Sanıyorum dört veya beş hafta önceydi. Yazımın başında “adını ilk defa CHP Genel Merkezi’nin kendisini ihraç talebiyle yüksek disiplin kuruluna vermesi yüzünden duyduğumu” belirterek “ortada yeterli kanıt yokken CHP’nin böyle bir işlem yapmasını” eleştirmiştim.
Yeterli (yani tatmin edici) kanıt söz konusu olmadan Hasan Ufuk Çakır isimli Mersin milletvekili, CHP karar vermeden istifa edip hemen AKP’ye geçerek gerçek kimliğini ortaya koydu.
Son salı günü katıldığı AKP Meclis Grubu’nda yakasına ampullü rozet takıldıktan sonra AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a dönüp, “Mustafa Kemal’den (Atatürk demiyor) sonra ikinci başkomutanım” diyerek usule aykırı bir selam çakması, bu zatı disiplin kuruluna verenlerden önce 2023 seçiminde CHP’nin Mersin adayları listesine koyan(lar)ın -imkân olsa- disipline verilmeleri gerektiğini akla getiriyordu.
Bizim parlamento geçmişimizde “milletvekili ayartma”, öteki adıyla “milletvekili transferi” olayları maalesef çoktur. Bunun en unutulmazları 1970-1980 arasında yaşanmıştır. Merhum Süleyman Demirel’in rakip partilerden milletvekili ayartmak için deyim yerindeyse “mebus (milletvekili) pazarı” kurduğu dönemler hafızalarda hâlâ tazedir. Merhum Bülent Ecevit’in de 1970’li yılların sonlarında Adalet Partili bazı milletvekillerini transfer edip kuracağı hükümete “bakan” olarak ataması unutulmayan örneklerdendir.
Parti değiştiren milletvekillerinden en unutulmayan isim kendisine “Fırıldak Kubilay” lakabı takılan Kubilay Uygun oldu.
Kubilay Uygun çok kısa süreli parti değiştirmeleri nedeniyle “etik” tartışmalarına neden oldu.
Ecevit tarafından onay verilmesi üzerine DSP’den milletvekili seçildi ancak bir dönem içerisinde ANAP, DYP, MHP, DTP ve DSP’nin rozetlerini yakasına taktı.
DSP ile DYP arasında gidip geldikten sonra MHP’ye geçip 20 gün sonra oradan da ayrılmış ve DTP’ye katılmıştı. Kısacası 2 yıl içinde altı kez parti değiştirmiş oldu. Bu durum Der Spiegel dergisine dahi konu oldu. Hakkında 20’ye yakın dava açıldı ve “Fırıldak Kubi” olarak tanındı.
Daha eski yıllara, yani 1950-1960 arasına gidecek olursak “milletvekili ayartma”ya hiç tenezzül etmemiş tek devlet adamı, CHP’nin Atatürk’ten sonraki genel başkanı merhum İsmet İnönü’dür.
Aslında bu olay Demokrat Parti’nin seçmen desteğini kaybettiği 1959 sonrasıyla 27 Mayıs 1960 öncesi arasında merhum Adnan Menderes tarafından başlatılmıştı. Ama onlar da sembolik düzeyde kalmıştı.
İşin asıl ders teşkil edecek yanı, anayasayı -referandumsuz şekilde- değiştirecek 400 oyu TBMM’de bulabilmek amacıyla CHP başta olmak üzere (Cumhur İttifakı dışında kalan) her partiden milletvekilini AKP’ye transfer etme kampanyası açan Tayyip Erdoğan’ın bu konuda AKP’nin güçlü olduğu dönemlerde söyledikleridir.
Erdoğan bu konuda, partilerin başka partiden milletvekili transfer etmelerinin yakışıksız ve siyasi ahlaka aykırı olduğunu söylüyor, seçildiği partiyi bırakarak başka partiye geçenlerin ayrıca kendilerine oy veren seçmenlere ihanet ettiğini vurguluyordu.
Ama devran döndü ve Erdoğan’a tekrar cumhurbaşkanlığı yolunu açacak şekilde anayasayı değiştirebilmek için dün en ağır cümlelerle eleştirdiği partilerden milletvekili seçilenlerin yakasına “ampullü” AKP rozetini takıp onları kutlamak da Erdoğan’a nasip oldu.