Döviz- faiz- enflasyon üçgeninde tartışılan ekonomik kriz derinleşirken sürekli endişe verici haberler geliyor.
Otomotiv üreticisi TOFAŞ, ekim ayında üretime dokuz gün ara vereceğini açıkladı. Renault, 4 hafta boyunca cumartesi günleri 4-12 vardiyasında üretim olmayacağını bildirdi.
İnşaat sektörü ağır bir borç krizinin içinde.
Konkordato ilan eden şirketlerin sayısı 3000’i aştı.
Geçim sıkıntısı yüzünden kendini yakıp asanların haberleri ardı ardına medyaya yansıyor.
Fiyatlardaki artış ve işsizliğin, emekçilere yönelttiği tehdit giderek büyüyor.Özellikle sağlık sektöründeki tehdit, yaşamsal risk taşıyor. SGK finansman açığı zirve yapınca, Yeni Ekonomi Programı’na (YEP) göre, kamuda planlanan tasarrufun 10.1 milyar TL’sinin bu kurumdan yapılacağı açıklandı. SGK, vatandaşların hastalık, işsizlik, sakatlık, ölüm ve analık halinde korunmasını sağlamakla, emekli aylıklarını ve sağlık harcamalarını ödemekle yükümlü bir kurum.Öyleyse vatandaş olarak bilmemiz lazım: Tasarruf nasıl sağlanacak? Hangi harcamalar kesilecek?
Bunun yanıtını bir süredir almaya başladık. Döviz kurlarındaki oynamalar nedeniyle bazı ilaçlar piyasaya giremiyor. Hayati ilaçları bulamıyorsunuz, bazı hayati ilaçları da SGK karşılamıyor. Kısa bir süre önce Ankara’da eczane eczane gezip ilaç arayan biri olarak bunu yakından biliyorum.
Muayene katılım payı ve ilaç katkı payı adı altında dar gelirlilerden ve emeklilerden ilave ücret alınıyor. Diyabet hastaları için hayati önem taşıyan insülin pompasının fiyatına büyük zam geldi; SGK’nin karşıladığı miktar artmayınca hastaların pompayı satan firmaya ödemesi gereken miktar yüzde 100 arttı. Bu ücreti karşılayamayan milyonlarca hasta var!
Kamuda tasarruf için emekçilerin sağlık harcamalarında kısıntıya gidilirken, bu yıl yaşanan bir gelişme aklıma geldi. Ocak ayında TBMM Başkanlık Divanı, milletvekilleri, eski milletvekilleri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için gideri Meclis bütçesinden karşılanacak implant sayısını 8’den 12’ye ve her implant için malzeme bedelini de 600 liradan bin liraya çıkardı. Muayene ve hizmet bedeliyle bu rakam, implant başı 2 bin3 bin lira arasında değişebiliyor. Demek ki bir vekil veya yakını 12 implant yaptırırsa, Meclis 30 bin liradan fazla ödeme yapacak. Yani vatandaşın tanesine yaklaşık 1500 lira ödediği implantlar, eski ve yeni tüm milletvekillerine ve ailelerine ücretsiz yaptırılıyor ve parası vatandaşın cebinden çıkıyor. 696 sayılı KHK’de yer alan hükümlere göre, bu haktan Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri de yararlanıyor.
Ayrıca Meclis’in vekil ve yakınlarına ödediği gözlük ve çerçeve bedelleri de arttı. İşitme cihazlarında ise her kulak için 3 bin lira ve tamir ücreti, Meclis bütçesinden ödeniyor. Buna karşılık SGK, yetişkin hastalar için çalışanlarda işitme cihazına 600 TL, emeklilerde 675 TL ödüyor.
Bütün bunlar da gösteriyor ki, YEP ile hedeflenen tasarruf, vatandaşın cebini yakarken, birileri bol keseden harcamaya devam edecek. Sosyal güvenlikte yapılan kesintiler yüzünden vatandaşlar ya hasta olacak ya da hayatından olacak!
Bir yanda hastaneye gittiğinde bir muayene, iki tahlil, bir röntgen ve birkaç ilaç karşılığında eve maaşının üçte birini bırakarak dönen emekli var; diğer yanda milletvekili yakınının implant masrafını da emekliden, emekçiden çıkarmayı düşünen iktidar!
Kuşkusuz kapitalizm, Türkiye’de en vahşi evresindedir. Ayrıcalıklılar daha ayrıcalıklı hale gelirken, dar gelirliye ödetilen bedel ise doğrudan hayatıdır!
Biri yer biri bakar, kıyamet bundan kopar...
Yazarın Son Yazıları
Milli Eğitim Bakanlığı, Yusuf Tekin imzasıyla tüm illere gönderilen “Ramazan Ayı Etkinlikleri” yazısıyla bir ramazan programı başlattı.
Eski HDP’li vekil Sebahat Tuncel, T24’ten Cansu Çamlıbel’e açıklamalar yaparken “Kürtlerin emperyalistlerle ittifakı taktiktir” demiş.
Yılmaz Özdil’in Sözcü TV’de AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve torunları adına konuşurken kullandığı ifadeler, tahmin edilebileceği gibi büyük bir tartışma başlattı.
“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyet ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma, toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
Dün sokakta yürürken yanıma CHP’li olduğunu belirten bir kadın geldi.
ABD Adalet Bakanlığı’nın Epstein dosyalarını yayımlamasıyla milyonlarca belge göz önüne serildi.
DEM Partili Pervin Buldan’ın 2022’de Türkiye Cumhuriyeti’ni “yüz yıllık bir yıkım süreci” olarak nitelediğini ve sonrasında TBMM başkanvekili olarak seçildiğini biliyoruz.
Yazımın başlığındaki ifade, Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) geçen pazar günü Ankara’da düzenlediği toplantı boyunca kullanılan “gazeteci çocuk” sembolüne bir atıf.
AKP, MHP VE DEM’li üç milletvekilinin 24 Kasım 2025’te İmralı’da terörist başı Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmenin kamuoyuna açıklanan 16 sayfalık özet tutanağı, orada “darbeden” söz edildiğini ortaya koydu!
Sırasıyla yazalım. O basın toplantısında ne oldu? “Ulusalcı bir azınlık” denen, CHP’nin tabanında yer alan Atatürkçüler herhalde ama onlar hiç de azınlık değiller.
Çetelerin cirit attığı, uyuşturucu sarmalının her yeri sardığı, sokaklarda çocukların birbirini öldürdüğü, her çeşit dolandırıcılığın tavan yaptığı, aile içi şiddetin her gün can aldığı, kimsenin yaşam güvencesinin kalmadığı, hukukun yerle bir edildiği bir ülkedir artık Türkiye.
Uğur Mumcu, gazetecilik mesleğinde ve siyasi tarihimizde öyle kalıcı bir iz bıraktı ki Cumhuriyet gazetesinde “Gözlem” adlı köşesindeki yazıları, kitapları ve konuşmaları, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, Türkiye’yi ve dünyayı anlamak için karanlıkta bir fener gibi!
Amerika’nın Suriye’de PKK bağlantılı SDG’yi kullanıp atmasından sonra isyan edenler ve öfke patlaması yaşayanlar var.
Alevlendirilen şeriat ve İslam tartışması
İçeride açılım ve ünlülere uyuşturucu soruşturmaları, dışarıda Trump’ın emperyalist planları ve Suriye’de Şam ordusu ile SDG’nin çatışması derken bu hafta gündemde öne çıkarılmayan ama hayatımızı derinden etkileyecek bir gelişme daha oldu.
Trump ikinci kez ABD başkanı seçildiğinde, Amerikalı yazar Susan Jacoby’nin kitabına (The Age of American Unreason) atıfla, George W. Bush iktidarına benzer bir dönemin başladığını ve Trump’la birlikte Mantıksızlık Çağı’nın zafer çanlarının yeniden çaldığını yazmıştım.
Ekrem İmamoğlu, T24 portalından Cansu Çamlıbel’in sorularını yanıtlamış.
Başından beri uyardığımız oldu.
CHP listelerinden milletvekili seçilen üç milletvekilinin AKP’ye geçmesi, artık bir seriye dönüşen İLKESİZ SİYASET yazılarımın dördüncüsünü yazmamı gerektirdi.
Dünya siyasi tarihi “demokrasi” yalanıyla yapılan darbelerle dolu.
Tahmin ederim; başlığı görünce çoğu kişinin aklına insanların tutsak edilmesi gelmiştir.
Okurlarım bilir, köşe yazılarımda özel yaşantımdan söz etmem.
2025’in son yazısı daha farklı olsun isterdim ama bir gazetecinin halka sorumlu olduğu gerçeğini hiç unutmadığım için, ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda yine endişe duyduğum bir konuda yazıyorum.
1970’lerin sonunda “Marksist-Leninist” bir örgüt iddiasıyla PKK terör örgütünü kuran terörist başı Öcalan, son dönemde tam bir açılım içinde!
Asgari ücret tespit komisyonundan işçi sınıfı için İDAM FERMANI çıktı!
Günlerdir sosyal medyada ve geleneksel medyada birtakım tanınmış kişilerin yazışmaları ve görüntüleri paylaşılıyor, hatta “gazeteci” denen bazı kişiler, bunları köşelerine taşıyor.
“Açılım süreci” adı altında kapalı kapılar ardında dönen pazarlıkları yaklaşık bir buçuk yıldır bu köşede yazıyorum.
Çarşamba günü medyaya yansıyan bir haber vardı.
Özgür Özel, 12 Aralık’ta İlke TV’de bazı sorular sorulmasını gerektiren değerlendirmelerde bulundu.
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, gerici açıklamalarına bir yenisini daha ekledi.
Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin 29 Kasım’da bir sempozyuma katılma bahanesiyle uzun namlulu silahlı korumalarıyla Cizre’ye gelmesi, aklıma Uğur Mumcu’nun 7 Ocak 1993 tarihli gazetemizdeki yazısını getirdi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Cumhuriyet ilan edilmiş ama eksik bırakılmıştır” diyerek yine Cumhuriyeti hedefe koydu, anayasa değişikliği isteyerek yine 1921 Anayasası’nı övdü ve Bahçeli tarafından alkışlandı.
Öcalan açılımı için kurulan TBMM komisyonunda basına kapalı oturumlar yapılmasından sonra, AKP milletvekili Hüseyin Yayman Öcalan’ın ayağına İmralı’ya giden heyette yer aldığını halktan gizlemeye çalıştı.
Yıl 1934...
Hani bazen hayatınızı adadığınız bir mücadelede öyle bir an gelir ve yıllarca yalnızca duvarlara bağırdığınızı düşünürsünüz..
Yaklaşık bir yıldır birçok yazımda uyardığım bir tehlike, DEM Partisi çevresinden ilk kez açık açık dile getirildi.
İçinde yaşadığımız dönemin en berbat özelliklerinden birisi, kavramlara farklı anlamlar yükleyerek insanları kolayca kandırmanın çok yaygınlaşmış olması.
Sonunda bu da oldu.
Cuma günü TBMM’de yapılan İmralı oylamasından sonra bir TV kanalında bir siyasal iletişimcinin konuşmasına rastladım.
Dün gazetemizde Aytunç Ürkmez imzasıyla yayımlanan bir haber...