Enver Aysever

Ayşe Öğretmen

17 Ekim 2018 Çarşamba

Anayasa Mahkemesi zamanında karar almazsa, Beyaz’ın televizyon programına bağlanıp “çocuklar ölmesin” diyen Ayşe Öğretmen hapse girecek bebeğiyle 31 Ekim’de. Bu durum kaç kişiyi ilgilendirir? Acuntv’de uyduruk şarkı yarışmasında seçici kurul üyesi olarak gevrek gevrek gülüyor şimdilerde Beyaz! Ailesinin devlete bağlı, hizmette kusur etmeyen fertlerden oluştuğunu yaşlı gözlerle ekranda anlattı da, kefeni yırttı. Kolayı Beyaz olmak, gücü Ayşe Öğretmen olmak! Biri devletin evladı, öteki terörist, öyle mi?
Hafta sonu Amedspor deplasmana Sakarya’ya geldi. Maç öncesi statta askeri harekât görüntüleri yayımlandı ve “Ölürüm Türkiyem” şarkısı dinlettirildi seyircilere. Kime? Bu ülkenin çocuklarına... Niye? Eğer sahadakiler teröristse nasıl lisans çıkarıyorsunuz bu gençlere? Savcı var, hâkim var... Yok, eğer değillerse, neden onlara düşman muamelesi yapıyorsunuz? Elazığspor gelse mesela, ona da aynı görüntüleri izlettirecek misiniz? Bu çocuklar maçın devre arasında saldırıya uğruyor, dayak yiyor, neden? 12 Eylül zindanlarındakine benzer bu uygulamanın topluma yararı nedir? Bu görüntüleri ekrandan izleyen bölge insanı nasıl bir duyguya kapılacaktır?
1980’den önce Türk diplomatlara ASALA saldırıları oluyordu, ölümlerle sarsılıyordu toplum. Unutmam, 23 Nisanlarda, ölümlerin öfkesiyle Ermeni ilkokulundaki çocuklara küfür eder, saldırırdı güruh. Şahsi tanıklığım mevcut. Kime bu öfke? Anadolu çocuklarına... Malatyalı Hrant Dink’i başka bir memleketin yurttaşı sanan az değil hâlâ. Oh olsun diyene de rastlanır elbet. Birkaç gün önce semt ilkokulu önünden geçiyorum, zil çaldı, yine aynı şarkı “Ölürüm Türkiyem.” Neden burası ölünecek bir yer, yaşanacak değil? RTE gençler komando olsun istiyor. Neden bilimci, sanatçı olsun istemiyor? Çiğ milliyetçiliğin müşterisi bol da ondan! İdeolojik tercih bu!
Sorunu sağlıklı zemine oturtmamız gerek oysa. Neo-liberal tezler tüm dünyayı ırkçı, mezhepçi, dinci, yani gerici iktidarlara mahkûm etti. Bizde Özal, Çiller, Mesut Yılmaz bunu iştahla uyguladı. (Yazık ki son Ecevit dönemi de hiç iyi sınav veremedi.) Gül, bu düzene son derece uygun isimdi, önce o geçti direksiyona, ardından RTE. Gericiliğin kökü Osmanlı’da elbette... Siyasal İslam egemen artık ülkeye… Batı uzun süre destekledi AKP’yi, pek memnundular. Neden? Çünkü kapitalizme tek bir itirazı yoktu İslamcıların da ondan. Üstelik dincilik, ırkçılık en uygun biçimde pazarlanıyordu AKP ile. Şimdi aynı memnuniyeti taşırlar mı, kestirmek güç. Siyasal İslam doğrudan Batı’yı vurmakta... Üstelik artık ılımlısının olamayacağı da ortada!
Ergin Yıldızoğlu yazdı, Birleşmiş Milletler İklim Paneli raporuna göre dünyanın sonu yakın. Küresel ısınmayı durdurmak için gereken önlem alınmazsa felaket kapıda. Peki, dünyayı bu duruma kapitalizm getirmedi mi? Ömrü dolan bir ideolojiden söz ediyoruz, hâlâ onun dilinden konuşup, güzel bir gelecek beklemek mümkün mü? Eğer piyasa iktisadı uygulanmaya devam ederse, dünya büyük krizlerle kavrulup tükenecek. İslamcılar sorunu Allah’a havale ederek çözmek isteyecektir kuşkusuz. Aydınlanmacılar ne yapacak peki? Eğer dünya sosyalist değerlerle önlem almazsa kapitalizm insanlığın sonunu getirecek. Hamasi söylem değil bu, doğa isyan ediyor. Kapitalizm; kan, gözyaşı, savaş, açlık demek!
Küresel ısınma Türk çocuklarına ayrı, Ermeni ve Kürt çocuklarına ayrı muamele yapmayacak bilesiniz!
Diyeceğim, gelinen yer rastlantısal değil. Neo-liberal siyaset önce sosyalistleri darbelerle yok etti, ardından ‘sınıf’ bilinci olmayan garip, liberal soslu sol(!) tarifi dayattı bu kitleye. Kürt meselesi doğal olarak sosyalistlerin önceliğiydi. Sınıfsal örgütlenmeye dayanan birikim ortadan kalkınca, geriye salt kimlik söylemi kaldı. Bundandır Said-Nursi ile çözüm aramaya kalkışmak. Mollalara bel bağlamak, düşünür muamelesi yapmak. Laiklikten kopuk, cumhuriyete ayağını basmayan, devrimci olmayan siyasal tavrın Kürt meselesini çözmesi mümkün değildir. Solun yurtseverliği yerine faşizme yol alan milliyetçilikle çözüm ararsanız, birbirini besleyen şiddete neden olursunuz. “Ölürüm Türkiyem” şarkısıyla hendekler arasındaki bağ bunca yakındır!
Ayşe Öğretmen’e dönersek, yaşamını çocuklara adayan biri için elbette ‘barış’ sözcüğü kutsaldır. Dayanamayıp, gecenin o saatinde ekrandan haykırması cesaret sayılıyor. Eh haksız da değil insanlar, vicdanının sesini dinlediği için el kadar bebekle mahpusa düştü Ayşe Öğretmen, belki yeniden demir parmaklıklar ardına gidecek. Bu Neo-liberal siyaset çok zamandır barış, adalet, özgürlük kavramlarının içini boşalttı, değersizleştirdi. Ayşe Öğretmen bebeğiyle zindana girerse sebebi budur. AYM bu yanlışı düzeltirse tüm sorunlar çözülmeyecek elbet, gericilik yenilmiş olmayacak. Toplum vicdanı biraz serinleyecek. Dediydi ya: “Taraf olmayan bertaraf olur” diye. Doğrudur ya Beyaz olacaksın bu devirde ya da Öğretmen Ayşe!
Unutmayın sosyalizm yoksa zulüm var!  


Yazarın Son Yazıları

Tuz koktuktan sonra! 31 Aralık 2020
Değişim hamaseti! 24 Aralık 2020
Kullar ve yurttaşlar! 21 Aralık 2020
Modern gericilik! 14 Aralık 2020
Paranın dini imanı 3 Aralık 2020
Cin, cemaat, cehalet! 26 Kasım 2020