Ülkemizi, “1. Dünya Savaşı” sonunda paramparça edip, “var-yok” durumuna getiren “Sevr Antlaşması”na, “Ulusal Kurtuluş Savaşı” ile son veren “Atatürk ve İnönü”ye, “İki Ayyaş” diyen ve savaş sonunda, uluslararası “Lozan Barış Antlaşması”nı imzalayan İnönü’yü böylece diline dolayan, TC Devleti’nin başındaki Erdoğan, “Lozan”ı gündeme oturttu; hem de Yunanistan’da...
Türkiye’nin “Lozan oturumlarında”, dünyanın öbür ucundaki Japonya da aralarında olmak üzere, dönemin emperyalist ülkeleri ve bunların buyruğunda olan, yenile yenile Anadolu’dan dar kaçanların ülkesi Yunanistan’da.
Evet, ilkin Atina’da Yunan TV’sine açıkladı Erdoğan, “Lozan Antlaşması”nda yapmak istediği “güncelleşme” konusunu. (6.12.2017)
Burada, yine araya girmek gerekmiyor mu, değerli dostlar, “Eyy Erdoğan, Lozan’da bu güncelleştirme (açıkçası değiştirme) kararını sen nasıl aldın” diye.
Kendi kendine mi? Sayın danışmanlarınla birlikte mi? Gizli bir grup toplantısında mı? Ya da gizlice (!) yaptığın, gizli bir TBMM oturumunda mı? TC Devleti’nin 80 milyon halkının tüm varlığıyla bağlantılı bu kararı nasıl aldın?
Bu TV söyleşisinin ertesi günü Erdoğan, Cumhurbaşkanı P. Pavlopulos ile yaptığı görüşmede, Yunan Cumhurbaşkanı bu “güncelleştirme” konusunu masaya koyuverdi; bir “Hukuk Profesörü” olduğunu belirtip, “bir anlaşmayı veya hukuk ilkelerini güncelleştirmenin, reformunun mümkün olamayacağını” belirtti. (7.12.2017)
Erdoğan da yanıtına, “... Ben hukuk profesörü değilim ama ‘siyasi hukuku’ iyi bilirim!” diyerek başladı; haklı; Pavlopulos “profesör”se, Erdoğan’ın da “Dr. (doktor)” unvanı var; umarım unutmadık; çünkü ne diyor Erdoğan’ın Başdanışmanı İbrahim Kalın: “Hafıza olmadan, muhafaza olmaz!” (9.12.2017)
Öyleyse, günümüzden geriye doğru şöyle bir gidelim, bugün “Lozan Antlaşması”nda güncelleşme adına “değişiklik” isteyen “TC Devleti”; oysa önceleri “Lozan Antlaşması”yla dertleri olan, değişim isteyen “dış ülkelerdi”, bunun en son örneği, “2005” yılında Strasbourg’da yapılan, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) Karma Parlamento toplantısının kapanış oturumunda yaşandı; “Lozan”ın, günümüze göre “gerçekçi olmadığı” açıkça vurgulandı; ardından Fransız Parlamenter “J. Toubon”, toplantıdaki Türk parlamenterlerinin gözlerinin içine baka baka, “Siz artık Sevr’i kabul edin!” uyarısını yaptı rahatça...
Anımsanır sanırım, parlamenter A. Ooslander de, daha “2003” yılında Atatürk’ü -dolaysiyle gerçekleştirdiklerini-Atatürkçülüğü başta anayasanız olmak üzere tüm yaşantımızdan silinmesi gerektiğini, söyleyecekti...
“2007”de de, “AKP” Milletvekili Prof. Zafer Üskül de aynısını isteyecekti...
Ve artık, “2016” yılına geldiğimizde Emine Erdoğan da, ünlü “Enkaz” fermanını yayımlar: “Türkiye’nin 90 yıllık enkazını kaldırdık!” (26.2.2016)
Açıkça, başta “Atatürk dönemi” olmak üzere, ülkemizin, “laik, çağdaş, hukuk devleti düzenini” -hiçbir çekince duymadan-“Enkaz” olarak değerlendiriyordu...
Erdoğan her gün yaptığı konuşmalarında, M. Akif Ersoy’u anıyor, şiirlerinden alıntıladığı mısralarla; ne ki Erdoğan’ı TV’de izleyenler de, ünlü şairimizin başka bir dizesinin “... bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz!” bölümünü düşünmekten kendini alamıyor...
Şu sıralarda, “rüşvet” ile ilgili, ABD’de süren “Sarraf Davası”nın duruşmalarında, Erdoğanlar için ortaya dökülen “belgeler”, dünyanın gündemindeyken, “Lozan Antlaşması”nı öne çıkarıp tartışmak, iyi bir “taktik” mi acaba?
Ne dersiniz?
‘Sevr’den ‘Lozan’a (15.12.2017)
Yazarın Son Yazıları
Erasmus
“Değerli dostlar bugün, ‘12 Mart günü’, Ulusal Kurtuluş Savaşı sürecinin önemli tarihlerinden birini oluşturur.
‘Manifesto!’
‘Elli Yıl’
Haddini Bil!
Bölme mi? Parçalama mı?..
‘Kıht-ı rical!’
‘Aşı’ ve ‘mumlar’
Siyasal terör!
‘Geleceksizlik!’
Yeni bir kavram dolayısıyla...
İlk gün
İsmet İNÖNÜ
‘Şikâyetname’
‘Şeriat bizim hukukumuzdur!’
‘Rüzgâr eken fırtına biçer!’
‘Hukuk Devleti’ mi? ‘Kişi Devleti’ mi?
Depremle birlikte yaşamak
‘Kıht-ı Rical’
‘Quo vadis?’
Dünya Kız Çocukları Günü
‘26 Eylül’ dolaysiyle!
Yarın ‘26 Eylül Dil Bayramı’!
‘Torpil’
İlahiyatçı ne diyor?
Yine mi?
‘Ağustos’ ayı
‘Bir fikir gazetesinde otuz yıl’
‘Mecelle’
Lozan’dan Lozan’a!
‘24 Temmuz Lozan Günü’
86 yıllık...
Düğme
Bir zamanlar...
‘Kavrulmak’ ve ‘savrulmak’
Ekonomiye sıra nasıl gelsin ki?
‘65 yaş üstü’
‘Ben ben ben demokrasisi!
İkileşti mi?
“Çekildik...