‘Veni, Vidi, Vici’

17 Şubat 2013 Pazar

Başlıktaki sözler Latince, Türkçesi “geldim, gördüm, yendim” anlamında. Tarihin önemli sözleri arasında yer alan, “Veni, vidi, vici” MÖ 47 yılında Roma İmparatoru Jül Sezar tarafından senatoda söylenmiş. Jül Sezar, Küçük Asya’da Zela (Niksar) dolaylarında Pontus kralı Pharnekes’in yenildiğini, yani Roma ordularının zaferini böyle kısa ve öz bir biçimde açıklamış.
Evet, elinde zaferini gösteren herhangi bir fotoğraf olmayan Jül Sezar, bu üç sözcükle, en kısa yoldan, elde edilen zaferi müthiş bir ustalıkla anlatıyor.
“Geldim, gördüm, yendim.” Tam bir algı yöneticisi.
Başbakanımızın, ağır bir ameliyattan çıkmış, yoğun bakımdaki bir paşanın ellerini şefkatle tutmuş,
“Geçmiş olsun” dediği fotoğrafa bakarken benim aklıma Jül Sezar’ın bu sözleri geldi.
Ben fotoğrafı zaferin fotoğrafı gibi algıladım. İşte buyurun,
“geldim, gördüm ve yendim”. Askeri velayetin yenilgisini görsel olarak bundan daha iyi hiçbir fotoğraf anlatamazdı. Ve Başbakan’ın algı yönetimine bir kez daha şapka çıkardım. Bravo!
Başbakan’a şapka çıkarırken bir kısım köşe yazarlarının bu durumu, farklı yorumlamalarına şaşıp kaldım.
“Başbakan değişmişmiş.” “Hukuksuzluk onu bile endişelendiriyormuş.” Vay, vay, vay... Başbakan neden değişsin?
Sahi neden değişsin? Egoları tavan yapan, çıktıkları tartışma programları artık ilkokul münazara seviyesine inen ama gene de kendilerini ülkeyi yönettiklerini sanan bir kısım zevat, Başbakan’ın onu seçimle başa getiren büyük çoğunluğa verdiği mesajı ne yazık ki, göremiyorlar. Bu fotoğrafla Başbakan, dini menkıbeler ve kahramanlık hikâyeleriyle büyüyen yurttaşlarına, korkusuz ve bağışlayıcı bir komutan imajını verdi. Camilerin önünde satılan resimli din kitaplarına alıp bir bakın,
“bağışlamak” o kitaplarda peygamberlerin ve Tanrı’nın en büyük özelliği olarak belirtilir. Başbakanımız da düşmanını bile bağışlıyor.
Ve bağışlanmayı canı gönülden kabul eden bir paşa! Üstüne üstlük mahpustaki bazı paşalar da bir gazeteci bayanın yazdığı gibi
“Erdoğan’ın sağlığı için duaya başlamışlar.”
Gerçekten yazık, aynı Başbakan, Ergenekon davası tutuklusu ve suçunun ne olduğunu asla öğrenemediğimiz
Kuddusi Okkır’ın ölümüne seyirci kalmıştı. Bütün bunları düşünürken aklıma inancın ne denli kutsal bir şey olduğu geldi. Yakın geçmişte cezaevlerinde bulunan KCK, PKK tutuklularının ölüm oruçlarıyla sarsılmıştık. Gene ölüm oruçlarıyla F tipi cezaevlerini protesto edenlerin teker teker ölümlerinden kendimizi sorumlu tutup derin bir vicdan yarasıyla birlikte yaşamaya mahkûm olmuştuk.
Çünkü onların
“daha eşiklikçi” bir dünya için umutları vardı ve bu umutları uğruna ölümü göze almışlardı.
Şimdi düşünüyorum, paşanın kızı,
“Babam yorgun ve kimseyle görüşecek durumda değil” diyerek Başbakan’ın görüşme isteğini reddetseydi ne olurdu? Bilmiyorum.
Bu arada karaciğer kanseri olan Prof. Dr.
Fatih Hilmioğlu’nun iki kez reddedilen tahliye talebinden sonra artık tahliye talebinde bulunmayı reddetmesi, beni çok etkiledi. İnönü Üniversitesi’ni çağdaş, üretken, kayısı sarısı Malatya’ya çok yakışan bir üniversiteye dönüştüren Hilmioğlu’na içim yanıyor ve vakur duruşundan ötürü teşekkür ediyorum.

\n

Yazarın Son Yazıları

Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020
İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020