Don Kişot anne babalar ve siyasiler
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Don Kişot anne babalar ve siyasiler

05.10.2025 11:20
Güncellenme:
Takip Et:

Geçen hafta helikopter anne babalardan, helikopter yöneticilerden söz etmiştim. Şimdi Don Kişot anne babalardan ve Don Kişot siyasetçilerden söz etmek istiyorum. Bu kavram nasıl ortaya çıktı?

DON KİŞOT OLMAK

Geçen gün küçük damadım (boyu ve yaşı küçük değil, sadece küçük kızımın eşi olduğu için küçük dedim), bir elinde resim defteri, bir elinde boya kalemi evde kızının peşinde dolanıp duruyordu. Kızı ise elindeki tabletle oynaya oynaya salonda yer değiştiriyordu. Damadım, “Kendimi Don Kişot gibi hissediyorum baba” dedi. Kızı tabletle oynamasın, resim yapsın istiyordu, kendini hayal peşinde koşan Don Kişot gibi hissetmişti. Onun bu metaforu bana ilham verdi, şöyle:

Cervantes’in “Don Kişot” adlı romanında İspanya’da şövalyelik dönemi bitmiştir, artık gezici şövalyeler yoktur. Fakat Don Kişot bir gezici şövalye olmak istemektedir. Gerekli hazırlıkları yapar, yola çıkar. Don Kişot, iyi niyetli bir insandır ancak artık kaybolmuş bir kültürü yaşatmaya çalışmaktadır. Metafor bu noktada ortaya çıkmaktadır. Çocukların masa başı etkinlikleri, sokak oyunları, maalesef artık eskide kalmaya başladı, onların yerini dijital dünyanın oyunları aldı. Çocuklarının tabletlerin, bilgisayarların başından kalkmasını, eskisi gibi yaşamalarını isteyen anne babalara, bu yüzden “Don Kişot anne babalar” diyebiliriz. 

Eskinin sokak oyunları, karlı kış gecelerinin ev içi oyunları, kalemli kâğıtlı etkinlikler bence de güzeldi, yararlıydı. Özellikle bazı oyunlar zekâyı geliştirmenin yanı sıra, sosyalleşmeye ve bedensel hareketliliğe teşvik ediyordu. Ancak artık çağ değişiyor, kar bile eskisi kadar yağmıyor. Dijital oyunlar, sanal dünya çok cazip ve renkli bir çehreyle çıktı ortaya. Bu durumu yok sayamayız. 

HER ALANDA DON KİŞOTÇULUK 

Aslında ortaya çıkan her teknolojik yenilik karşısında yetişkinler rahatsız olmuşlar, eskiyi sürdürmek istemişlerdir. Traktör ülkemizde yaygınlaşmaya başladığında köylümüz, “Bu bizim geleneklerimize aykırı, baksana küçük büyüğün önünde gidiyor” diyerek yeniliğe direnmeye çalışmıştır. (Traktörün ön tekerinin küçük arka tekerinin büyük olmasını kastediyorlardı.) 1960’lı yıllarda çamaşır makinesinin elle çitilemenin yerini tutamayacağını söyleyen çok kadın vardı. 

Radyo ortaya çıktığında Batı’da anne babalar, zararlı olduğunu, kulağı dayayıp radyo dinlemenin beyni sulandıracağını söylediler, çocuklarının radyo dinlemelerini engellemeye çalıştılar. Ülkemize televizyon girdiğinde aydınlar televizyonun aile içi iletişimi azalttığını söylediler. (Karı koca arasındaki iletişim zaten zayıftı, akşamları erkekler kahveye giderlerdi.) Bu tür eleştirici davranışlar yeniliğe gösterilen tepkiler olarak zihinlerimizde kaldı. Sonuçta sadece anne babalar değil, herkes Don Kişotçuluk oynadı.    

Peşin hükümlü davranıp teknolojik yeniliklere karşı çıkmamak gerekir. Karşı çıkanlar tarihte gülünç duruma düşerler. Orta Asya’da at ilk kez evcilleştirildiğinde gençler, muhtemelen gün boyu at sırtından inmediler, varsa yoksa attı. Büyük ihtimalle o günkü anne babalar, “Bırak şu tableti elinden” diyen bizler gibi “İn şu attan” dediler. Oysa sonuçta yeniliğe karşı çıkanlar her zamanki gibi haksız çıktılar. Ata binen Türk gençleri o günkü Avrasya’nın en büyük imparatorluğunu kurdular. Benzeri şekilde günümüzde interneti çok kullanan dünyalılar da yakında dünyaya hâkim olacaklardır. Don Kişot’un devri geçmiştir.

İnterneti, tableti öcü olarak tanımlayan günümüz yetişkinleri ikilem içindeler. Bu grup bazen internette ülkemize hakaret eden bir site görüyor. Canları sıkılıyor ancak kızmaktan başka bir şey gelmiyor ellerinden. Bu kişiler ertesi gün aynı siteyi tekrar açtıklarında sitenin hack’lenmiş olduğunu, ekrana bir Türk bayrağı yerleştirildiğini görüyorlar ve “Eline sağlık koçum!” diyorlar. Bu bir ikilemdir. İnterneti çocuklarına kısıtlamaya çalışan bu grup, başkasının çocuğu bir internet ustası, bir hacker olduğunda sevinmektedir. O genç ülkemiz aleyhine olan o siteyi hack’lemiştir ancak bunun için günde 18 saat internetin başında oturmuştur.

Teknolojik yeniliklerde geçiş dönemlerinde olmak zordur. Bizim kuşağımız ise kısa aralıklarla geçiş dönemleri yaşadı. Uyum sağlamak zor olsa da kaçınılmazdır.

SİYATETTE DON KİŞOTÇULUK

“Sapiens” isimli kitabıyla ünlenen Harari 10 yıl kadar önce ülkemize geldiğinde bir televizyon programında şunu söyledi: “Dünyadaki bazı toplumların geleceğe ilişkin planları yoktur; onlar şanlı tarihlerine sığınırlar.” Yani Harari bazı toplumların Don Kişotçuluk oynadıklarını belirtmişti. Gerçekten de Batı, Mars’a seyahat filmleri çekerken bizler Osmanlı’nın kuruluş yıllarıyla ilgili diziler çekiyoruz. Bu tür diziler siyasetçilerin topluma eskiyi şirin gösterme çabasının bir sonucu olabilir. Kılıçla kale zapt etme dönemi geçmiştir.

 

İlgili Konular: #Ebeveyn

Yazarın Son Yazıları

Okul zorbalığı

Okul zorbalığı

Devamını Oku
12.04.2026
Songül ve Mahmut Telli

Zülfü Livaneli, “Serenad” isimli romanında “Türkiye’de her ailenin bir hikâyesi vardır” der. Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Sarıkamış, Kurtuluş Savaşı, 12 Mart’ın mağdurları, 12 Eylül’ün muğlak kayıpları ve türlü felaketler bu duruma neden olmuştur. Acısıyla, tatlısıyla kendine özgü hikâyesi olan bir Türk ailesi de Telli ailesidir. Songül ve Mahmtu Telli çiftinin Cenk ve Cem adlı iki oğulları olmuştu. Ailenin başına gelen felaket Cenk’i 19 yaşındayken Almanya’da bir trafik kazasında kaybetmeleriydi.

Devamını Oku
05.04.2026
Zorbalık

Zorbalık

Devamını Oku
29.03.2026
Binek taş kadar pırlanta

Kadın cinayetlerini durdurma çabası, kısıtlı çevrelerdeki kınama seanslarından sıyrılıp İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki güvencelere ve toplumsal bağlantısallık ilkesine dayanmak zorunda. Siyasal üsluptaki öfke dilinden televizyon dizilerindeki silah güzellemesine kadar her ayrıntı, şiddeti bir yaşam biçimi olarak meşrulaştırıyor. Gerçek çözüm ise ekonomik iyileşme ve eğitim reformuyla desteklenen topyekûn bir kültürel değişimde yatmaktadır.

Devamını Oku
15.03.2026
Çocuk çeteleri

Çocuk çeteleri

Devamını Oku
22.02.2026
Balım kız, dalım oğul

Çocukluğun o hışırtılı radyo günlerinde, radyo başından ayrılmayan bir neslin belleğinde iz bırakan bir ses: Dr. Ceyhun Atuf Kansu’nun Anadolu coğrafyasını, bitkilerini ve kültürünü destansı bir üslupla anlattığı o unutulmaz radyo konuşmaları, Cumhuriyet’i ve Anadolu’yu selamlıyordu.

Devamını Oku
15.02.2026