seyir deneyimi yaşatıyor.

Kahramanlarımızla birlikte havada uçtuğumuz, şelalelerden yuvarlandığımız, zümrüdüanka kuşlarının kanatlarına bindiğimiz, yeşilin her türünü barındıran, göğe uzanan kocaman ağaçlardan geçilmeyen, unutulmaz orman manzaralarının eşlik ettiği sahnelerde çevreciliğin dalağını yaran film, 2.5 saatlik, renkten renge bürünen bir asit tribi gibi seyrediliyor.

1.5 saatinin ardından biraz yoran ama sürükleyiciliğini hiç yitirmeden, sıkı bir fantastik ve romantik serüvenler sarmalına doladığı seyirciyi uzaydaki meçhul bir Pandora gezegeninin derinliklerine çeken “Avatar”, hikâyesi bir yana biçemiyle son derece şık ambalajlanmış, üç boyutlu muhteşem bir bilimkurgu destanı.

Cameron’ın, çocukluğunda okuduğu bilimkurgu romanlarından esinlenerek senaryosunu da yazdığı bu fantastik epik, doğal kaynaklarını tüketerek kuruttuğu dünyanın dışına çıkıp uzayda sömüreceği yeni gezegenler arayan habis insanoğluyla, havasını soluyamasa da işgal ettiği, tuhaf bitki ve hayvanlarla dolu, yüksek, sarp dağların gökte asılı durduğu, bakir ve yemyeşil bir Pandora gezegeninin, kendi sakin dünyalarında yaşayan, 2-3 metre boyundaki kediyle insan arası, kuyruklu, mavi tenli, kocaman gözlü, Na’vi denen (ve Kızılderilileri anımsatan), son derece çevik, atletik, enerjik ve upuzun yaratıkları arasındaki 22. yüzyılda geçen ölümüne mücadeleyi konu ediniyor.

Filmde zihniyle bağlı olduğu Avatar sayesinde casusluk etmek için aralarına sokulduğu, ancak Na’vi ırkını tanıdıkça onlardan yana tavır alıp filmin kötü adamı olan komutanına (Stephen Lang) karşı çıkan ve Amazondan farksız Na’vi prensesi Neytiri’ye (Zoe Saldana) de sevdalanan dünyalı, yarı felçli askerle (Sam Worthington) Neytiri’nin büyük aşk hikâyesi ön planda tabii ki. Cameron’ın “Yaratık 2”den eski gözdesi Sigourney Weaver’ın da boy gösterdiği film görsellik bakımından gerçekten olağanüstü. Zaten aslında hikâyesi bahane, dijital görselliği şahane diyerek de özetlenebilir “Avatar”.

 

Teknik ustalık

İnsana gerekli, değerli bir maden uğruna yurtlarından edilmek istenen gariban Na’vi ırkının ok ve yayına karşı uçak, roket ve bombalarını harekete geçiren, bencil ve istilacı insanoğlunun sömürgeci zihniyetine kendiliğinden tavır alan seyirci olarak tabii ki doğayla etkileşim içindeki duyarlı, özgür Na’vi’lerin yanında saf tuttuğumuz film, “Pocahontas”ı (1995) ya da “Kurtlarla Dans Eden Adam”ı (1991) çağrıştıran bildik bir hikâyeye dayansa da, teknik ustalığı, dijital efektleri, ayrıntılı görselliği ve gözalıcı biçemiyle malı götürüyor sonuçta.

22. yüzyılda, işgalci uygar insanoğlunun, ilkel ama masum bir dünyadışı ırkı ve gezegenini mahvetmeye giriştiği “Avatar”ı, gerçek çekimlerle sentez görüntüleri harmanlayıp normal oyuncularla dijital oyuncuları kaynaştırarak ve özel üç boyutlu kameralarla çalışarak meydana getiren Cameron’ın bu son eseri, vaktiyle 1930’larda sesin, sonra 1940-50’lerde de rengin girmesiyle temelden değişen Yedinci Sanat’ın evriminde belki de yeni bir dönüm noktası sayılabilir şimdiden, üç boyutlu teknolojinin katkısıyla.

 

Kilometre taşı

Üç boyut tekniği sayesinde kendini bu yabancı ama çekici gezegenin (ve hikâyenin) içinde buluverip perdede gördüğünün tam da göbeğinde hisseden seyircinin yer yer ağzını açıkta bırakan “Avatar”da, perdenin sınırlarını kaldırıp derinlik algısı arttırdığı seyirciyi muhteşem bir spectacle’ın içine çekmeyi başarıyor, belki de yarının sinemasının yollarını şimdiden döşeyen Cameron. Özel efekt bombardımanı halinde ve sıkı aksiyon sahneleri içeren, büyük bütçeli üstünyapımların, mükemmeliyetçi, uzlaşmaz ve megaloman yönetmeninin yine ustalığını, zanaatkârlığını konuşturduğu, yer yer şapka çıkarılası bu görkemli seyirliği, Yedinci Sanatı ve anaakım sinemasını farklı bir çağa atlatabilecek, yeni bir kilometre taşı sayılabilir.

Yazarın Son Yazıları

Polanski eski yarayı kaşıyor

Polanski eski yarayı kaşıyor

Devamını Oku
04.09.2020
Savaşın dehşetinde büyümek

Savaşın dehşetinde büyümek

Devamını Oku
22.08.2020
Elia Suleiman’ı özleyenler için

Filistinli ünlü sinemacı Elia Suleiman’ın(ES’nin), 2009 yapımı “The Time That Remains-Geride Kalan”dan beri süregelen suskunluğuna artık son verdiği ve başrolünü üstlenerek kendini oynadığı yeni filmi “It Must Be Heaven-Burası Cennet Olmalı”, ES’nin Nasıra’daki evinde oturup dışarıyı seyrettiği, konuşmasız sahnelerle açılıyor.Pişkin bir komşusu bahçesindeki ağaca çıkmış, limon araklıyor, avcılığa meraklı bir başka komşusu da başından geçen kartal-yılan hikayesini anlatıyor.Yalnız yaşayan bir dünya vatandaşı olan kahramanımız, Filistin hakkında çekeceği bir film tasarısını Fransız yapımcısıyla görüşmek üzere Paris’e uçuyor ama önerdiği senaryo reddolunca bu kez yine sinema münasebetiyle çağrılı olduğu New York’a geçiyor, gözlemciliğini otel odalarında sürdürüyor.

Devamını Oku
21.02.2020
Sevgililer günü münasebetiyle

Çağdaş, Fransız oyun yazarı, tiyatro rejisörü, komedyen (ve muhtemelen 1960-70’lerin, yaşlandıkça arada bir yönetmenlik de yapan oyuncusu Guy Bedos’nun oğlu) Nicolas Bedos’nun senaryosunu da yazıp çektiği ikinci yönetmenlik denemesi olan “La Belle Epoque-Yeni Baştan”, gösterildiği son Cannes festivalinde seyirciye “hem eğlendirici, hem düşündürücü, hem de duygu dolu” dakikalar yaşatıp yarışma bölümünün en ilginç filmlerinden biri olarak dikkat çekmişti.

Devamını Oku
14.02.2020
Banliyöde ayaklanma var

005’te Fransa’yı günlerce birbirine katan banliyö ayaklanmalarından esinlenerek çekilmiş ve son Cannes festivalinde jüri ödülüne değer bulunmuş “Les Miserables-Sefiller” Cannes’ın sürprizlerinden biriydi.

Devamını Oku
07.02.2020
Arı vız vız vızz... (31.01.2020)

Kotevska ve Stefanov’un yönettiği En İyi Belgesel ve En İyi Yabancı film Oscar’larına aday ‘Honeyland-Bal Ülkesi’ bugün gösterimde.

Devamını Oku
31.01.2020
Sevimli bir film

Yönetmen Lulu Wang’ın kendi hayatından (yani kendi babaannesinin hastalığından) esinlenerek senaryosunu yazıp Changchun’da (Çin) çektiği “The Farewell-Elveda”, New York’ta beklediği Guggenheim bursunu alıp eğitimini sürdürmek isteyen ama akciğer kanseri teşhisi konmuş...

Devamını Oku
24.01.2020
Kesik El’le göçmen gencin arayışı...

Korku sinemasının ender kullanılan ama vazgeçilmez figürlerinden olan ve ait olduğu bedeni inat ve ısrarla arayan bir “kesik el”in başrolünde olduğu, bu kesik el’in yanı sıra dokunaklı bir kırık aşk hikâyesinin de beyazperdeye yansıtıldığı, Jeremy Clapin imzalı, 81 dakikalık Fransız animasyonu “J’ai Perdu Mon Corps-Bedenimi Kaybettim”, bilindiği gibi son Cannes festivalinin Eleştirmenlerin Haftası bölümünde gösterilip eleştirmenler kadar seyirci kesiminin de gönlünü fethederek büyük ödülü kazanmıştı 2019’da.

Devamını Oku
17.01.2020
‘Ben kimim?'

Quebec’in Montreal kentinde 1989’da doğan, öğretmen Genevieve Dolan’la oyuncu-şarkıcı Manuel Tadros’un oğlu olan yönetmen Xavier Dolan, bilindiği gibi son 10 yılda Kanada sinemasının, (1.68 cm boyundaki) harika çocuğu olarak yükselen yıldızı, malum.

Devamını Oku
10.01.2020
Bir Judy Garland vardı

Devamını Oku
03.01.2020
Mutlu olma ‘idefiksi’ne dair...

Devamını Oku
27.12.2019
Sinemada yıldökümü: 2019’dan akılda kalanlar

Devamını Oku
22.12.2019
Mutlu olma iştahı üstüne

Devamını Oku
13.12.2019
Ressamla modelinin aşkı

Son dönemin en nefis filmlerinden biri gösterimde: Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi

Devamını Oku
06.12.2019
Kimin evinde yok ki

Devamını Oku
29.11.2019
‘Oyun’un devamı ‘Kraliçe Lear’ gösterimde

Pelin Esmer, sinemamızda eşine pek rastlanamaz cinsten bir “güçlenme, güven duyma ve dayanışma” hikâyesini perdeye taşıyor.

Devamını Oku
22.11.2019
Kendini ve cinselliğini keşfetmek...

Devamını Oku
15.11.2019
Tanrı var ve adı da Petrunya

Makedonya YAPIMI ‘Onun Adı Petrunya’ haftanın kaçırılmayacak filmi

Devamını Oku
08.11.2019
Bu ‘Kız’ımız kaçmaz

Lukas Dhont’un yazıp yönettiği, ilk uzun metrajlı filmi ‘Kız’ı Filmekimi’nde ıskalayan tüm sinemaseverlere salık veriyorum.

Devamını Oku
03.01.2019
Terry Gilliam’ın yıllardır beklenen filmi gösterimde

Çağdaş bir Don Kişot çeşitlemesi...

Devamını Oku
07.12.2018
İstanbul film festivalinden notlar: ‘Utanç’tan ‘Canavar’a...

İstanbul film festivalinden notlar: ‘Utanç’tan ‘Canavar’a...

Devamını Oku
12.04.2018
Dehşetin soluk kestiği bilimkurgu: ‘Life’

Dehşetin soluk kestiği bilimkurgu: ‘Life’

Devamını Oku
23.03.2017
Mustang görücüye çıktı

Yönetmen Deniz Gamze Ergüven imzalı, Fransa’nın 2016 En İyi Yabancı Film Oscar adayı Mustang filmi, önceki gün İstanbul Galatasaray’daki Fransız Sarayı’nda verilen özel bir davet ile kamuoyuna tanıtıldı. Etkinliğe filmin genç başrol oyuncuları da katıldı.

Devamını Oku
24.10.2015
Sınırdaki uyuşturucu savaşları...

Sınırdaki uyuşturucu savaşları...

Devamını Oku
18.09.2015
Pasolini’yi kimler katletti? (20.03.2015)

Pasolini’yi kimler katletti?

Devamını Oku
20.03.2015
Underground bir gençlik

Underground bir gençlik

Devamını Oku
13.03.2015
Firavunlar diyarında

Usta sinemacı Ridley Scott’ın Kitabı Mukaddes’teki göç anlatısından uyarladığı ‘Exodus: Tanrılar ve Krallar’, görselliğiyle öne çıkan bir tarihsel epik

Devamını Oku
12.12.2014
Koca karısını aldatırsa...

Koca karısını aldatırsa...

Devamını Oku
10.10.2014
Derdin devası sevgi...

Derdin devası sevgi...

Devamını Oku
03.10.2014
20 bininci günde uyanınca… (26.09.2014)

20 bininci günde uyanınca…

Devamını Oku
26.09.2014
Bir peri masalı gibi...

Son Cannes festivalinin açılış filmi olan ‘Monako Prensesi’ bugün gösterime giriyor

Devamını Oku
19.09.2014
Çekici yıldızlar geçidi (29.08.2014)

Çekici yıldızlar geçidi

Devamını Oku
29.08.2014
Hortum artık bize de geldi (22.08.2014)

Hortum artık bize de geldi

Devamını Oku
22.08.2014
‘Fazla zekâ insanı bozar’

‘Fazla zekâ insanı bozar’

Devamını Oku
15.08.2014
Bir kirli polis portresi

Bir kirli polis portresi

Devamını Oku
27.06.2014
Ustaya şapka çıkaralım (13.06.2014)

Ustaya şapka çıkaralım

Devamını Oku
13.06.2014
Sıkı bir hapishane draması: ‘Yüksek Risk’

Sıkı bir hapishane draması: ‘Yüksek Risk’

Devamını Oku
06.06.2014
Beylik bir suç filmi

Beylik bir suç filmi

Devamını Oku
30.05.2014
Çekici bir dolandırıcı işbaşında...

Çekici bir dolandırıcı işbaşında...

Devamını Oku
23.05.2014
Maskenin ardındaki yaşamlar

Maskenin ardındaki yaşamlar

Devamını Oku
16.05.2014