Kulüp yöneticileri sanırım parayı toprağa gömmektense (!) flaş transferleri tercih ediyorlar. Ankara’da üstü çamur kaplı taşlaşmış zemini sonra da tribünlerde Mehter Marşı eşliğinde Osmanlı bayraklarını görünce kendimizi zaman tünelinde sandık bir an. Artık modern dünyada böyle zeminlerde oynanmıyor futbol. Futbolcuların değeri artarken, futbolun değeri artarken futbolun oynandığı zeminlerin de aynı oranda önemsenmesi gerekiyor çünkü.
Her iki takım da bastıkları zemini hesap ederek temkinli başladılar oyuna. Bu da takım oyunundan ziyade bireysel becerilerin öne çıkacağı bir karşılaşmanın habercisiydi bize. Nitekim doğru dürüst bir pozisyonun olmadığı daha o dakikaya kadar bir tek korner atışının bile kazanılmadığı maçta orta alandan Oğuzhan’ın pasıyla buluşan Talisca ceza sahası dışından sol ayağıyla topu gayet teknik bir plaseyle filelerle buluşturunca Beşiktaş öne geçiverdi. Ama henüz karşılaşmanın 20. dakikasıydı.
Santraforun arkası Talisca için en uygun yerdi zaten. Hiç savunmaya yardım etmediği ve topla buluşma yüzdesinin düşük olduğu düşünülürse. Talisca gibi savunma sevmeyen Quaresma’nın bir de topla buluşma konusunda sorunu var. Final paslarına hep 1-2 metre uzak kaldı. Kartal 2. golü bulamayınca
Osmanlıspor giderek atak isteğini artırdı. Artık oyuna ortaktı ev sahibi.
Bu arada Siyah-Beyazlıların savunma zaafları da bir bir ortaya çıkıyordu. Takım bağlantıları da kopunca Osmanlı oynamaya Beşiktaş karşılamaya başladı daha çok. Ama değişmeyen tek şey son derece düşük olan tempoydu. Osmanlı’nın Beşiktaş sahasında fazla görünmesinin ardından Şenol Güneş, Q7’yi alıp Tolgay’ı oyuna soktu ve savunma önünü üçledi. Sahaya rağmen Tolgay-Oğuzhan-Atiba’yla birlikte akışkan organize futbola geçti Beşiktaş.
Bu arada Kartal’ın en kötüsü Q7’nin oyundan çıkarken ne hakla sinirlendiği ise anlaşılamadı. Hakem Palabıyık 90’da Tolgay’a yapılan penaltıyı es geçti ama Cenk’in 90+3’te attığı golle Beşiktaş iyi oynayarak bitirdiği maçtan 3 puanı almış oldu.
Tolgay girince
Yazarın Son Yazıları
Medyamızın, taraftarların, menajerlerin ve aracıların en sevdiği dönemdeyiz; ara transfer dönemi.
Yeni bir yıla daha girdik ama sorunlarımızı da birlikte getirerek.
Cerny, Abraham ve Orkun’un bireysel becerilerine kalmış her şey. Oyun içinde dalgalanmalar, skorlarda dalgalanmalar hep bu yüzden. “Bireysel hata” gibi ucuz mazeretlerden değil.
Her iki takımda da büyük eksikler var.
Sakat, cezalı ve milli takımlara gidenler nedeniyle Beşiktaş’ta Demir Ege, Kartal ve Taylan ilk on birde.
Yine değişen bir şey yok; ne maç yönetimlerinde, ne hakem atamalarında ne de kulüp yöneticilerinin tavırlarında.
Böyle skor korunamaz, korunamıyor da zaten. Skor eşitleniyor: 3-3. Uzatmalarda Beşiktaş’ı Allah koruyor. Sonuçta ben de skoru belirleyen VAR ile ilgili Trabzonlu TFF Başkanı’ndan bir açıklama bekliyorum.
TFF Başkanı Hacıosmanoğlu yaptığı açıklamalarla bize ne demek istedi?
Beşiktaş’ın ilk on birinde 6-7 oyuncu belli artık. Ama ben mesela Milli Takım kalecisi Mert’in, Sergen Yalçın’la birlikte neden itibar kaybına uğradığını anlamıyorum.
Pazartesi akşamı ne izledik biz?
Baştan söyleyeyim.
Baksanıza adalete olan inancımızın her gün daha da azaldığı şu kirlenmiş futbol ortamını birileri bahis üzerinden temizleme kararı almış.
Önde presle rakip alanda topu tutabilme, savunmadan güvenli çıkışlar, kanatların iyi çalışması Beşiktaş’ın artılarıydı
Beşiktaş’ın son mali kongresi kulüpte işlerin hangi noktalara vardığının bir göstergesi maalesef.
Beşiktaş baskılı ve enerjik başlıyor ve 2 golle öne geçiyor. Ama VAR’ın işgüzarlığıyla, hakemin sarı kartı kırmızıya dönüyor, Orkun gereksiz hareketi yüzünden atılıyor ve Kartal 10 kişi kalıyor.
Bu ligin şaibeli olduğunu zaten hep biliyorduk.
Maçın hemen başında Toure’nn soldan top sürerek ceza alanına girişi, Cerny’nin yerden topu uzatışı ve Cengiz’in net vuruşuyla Beşiktaş Kasımpaşa karşısında öne geçiyor.
Ne sebeple olursa olsun maç ertelenmesine karşıyım.
Süper Lig’i yayıncı kuruluş mu yönetiyor?
Zafer sarhoşluğu içindeyiz.
Maç yazımda “Fırsat kaçtı” başlığını atmıştım.
Fırsat kaçtı
Galatasaray derbinin favorisiydi. Ama belli ki Liverpool maçının yorgunluğu vardı.
Bitmeyen çilemiz bizim bu; tribünlerin küfürlü sloganlar nedeniyle sürekli ceza yemesi.
MHK’nin görevi iyi hakem yetiştirmek ve o iyi hakemleri adaletli bir şekilde maçlara vermek değil midir?
Garabetler ülkesiyiz; anımsarsanız 2004’te tekrarlanan Çaykur Rize-Fenerbahçe maçı ocak transferleri de kullanılarak oynanmıştı.
Beşiktaş-Başakşehir maçından çıktım koşa koşa eve geldim.
Bakın Erkek Milli Basketbol Takımımızın oyuncusu Kenan Sipahi, Avrupa Şampiyonası’nda yarı finale çıkma başarısı gösterildikten sonra “Biz saha içinde ve saha dışında birlikte zaman harcamaktan çok zevk alıyoruz” diyor.
Sürekli dön dolaş aynı noktaya geliyoruz.
Bravo bildiniz, Ole Gunnar Solskjaer Beşiktaş’ı şampiyon yapamadı.
Karşınızda çok zayıf bir takım da olsa siz oyun kuramaz, topu rakibe verirseniz istediğiniz kadar savunmacıyla sahaya çıkın o rakip istediğini yapar, öyle olur böyle olur golü de bulur.
Eldeki kadroya bakıp Solskjaer üçlü savunmaya geçmiş.
Transfer değil emek!
Beşiktaş şu anki takım performansıyla kimi rahat yenebilir sorusunun yanıtı yok maalesef.
Gerçekçi olmak gerekirse Beşiktaş’ın bugün mucizeye ihtiyacı olacak.
Beşiktaş maçın başında kaptırılan topla şanssız bir gol yiyor.
Bu kadar kötü bir zamanlama olabilirdi ancak. Malum; Beşiktaş bu akşam Shakhtar Donetsk ile tarihi bir maça çıkacak.
Daha önceki yazımda, forma aşkının olduğu, aidiyete dayalı o eski yılların çok gerilerde kaldığından, artık her şeyin değerinin para ile ölçüldüğünden bahsetmiş ve bir futbolsever olarak üzüntümü dile getirmiştim.
Fikstür çekiminin üstünden daha bir hafta bile geçmedi. Ama kimse içerdiği haksızlıklar üzerine konuşmuyor.
Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Beşiktaş’ta çok isabetli gözüken iki transfer yapılmış, hele Abraham gibi çok renkli bir santrfor gelmiş ama hâlâ laf edenler var.