İşin açıkçası, bu Kabataş olayına hiç değinmeyecektim. Çünkü yazılacak her şey yazıldı, söylendi diye düşünüyordum. Ancak bir genç kadının, “80-100 deri pantolonlu, deri eldivenli, üstleri çıplak erkek”ten söz etmesi ve bu adamların cinsel organlarını yüzüne ve bedeninin çeşitli yerlerine sürdüklerini söylemesi ve üstüne üstlük “üstüme işediler” şeklinde bir beyan vermesi, benim olaya başka bir açıdan bakmama neden oldu.
Çünkü porno izleyenler bilir, ayrıca porno izlemek bir ayıp değildir. Üstleri çıplak, deri pantolonlu ve deri eldivenli erkekler, porno filmlerinde oldukça sık kullanılır. Çünkü, deri giysiler cinselliği daha çok ortaya çıkarır. Bayanın verdiği ifadede eksik bir şey var, o da bir kamçı! Dikkat, cinsel organın yüze ve bedenin çeşitli yerlerinde sürülmesi! Yok artık, bu ne muhteşem bir fantezi. Sanki ünlü yönetmen Pasolini’nin insanların zor izlediği faşizmi cinsellik açısından lime lime eden ünlü filmi “Sodom ve Gomore’nin 120 Günü” filminden bir sahne.
Bu büyük filmi bırakalım, internette böyle sahnelerin yüzlercesini bulmak mümkün. Sert porno filmler bunu sık sık kullanır.
Devam edelim, “üstüme işediler”.
Vay canına, bu da pornonun en uç örneklerinden biri.
Böyle bir kurmacayı düşünebilmek ve anlatabilmek, büyük bir cesaret ister.
Bütün bunların Kabataş gibi çok polisli ve çok kalabalık bir yerde olabildiğine inanmak da, bu ülkenin insanlarını açıkça birer porno figürü olarak kabul etmektir.
Bir film izlemiştim, Özer Kızıltan’ın “Takva” filmi; filmin erkek kahramanı bir cemaat üyesiydi ve cinsellik onun için günahtı. Ama bir erkekti ve rüyalarında porno filmlere taş çıkaracak sahneler görüyordu. Grup seks, şiddet gibi… Cemaat üyesinin bunları önlemek elinde değildi. Çünkü doğa bildiğini okuyordu. Ve beyin denen o muhteşem organın, kim cemaat üyesi, kim başı bağlı, ayırt etme özelliği yoktu. Onun için her insan insandı.
Sorup soruşturdum, insanoğlunun cinsel fantezilerinin sonu yok. Ve olsun, kime ne? Ama bu fanteziler, bir grubu gerçekdışı bir aşağılamayla karşı karşıya bırakıyorsa, hop derler. Fantezin kendine, bizi bulaştırma.
Bu arada, kendilerinin bu işlerden pek bir haberli olduğuna inandığım, Balçiçek İlter, Aslı Aydıntaşbaş, İsmet Berkan ve Ufuk Uras gibi anlı şanlı kişilere de küçük bir uyarım var. Siz bu fantezilerin bir Kabataş gününde, bu ülkede gerçekleştiğine nasıl inandınız? Kötü değil de gülünç oldunuz? Pek bir saf göründünüz. Hani saflık da sizin yanınızda utanır. Başbakan kendi kitlesine propaganda yapmak için bu porno açıklamaları kullanıyor, siz ne için?
Bu arada Başbakan kendi kitlesine interneti “pornoculara” karşı sansürlediklerini söylüyor. Başbakan’ın bilmediği bir iş var, “porno” herkes içindir! Üstelik Türkiye en çok çocuk pornosunu tıklayan ilk dört ülke arasında.
Sözün kısası, bu porno edebiyatından vazgeçin! Kimseye yararı olmaz.
Anacığım Bu Porno!..
Yazarın Son Yazıları
Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.
Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.
Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.
Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.
Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”
Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.
Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.
Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.
Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.
Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.
Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.
Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.
Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.
Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.
Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.
Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.
Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.
Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.
Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.
Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.
Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.
Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.
Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.
Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.
Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.
Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.
Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.
Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.
Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!
Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!