Şimdi merak bu ya, acaba Cumhurbaşkanı ve çevresindekiler ‘neden büyük kentleri kaybettik,’ diye, kendi aralarında bir özeleştiri yapıyorlar mı? Sanmıyorum, böyle bir işe girişemezler, çünkü hep birlikte istifa edip, köşelerine (tabii yolsuzlukları, adam kayırmaları, ülkenin en değerli topraklarını satmanın, en değerli fabrikalarını kapatmanın, tarımı yok etmenin hukuk açısından getirdiği sonuçlarına katlanarak) çekilmeleri gerekecek!
Yapamazlar, şimdi birbirlerini suçlayarak bu büyük yenilgiyi hazmetmeye çalışacaklar. Öyleyse biz biraz neden kaybettiklerini satır satır yazalım, belki bir babayiğit çıkıp “doğru söylüyorlar!” diye başkaldırır. Başlayalım:
1-Bu seçimlerde AKP’nin bel bağladığı ajanslar, reklam şirketleri (bence yabancı şirketler) bu ülkeyi hiç bilmediklerini yaptıkları reklam kampanyalarıyla hepimize gösterdiler. Şimdi Ortadoğu ile ilgili bir fıkrayı Türkiye’ye uygulayıp hep birlikte gülelim: Kediyi gören fare hemen deliğine girmiş ve kedinin oradan gitmesini beklemeye başlamış, bir süre sonra bir havlama sesi duymuş ve kedi gitti köpek geldi diyerek gönül rahatlığıyla deliğinden çıkmış, hop deliğin önünde bekleyen kedi fareyi kapmış. Fare sormuş “ama köpek havlaması duydum”, kedi “burası Türkiye, demiş birkaç dil birden bileceksin” demiş ve fareyi yutmuş. Milyonlarca para ödenen bu şirketler de bu ülkede pek çok dil konuşulduğunu şimdi belki öğrenmişlerdir.
2-Gelelim yargıya, tek adam tarafından yönetilen, iktidarın bir numaralı bileşeni yargı öylesine fütursuz davranmaya başladı ki, insanlar “yeter artık!” dediler, yeni havaalanında yüzlerce işçi öldü, kimse suçlanmadı, bir kız yurdu yandı gencecik kızlar öldü, kimse sorumlu tutulmadı, polis Berkin’i, Dilek’i, Ethem’i öldürdü kimse suçlanmadı, kız-erkek çocuklara tecavüz eden koca koca adamlar hâkim indiriminden faydalanıp ellerini kollarını sallayarak içimizde dolaşmaya başladılar. Kızının ölümünü soruşturan babayı akıl hastanesine yatırmaya kalktılar, doğuda insanlar ölülerini bile gömemediler. Siyasi cinayetler, sürekli yokuşa sürüldü. Hrant Dink ve Tahir Elçi’yi anımsayın. Binlerce öğrenci ne ile suçlandıklarını bilmeden hapiste çürüyor. Birçok sivil örgütün yaşamasına, yoksullardan yana iş görmesine neden olan Osman Kavala’nın tutukluluğu neredeyse iki yıl geçmiş, Soma’da 301 madencinin ölümüne neden olan maden sahibi serbest bırakıldı, üstelik yeniden maden işletme ruhsatı verildi. Yargının gerçek görevinden uzaklaştığının öyle çok örneği var ki, sayfalar yetmez! Sadece hepinize, evini delik deşik ettiğiniz Türkiye’nin en değerli insanlarından Türkan Saylan’ı anımsatmak istiyorum. Oyların son sayımı Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde yapıldı, gel de karmaya inanma!
3-Yandaş medyanız baştan sona bir fiyaskoydu. Size kendilerini nasıl sunuyorlar bilmiyorum ama şunu söylemek isterim, örneğin ben gerçekten ilk başlarda çok umutsuzdum. Hatta oy vermeyi bile düşünmüyordum ama Kanal D’nin Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı programda yönetici kadın elemanın, Kılıçdaroğlu, “evet İstanbul’u da, Ankara’yı da, Antalya’yı da, Adana’yı da, Ankara’yı da alacağız,” dediğinde kahkahalarla gülmesini unutamam. Pek çok kişi de unutmadı, beğen beğenme karşındaki kişi en büyük muhalefet partisi başkanı! O gün karar verdim, oy vereceğim ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerine inanıp bahse girdim. İki ayakkabı kazandım. AKP bu yandaş medyaya öylesine muhtaç hale gelmiş ki, onlardaki bu şımarıklık bundan olsa gerek. Sizi kandırıyorlar, benden söylemesi. Hiçbir etkileri yok! Gerçek tirajlarını kontrol edin, yaptıkları programları kaç kişi izliyor bir zahmet bakın!
4-Açıkça söylemem gerekiyorsa bu seçimlerden aklımda tek bir fotoğraf kaldı, Cumhurbaşkanı tek başına bir seçim arabasının üstünde, insanların alanı doldurmasını bekliyor. Öyle yalnız, öyle yorgun ki, diyeceksiniz kendisi seçimlerde tek adam olmayı istedi, doğrudur ama bu kadar da yalnız bırakılmaz. Bilmeniz gereken o ki, dünyada artık tek adamlık diye bir şey yok. Ekipler var. Sizler bence ev ev dolaşıp kahve dağıtmayı, mitinglere parayla, devlet baskısıyla, döner ekmek dağıtarak adam getirmeyi örgüt çalışması sandınız. Alternatif etki yollarını özellikle de sosyal medyayı yok saydınız. Kindar ve dindar bir nesil yetiştirmek amacıyla yola çıkmıştınız ama kindar ve dindar olduğunu sandığınız yeni kuşaklar size oy vermedi. Çünkü sizinle bir geleceklerinin olmadığını gördüler. Evet şimdi gençleşme ve değişim zamanıdır, bu da önlenemez bir yaşam gerçeğidir.
Kaybetmenizin o kadar çok nedeni var ki, yazıma ancak bu kadarı sığdı. Son söz: Cumhurbaşkanı’nın danışman kadrosunda kaç kişi çalışıyor bilmiyorum ama hemen hepsi boş çalışıyor.
Neden kaybettiniz?
Yazarın Son Yazıları
Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.
Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.
Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.
Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.
Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”
Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.
Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.
Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.
Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.
Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.
Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.
Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.
Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.
Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.
Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.
Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.
Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.
Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.
Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.
Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.
Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.
Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.
Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.
Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.
Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.
Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.
Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.
Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.
Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!
Bak şu işe ben şu küçücük Yunanistan’ı kıskanıyorum!