Suyun ikamesi yoktur- Nejat Eslen
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Suyun ikamesi yoktur- Nejat Eslen

09.10.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Su, tüm doğanın yönlendirici gücüdür’’ - Leonardo da Vinci

Türkiye meşgul bir ülke. Türkiye’yi yönetenler de öyle. Türkiye, ülke içindeki siyasi çekişmelere, ekonomik krize, giderek artan yoksulluğa ve PKK ile sürdürülen müzakere sürecine kilitlenmiş durumda. Dış cephede ise Türkiye’yi yönetenler, çok kutuplu dünya düzenine evrilen süreçte, Atlantik-Asya-Pasifik ve Avrasya güç merkezleri üçgeninde sıkışmakta ve saat sarkacı gibi salınmakta.

Türkiye, hâlâ tamamlanmayan Ortadoğu’nun şekillendirilmesi gayretlerinin ortaya çıkardığı riskler ve tehditler, Suriye’deki gelişmeler, İsrail’in Gazze’deki katliamı ile de meşgul. Ayrıca, Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan yeni ittifakların oluşturduğu tehdit ile kuzeyde Karadeniz havzasında süregelen Ukrayna Savaşı da Türkiye’yi meşgul etmekte.

Türkiye’yi yönetenler meşgul ama Türkiye, bilindiği halde yeterince gündeme getirilmeyen ve yeterince tepki verilmeyen çok ciddi bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya: Su kaynaklarının kirlenmesi ve kuruması sorunu.

Türkiye’nin su kaynakları giderek kirlenmekte ve bu kaynaklar iklim değişikliğinin etkisi ile yağışların azalması, buharlaşmanın artması, kuraklık ve yanlış su yönetimi nedeni ile giderek kurumaktadır.

‘TÜRKİYE SU STRESİ YAŞIYOR’

Günümüzde Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir tatlı su miktarı bin 300 metreküp seviyesi ile su stresi yaşayan ülkedir. Eğer gereken tedbirler alınmaz ise 2030’lu yıllara doğru bu değer kişi başına bin metreküp seviyesinin altına düşecek ve Türkiye su kıtlığı içindeki ülke olarak tanımlanacaktır. Yeraltı suları giderek tükenmekte, göllerde, göletlerde, nehirlerde; ciddi oranda su azalması izlenmektedir. Ege, İç Anadolu ve Marmara bölgeleri en yüksek risk altındaki bölgelerdir.

Türkiye’de nehirlerin yüzde 70’i kirlenme riski altındadır. Konut ve sanayi atıkları, kimyasal gübreler ve madencilik faaliyeti nedenleri ile nehirler kirlenmektedir. Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgeleri su kaynaklarının en çok kirlendiği bölgelerdir.

KAYNAKLAR HIZLA TÜKENİYOR

Ege bölgesinde, Gediz, Büyük ve Küçük Menderes nehirlerinin debisi giderek azalmakta ve bu nehirlerde metal kirliği giderek artmaktadır. Marmara bölgesinde Ergene nehri Türkiye’nin en kirli nehridir. Meriç nehri tehdit altındadır. Sakarya nehrinde debi azalması ve kirlenme yaşanmaktadır. İç Anadolu bölgesinde yer altı suyu krizi bölgenin doğal karakterini değiştirmiştir.

İstanbul’u besleyen kaynaklar on yıl içinde yetersiz hale gelebilecektir. Ankara’da su sorunu, İstanbul’dan sonra en yüksek düzeydedir. Ege bölgesinde ise en riskli kent İzmir’dir.

Bütün bu yazdıklarım, yapay zeka tarafından devletin ilgili kurumlarınca bu konuda hazırlanan raporlardan, aktarılan bilgilerin özetidir.

Özetle, başta Trakya, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde su kaynakları giderek kurumakta ve hızla kirlenmektedir. Bu durum giderek ciddi bir güvenlik sorununa dönüşmektedir. Bu şartlarda Fırat ve Dicle nehirlerinin değeri giderek artırmakta ve bölge hedefe dönüşmektedir. Giderek şiddeti artacak olan su sorunu devletin ilgili kurumlarınca bilinmekte, ancak, ülke çapında, makro bir plan içinde alınması gereken tedbirler geciktirilmektedir.

Oysa, etkin su yönetimi Türkiye’nin stratejik önceliği olmalıdır. Çünkü susuz yaşamak mümkün değildir. Çünkü suyun ikamesi yoktur...

Yazarın Son Yazıları

'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026
Ya 3 Nisan 1930 olmasaydı?

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmü, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı olmayıp aynı zamanda bir imparatorluğun küllerinden doğan yepyeni bir yaşamın ilk nefesidir.

Devamını Oku
03.04.2026
Ebru Teğmen…

Nereden nereye sevgili okur, ‘’Fatmagül’ün suçu ne?’’ sorusunu hemen tanıdınız değil mi?

Devamını Oku
03.04.2026