Kendine haddini bildirmek

21 Temmuz 2020 Salı

Son bir haftada internette karşıma çıkan üç haber.

“Online” kurban pazarına büyük ilgi

Pandemi döneminde kalabalık kurban pazarlarına gitmek istemeyenler için sanal kurban pazarı kuruldu. Ev eşyaları, giyim, gıda ve teknolojik aletler gibi çok sayıda ihtiyaç malzemesi internet ortamında alıcı bulurken, bu listeye kurbanlık hayvanlar da eklendi.

***

Atlı ve drone’lu “kurban yakalama timi”ne kement atma eğitimi

Kurban Bayramı’nda kaçması olası hayvanlar için Erzincan’da oluşturulan “kurban yakalama timi”ne halka ile kement atma eğitimi veriliyor. Ekipte bir drone ve bir at da yer alıyor.

***

Besiciden dev organizasyon

İnsanlar kurbanının kesimini evinden canlı yayında izlerken, yapılan organizasyon sayesinde kurbanlar kapıya getiriliyor.

***

İlk haberde, insanların bilgisayardan ya da telefondan internete bağlanarak öldürülmesini istedikleri hayvanı seçebildikleri duyuruluyor. İnsanlık o kadar ilerlemiş ki hayvan ve doğa katliamı yüzünden ortaya çıkan bir virüsle mücadele ederken bile hayvan öldürmeyi kolaylaştırıyor. 

Hayvanların ayakkabı, çanta, dolap, tost makinesi benzeri eşyalar gibi satışa sunulduğu söyleniyor ve bu hizmet olarak görülüyor.

İkinci haberde, “kaçması olası hayvanlar” ifadesi dikkat çekici. İnternette satışa sunulan hayvanlar demek ki eşyadan farklı; bıraksanız yaşamak için kaçıyor.

İnsanlar bunları bilse de onları esir etmek için yeni yöntemler geliştiriyor. Baksanıza yakalama timi kurmuşlar, teknolojik gelişmelerden yararlanıp drone bile kullanacaklar!

Üçüncü habere göre, kurnaz bir besici, koronavirüsten korkup hayvan pazarına gitmek istemeyenler için işi daha da geliştirmiş. Kesilsin diye sanal âlemde seçilen hayvan canlı yayında öldürülürken, bu olay, ailece izlenebilecek bir etkinliğe dönüştürülmüş. 

Hayvan katledildikten bir süre sonra kapı çalıyor, “etler” alıcıya hızla teslim ediliyor.

***

Online satış, bilgisayar, internetten canlı yayın, drone... 

Bu üç haber de, insanın 21. yüzyıldaki en büyük çelişkisini ortaya koyuyor: Hayvanları öldürmek için teknolojiyi sonuna kadar kullanan insan, etik açıdan hiçbir gelişim göstermiyor. 

Bilim, hayvanların da insan gibi bilinçli ve duyarlı canlılar olduğunu, 

Onların da sevgi, acı, üzüntü, öfke, korku gibi duyguları yaşayabildiklerini, 

Sosyalleşebildiklerini, 

Yavrularını koruma içgüdüsüne sahip olduklarını,

Kendi türdeşleri ile özgürce yaşamak istediklerini... 

ve bunun için mücadele ettiklerini ortaya koysa da... 

İnsanlar bu kanıtları görmezden geliyor. Hayvanların çıkardığı sesleri, yüz ifadelerini, beden hareketlerini anlamazlıktan geliyor.

Onların fiziksel özelliklerinin ve kendi aralarında iletişim için kullandıkları dilin farklı olmasından faydalanıp, yüzyıllardır hiçbir zorunluluk yokken hayvan katliamını sürdürüyor. Doğada yıkıma neden olurken kendi etik gelişiminin önüne de set çekiyor. 

***

Bir an için düşünün. Hayvanlar insanlarla aynı dili konuşabilseydi acaba onların canını almak bu kadar kolay olur muydu? Soykırım boyutuna varan yaşam hakkı gaspı olanaklı olur muydu?

Herkesin hayatta büyük bir hayali vardır. Benimki de bu: Bir gün hayvanların “YAŞAMAK İSTİYORUM!” diye bağırdığını, anne koyunların “KUZUMU BIRAKIN!” diye yeri göğü inlettiğini düşünüyorum.

Birileri diyebilir ki: boşa hayal kuruyorsun, o gün hiç gelmeyecek. 

Öyleyse ben de diyorum ki: yaşamak isteyenler farklı dilde bağırsa da, hatta dilsiz de olsa, nefes almak için verilen mücadelenin yarattığı sarsıntıyı yüreğimizde hissediyorsak, insan olma serüvenimizde devrim olur.

O “boş hayal” denilen şey bir devrim yaratabilir. İnsanın kendine haddini bildirmesi için eşsiz bir fırsattır bu. 

Aslında hayatta en önemli mesele de budur. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Şiddet dolu bir distopya 18 Temmuz 2021