Hıfzıssıhha 93 yaşında, 17 farklı tip aşı geliştirmişti

30 Mart 2020 Pazartesi

1936 yılında Hıfzıssıhha’da tifo, dizanteri, kolera, veba, menengokok, stafilokok, boğmaca, brucella, nezle, BCG, difteri, tetatos, kızıl, alüminyum presipiteli karma aşılar, lekeli humma, kuduz, çiçek, grip aşıları olmak üzere 17 farklı tip aşı üretilip, 35 farklı formülde ülke istifadesine sunulmaktaydı.

1965 yılına kadar Ankara’nın şimdilerde Hacettepe Üniversitesinin olduğu, eski ve yeni Ankara’nın sınırı sayılabilecek Hacettepe semtinde yaşadım. Demiryolunun alt tarafında Sıhhiye semti başlardı. O zamanlar bu semtin adını, modern Türkiye’nin halk sağlığı altyapısının temellerini atan Dr. Refik Saydam tarafından bu bölgenin Tıp Fakültesi, Hıfzıssıhha, Numune Hastanesi ve Sağlık Bakanlığı’ndan oluşan Sıhhiye kampusu olarak oluşturulmasından aldığını bilmiyordum.

Bu kurumlar içinde en önemlisi Dr. Refik Saydam’ın Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı) döneminde halk sağlığının tıp eğitiminden farklı özellikler taşıması bilinciyle uygar ülkelerdeki benzerlerine uygun olarak kurulan Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi’dir (Umumi Hıfzıssıhha Kurumu Kurulmasına Dair Kanun, 17 Mayıs 1928). Müessese, Hıfzıssıhha Okulu’nun yanı sıra laboratuvar.

Başbakanlık binası bile henüz yokken...

Nisan 1927’de inşaatına başlanıldığında Başbakanlık’ın ve Genelkurmay Başkanlığı’nın binalarının olmadığını bilmek konuya verilen önemi göstermeye yeter. Çünkü Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte başta verem, sıtma (Ankara nüfusunun yüzde 90’ı, toplam nüfusun yarısı), frengi, trahom (1920’lerde 3 milyon), çiçek ve kuduz hastalıkları olmak üzere uzun yıllardır savaşlarla, açlıkla boğuşan halkın sağlık sorunlarıyla köklü olarak mücadele edilmesi gerekmekteydi.

Ülkemizde aşı (kuduz ve çiçek) eğitim ve üretim faaliyetleri (mikrobiyoloji olarak da okunabilir) II. Abdülhamit döneminde başlamıştır (1886). 1920-21 yıllarında Sivas’taki ‘aşı evinde’ çiçek aşısı üretimi yapılmaktaydı. Türkiye’de çiçek, difteri, boğmaca, tetanos, BCG, polio ve kızamık aşılama hizmetlerinin rutin olarak verilmesine 1930’da başlanmıştır. 1936 yılında Hıfzıssıhha’da tifo, dizanteri, kolera, veba, menengokok, stafilokok, boğmaca, brucella, nezle, BCG, difteri, tetanoz, kızıl, alüminyum presipiteli karma aşılar, lekeli humma, kuduz, çiçek, grip aşıları olmak üzere 17 farklı tip aşı üretilip, 35 farklı formülde ülke istifadesine sunulmaktaydı. Ayrıca pek çok antijenin yanında tüberkülin de üretilmekteydi.

Zavallı bir gerekçeye kurban

Başarısı kanıtlanmış bu kurumda 1990 sonlarında başlatılan teknolojik ve bilimsel yenilenme süreci yalnızca ‘kâr-maliyet’ gerekçelerine dayandırılarak sonlandırılmıştır (difteri-boğmaca-tetanos 1996’da, BCG aşısı 1998’de).

Yakın geçmişte birçok aşıda kendi üretimlerine başlayan Brezilya, Arjantin, Küba, Çin, Hindistan, Pakistan, Endonezya, Tayland, Meksika ve Güney Kore gibi ülkelere karşın ülkemiz milyarlarca lirayı yabancı ilaç tekellerine aktarmayı tercih etmektedir. Yerli sermayemiz ise ‘zamanın ruhuna’ uygun olarak Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarını tercih etmiştir. Hemen her salgın döneminde ‘milli’ aşı üretimi gündeme getirilse de böylesi stratejik bir üründe dışa bağımlılığı sürdürecek politikalarda ısrar edilerek çözüm teknoloji transferine dayalı özel/yabancı yatırımda aranmaktadır.

Oysaki günümüzde biyoteknolojiye dayalı aşı üretimi için her türlü kaynak (finansman, bilgi, insangücü) bulunabilir.

Kaynakların dronların peşinde savaş taktikleri geliştirmeye mi yoksa koruyucu sağlık hizmetlerinin stratejik aşı geliştirilmesine mi ayrılması siyasi bir tercihtir. Ancak yaşamakta olduğumuz küresel COVID-19 salgını, Türkiye sağlık sisteminin kamucu köklerini canlandırarak, yeniden tasarımlamak ve sağlık hizmetlerini herkese eşit ve ücretsiz sağlayacak sistemi kurarak, insan haklarına aykırı ‘şehir hastaneleri ve müşteri temelli’ ideolojiden kurtarmayı zorunlu kılmaktadır.

Yazan: Müfit Akyos, Aşı, en ucuz sağlıklı kalma yöntemi! Herkese Bilim Teknoloji dergisi, sayı 209.


Yazarın Son Yazıları

Katliam... 4 Mayıs 2020