Dünyayı Sömüren Amerika

04 Şubat 2014 Salı

Türkiye 2003 yılına kadar bir şey yapmamış, 2003 sonrasında ise büyük liderin(!) liderliğinde büyük atılımlar gerçekleştirmiş; ama şimdi de uluslararası güçler bu atılımları önlemek ve lideri yıpratmak için elinden geleni yapmaktadır. Bu değerlendirmeler birçok yazar tarafından bugünlerde sıkça gündeme getirilmektedir.
Oysa Türkiye ve gelişmekte olan tüm ülkeler küresel ekonominin baskısını her dönemde yaşamışlardır. 2003- 2013 dönemi ise tüketen ve borçlanan ekonomi yönünden bir atılım dönemidir.

Adam Simith kazandı, Karl Marx kaybetti
Sovyetler’de komünizm çökünce siyaset ve medya elitleri kapitalizmi bu sözlerle kutsamışlardı. Belki komünizm kaybetmişti, ama kapitalizm de kazanmamıştı.
Pazar ekonomisi sosyal anlamda devlet müdahaleleri olmadan halkın yoksullaşması pahasına işlemekte idi.
Kapitalizmin daha iyi işlemesi ve daha adil olması için kamu kurumlarının müdahalesinin şart olduğu “Yeni Anlaşma” (New Deal) Amerika’da ve Avrupa’da tartışılıyor ve uygulanmaya çalışılıyordu.
Ama Reagan buna son verdi. Pazar büyüsünü, daha az kuralın varlığı ve sosyal harcamaların daha az olmasının koruyacağına inandı.

Uluslararası mali kuruluşları Amerika avucunun içine aldı
Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlar İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaraları sarmak, savaştan ağır hasarlarla çıkan ülkelerin ekonomilerini geliştirmek ve dünya kapitalizmine istikrar kazandırmak amacıyla kuruldu. İlk yıllarda bu amaçlar doğrultusunda çalıştı.
Reagan ve Margaret Thacher 1980’lerde iktidara geldiklerinde serbest piyasa ateşlerini hem kendi ülkelerine hem de küresel ekonomiye katmaya karar verdiler.
Bu noktadan itibaren bu uluslararası mali kuruluşlar ülkeleri pazar ekonomisini uygulamaya zorlayan, bunun için şartlar ileri süren bir amaçla gelişmekte olan ülkelerin kapısını çalmaya başladılar. Tabii ki bizim güzel ülkemizin de...
Fakat gelişmekte olan ülkeler küresel ekonomiye entegre olmak ve pazar ekonomisi ateşini içlerinde yakmak için aşırı borçlandılar. Borçlarını ödemek için borçlandılar.
Amerika burada ikiyüzlü davranmaktaydı. Gelişmekte olan ülkelerin pazar durumunda kalmalarını sağlarken açıklarını da dış yardımlarla kapatıyordu.

Liberalizmin trajik başarısızlığı
Liberalizmin sömüren Amerika ve Batı’nın kendi pazarlarını koruma adına yaptıkları büyük yanlışlıklar nedeniyle trajik başarısızlığına 1990’lar ve 2008- 2009’da ciddi biçimde tanık olduk.
Dolar imparatoru piyasaya para bastıkça dünya likiditeye boğuldu. Bu paraları kendi ülkesinde görenler -ki Türkiye de bunlardan biridir- sarhoş oldular. Bu para bolluğu ile tüketim ekonomisi yarattılar. Aldıkları borçlar ve bol parayla Amerika’nın ve Batı’nın ürünlerini satın aldılar.
Liberalizm patronları hem sattı kazandı hem de bedelini verdiği borçla tahsil etti.
Ama balon artık patladı ve gelişmekte olan ülkeler için trajik son geldi çattı...

Küresel ekonomi, liderleri yaratır ve yok eder
Gelişmekte olan ülkelerde Amerika’nın pazarı olmayı, ona bağımlı kalmayı, izin verdiği alanlar dışında sanayileşmemeyi kabul eden ve biat eden parti iktidara gelir ve en becerikli olan da lider olarak seçilir.
Amerika’ya biat etmeyi kabul ederek iktidara gelen AKP ve Erdoğan dönemi küresel ekonominin geldiği trajik nokta nedeniyle tarihe karışmak üzere.
Ancak küresel sermaye ve Amerika dünyayı sömürmekten vazgeçmeyeceği için gelişmekte olan ülkelerde ve bizde hep kendine bağlı lider ve hükümetleri iktidara taşımaya çalışacak.
Bunu önlemenin yolu; üreten ekonomi yaratmak, adaleti sağlamak ve uykudan uyanıp köpekbalığının önünde giden kenetlenmiş balık sürüsü haline gelmektir.
Allah yardım eder mi? Ona da siz yanıt verin...  


Yazarın Son Yazıları

İnsan Olmak! 4 Mart 2014
Bir Umrenin Ardından 25 Şubat 2014